ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
BEYİT BEYİT
#1
BEYİT  BEYİT


Mustafa CEYLAN
****************



İki mısralık şiir yapısına BEYİT denir.
Divan şiirinin nazım birimidir Beyit. Halk Şiirinin nazım birimi de DÖRTLÜK(Kıt'a)dır.

 
"Beyit,Arapça'da "çadır, ev, oda" anlamındadır.
 
Beytin ilk mısrasına Divan Şiirinde SADR, ikincisine de ACÛZ denir. Bir beytin oluşması için iki mısraın birleşmesi gerekli, ama yeterli değildir.Ayrı vezinlerde iki mısra bir beyit halinde birleşemez. Vezin birliği şarttır. Beyt eski kitaplarda çok kere "şi'r" ile eş anlamlı kullanılmıştır.(*)(İpekten, Haluk, a.g.e, Syf: 15)


"Beyit, bir manzume içindeki durumuna, uyaklı ve bağımsız olup olmamasına göre çeşitli adlar alır :
 
Uyaklı beyt'e "beyt-beyit ayrıca "matla" adını da alır. Müfredler divanlarda "müfredât" başlığı altında ayrı bir bölümde toplanır. Örneğin Şeyh Galip divanında 7 sayfa tutan müfredler, "ebyât-ı müfredât" başlığı altında toplanmıştır. Böyle beyiter uyaklı olduğu gibi uyaksız da olabilir. Uyaklı olanlar yani "musarra" beyitler genellikle "metâli" adı ile divanlarda yer alır. Nef'î divanının "metâli" bölümünde 9 beyit vardır. Birkaç örnek:
 
"Urunca şâne gîsû-yi hayâl-i yâre müjgânım
Gül-âb-efşân olur yâd-ı ruhiyle çeşm-i giryânım

*
Ruh-ı rengîni kim yârin letâfet gül-sitânıdır
Zenahdân sanma ol gül-şende bülbül âşiyânıdır

*
Ne âdemler helâk eyler görün ol çeşm-i cellâdı
Anılsa yine ammâ nâ-tüvan bir hastedir adı


Gazel ve kasidenin ilk beytine "matla", özellikle gazelin son beytine "makta" denir.
(**)(Dilçin, Cem, a.g.e, Syf: 102)

*
"Matla" ya örnek:

"Dağıtdun hâb-ı nâz-ı yârı ey feryâd neylersün
Edüp fitneyle dünyâyı harâb-âbâd neylersün"

(Şeyhülislâm Bahâyi)

"Müfred" e örnek:
"Meyhâne mukassî görinür taşradan ammâ
Bir başka ferah başka letâfet var içinde"

(Nedîm)
(***)(İpekten, Haluk, a.g.e, Syf: 15)

*
Anlamı başka bir beyit ile tamamlanan beyte de "merhun" denir.

*
"Halk şiirinde, "mahlasın bulunduğu beyte, halk arasında "karalama ya da "karalama beyti" adı verilir. "Mühür beyti" de denilir."

*
"Öz ve Güzel anlamlı dizelere "berceste" denildiği gibi, güzel olan beyitlere de "beyt-i berceste" denir."
(****)(Dilçin, Cem; a.g.e, Syf: 102)

 
*
Beyitlerden oluşan Nazım Şekilleri:
A-Tek kafiyeli olanlar
1-Gazel
2-Müstezâd
3-Kaside
4-Kıt'a
5-Nazm

B-Ayrı Kafiyeli olan
1-Mesnevi

*
 
Bu kitabî bilgilerden sonra; gelelim bizim diyeceklerimize :
Bugün maalesef, beyit'lerle yapılanmış şiirlere hasretiz. Aruz'u zaten paslı bir çekmeceye kilitlemiş olan şiir dünyamız, hece şiirinde de beyiterle dokunmuş şiirleri yok denecek kadar az sunmaktadır.
 
Çamlıbel'in HAN DUVARLARI şiirinde heceyi heceyle kararak Beyitlerle dokunmuş bir şiir mimarisi içine ustalıkla "Maraşlı şeyh oğlu Satılmış" koşmasını monte etmesini de göremiyoruz.
 
Oysa,
Beyitlerle, dörtlükler veya beşlik, altılık mısralar bir şiir bünyesinde buluşturularak hece ile hece veya "aruzla hece gülistanı" ortaya konabilirdi. Gülce Edebiyat Akımı, GÜLİSTAN adını verdiği şiir türünde bunu önermiş, hece ile aruzu bir şiir bünyesinde buluşturmuş, beyitlerle dörtlüklerin bir şiir bünyesinde şiirin yeniden yeni olmasını gündeme getirmiştir.

 
"Kökü mâzide olan âtiyiz" diyenlerin bir kısmının beyit meselesine sırt dönmüş olmalarını anlayabilmiş değiliz. Bir düz koşmanın dörtlükleri arasına sanki "ziyadeli" imiş gibi beyitlerle katkıda bulunmanın şekil olarak da şiirimize ne kazandıracağını deneyebilmiş değiliz. Çamlıbel'in HAN DUVARLARI'nın tersine bir şiir mimarisi, nasıl olurdu acaba, doğrusu merak da etmekteyiz.
 
Beyitlerle divan edebiyatında 6 çeşit şiir türü meydana getirmiş ve bu türlerle dev eserler vermiş bir millet olarak, günümüz de de yeni şekillerle yeni denemeler ve yeni yeni şiir türleri sunabilmeliydik.

*
Beyitlerle yazılan Gazel, Kaside ve Mesnevilerle kütüphaneleri ağzına kadar dolu bir toplumuz, ama, onlardan bihaberiz. Çok yazık!

 
Gazel'i, argonun çıkmaz sokağında "dışardan gazel okumak" anlayışımızla hançerleyip çok şükür öldürdük. Oysa, onu yeni çağın yeni şiir anlayışıyla ne kadar güzel değerlendirebilirdik. Farkına bile varamadan öldürdük. Kaside uzunluğunda "epope" veya "destan"larımıza arkasını dönen bir nesil yetiştirdik ki, okuma özürlü...
 
Şimdi, cihan imparatoru olduğu halde bir beyit karşısında tüm ünvanlarından, kaftan ve şatafatarından soyunan şair sultanların silüetleri geziniyor kütüphanelerimizin el değmemiş raflarında... Sonra da oturmuş ağıt düzüyoruz, şiir niye yok, şair niye çok diye... Beyitsiz, evsiz bir şiir ikliminin kar  fırtınasına yakalanmışız meğer...
 
Serbest şiirin mimarisinde dahi "beyit" güzelliğini sergilesek, kimbilir ne kadar mükemmel eserler ortaya koyarız. Biz beyiti unuttuk, ama, beyit sapa sağlam edebiyat tarihimizde bizi beklemektedir. Gençleri, şiire heveslileri, şiiri öğrenmek ve has şiir yazmak isteyenleri umutla beklemektedir.
 
Madem beyit, "ev-çadır" demek. Şu halde, şiir göçebeliğinden kurtuluşun tek çaresi beyit'e, eve kavuşmaktır. Öyle değil mi?
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi