ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
MISRA MISRA
#1
MISRA MISRA


Mustafa CEYLAN
**************************

Mısra, nesir'in "satır"ıyla boy ölçüşürse, enine, yayvan uzanmadığı için; dar alanda kelimelerle dans ettiği için, eni boyuna denk bir güzelliktir ki, şiirin harf, hece, kelime'den sonra gelen vaz geçilmezidir. Hangi vezinle yazılırsa yazılsın şiirin temel taşı olan mısra, içinde taşıdığı unsurları gayet mâhirâne bir şekilde sergiler.

Halk Şiirinde mısra'ya çoğu kişi "satır" demektedir ki biz bunu tercih etmiyoruz ve "mısra" sözcüğünü tercih ediyoruz.

Şiir, mısralardan oluşur.

Divan Edebiyatında MISRA,beyit(aruz kalıbıyla söylenmiş olan iki mısraın yarısıdır.)

Derler ki: "Mısra'(dize)nin sözlük anlamı, "çift kapılı bir kapının tek kanadı"dır.Ölçülü ve anlamlı bir satırlık nazım parçasına denir.Dize en küçük nazım birimi olduğu gibi, bağımsız olduğunda, yani bir şiirden kopmamış olması durumunda da en küçük bir nazım biçimidir. Böyle bir şiire balı olmayan ve başlı başına bir anlamı olan dizelere "MISRA-I ÂZÂDE"(bağımsız dize-MISRA) denir. Muallim Naci' nin gülümserken çekilmiş bir fotoğrafının altına yazdığı aşağıdaki dize bağımsız bir dizedir.

"Mudhikât-ı dehre ben ölsem de tasvîrim güler"

Bir beyit içinde, birbirlerinin anlamlarını tamamlamayan ya da aralarındaki anlam bağı kesin olmayan dizeler de "âzâde dize" sayılır.Aşağıdaki beyitte dizeler arasında kesin bir anlam bağı yoktur, tek başlarına da anlam bütünlüğü vardır.

"Kalbini sâf eyleyen câm-ı safâyı neylesin
Aşk ile dm-sâz olan sâz u nevâyı neylesin

(Nev'i)"
(*)(Dilçin,Cem; a.g.e, Syf:99)

ikinci bir örnek verelim:

"Anlam bakımından birbirine bağlı olmayan ya da çok uzak bir anlam ilişkisi bulunan iki mısranın her birine "âzâde"(**)denildiğine göre;

"Fikret-i hatt-ı yâr var sende"
"Arzû-yı bahar var sende"

(Nazîm)
(**)(İpekten, Haluk; a.g.e, Syf: 14)

Gelelim MISRA-I BERCESTE'ye :

"Araplarda ev çadırdır.Çadır kapısının iki yanının bir çadırı meydana getirmesi gibi nazımda da iki mısra bir beyti oluşturur", öyle değil mi?
"Bazen nazmın içinde göze çarpan güzelliği ve anlamın dolgunluğu ile dillerde dolaşan bir mısra ATASÖZÜ gibi kullanılmaya başlar. Böyle mısralara MISRA-I BERCESTE "sıçramış, fırlamış mısra", öne geçmiş mısra adı verilir.

"Âvâzeyi bu âleme Dâvud gibi sal
"Bâkî kalan bu kubbede bir hoş sadâ imiş"

(Bâkî)

*

Çeşm-i insâf kadar kâmile mizân olmaz
"Kişi noksânını bilmek gibi irfân olmaz"

(Bursalı Tâlip)

*

"Eğer maksûd eserse mısra-ı berceste kâfidir"
Aceb hayretdeyim ben Sedd-i İskender husûsunda

(Koca Ragıb Paşa)

*

Miyân-ı güft-gûda bed-memiş îhâm eder kubhun
"Şecât'at arzederken merd-i kıptî sirkatin söyler"

(Koca Ragıb Paşa)


Yukarıdaki tırnak içine alınan mısralar birer mısra-ı bercestedirler. Berceste sözü aynı zamanda bir şiir ya da bir fikri ÖVMEK İÇİN de kullanılır. Şi'ir-i berceste, fikr-i berceste gibi."(**)
(İpekten, Haluk; a.g.e, Syf: 14)


*

"Divan şairleri, gelişi güzel gazel ve kaside yazmaktansa berceste şiir söylemeğe değer vermişlerdir."(Dilçin,Cem; a.g.e, Syf:100)


*

Evet,
Bu kitabî bilgilerden sonra, mısra hususunda görüşlerimizi sunalım, olmaz mı?

Mısra, bize göre her şiirin temel taşıdır.
Mısra, şiirin şeklini de ortaya koyar.Şiirin adeta dışa ait resmini oluşturur.

Mısra, bir şiiri mıh gibi insanın aklına çakar. Şiiri, unutulmaz kılar. Şairi ve şiiri bin yıl yaşatır. İyi mısra, güzel, hoş, düzgün, yani berceste mısra şiiri ve şairi ölümsüzlüğe götürür. Şairin bir çeşit markası olur. O mısra, o berceste mısra okunduğunda hemen şairi hatırlanır. Bir çeşit mühür, imza, tuğradır mısra. Şiirin reng tayfıdır.

Mısrayı meydana getiren unsurlar;
Harf, hece, kelime, kafiye' dir.

Şairi ölümsüz kılacak kadar önemli ise mısra, içindeki unsurlar da önemlidir. Mısraı teşkil eden unsurlar, birbiriyle uyumsuz ise, bir güzellik teşkil etmiyorlarsa, o mısra ve o şiir ölü demektir.

Günümüz şairlerinin en dikkatsiz davrandıkları husus da maalesef mısra'dır. Daha doğarken ölen mısraar altında kalan nice şairlerimiz var, ah ki onlara, ah!...

Gelelim mısrayı teşkil eden unsurlara;

1-HARF

Alfabemizin harfleri... A'dan Z'ye kadar... 8 Sesli, 21 sessiz... Yanyana geldiklerinde çıkarırlar seslerini. Aslında, sesli ve sessizlerin raksıdır şiir.

Bize göre, her harfin bir AĞIRLIĞI vardır. A harfinin kulakta bıraktığı ses ağırlığı ile i veya s harfinin bıraktığı ses ağırlığı bir değildir. Şu halde, mısranın, dolayısıyla şiirin anası SES yani harftir. Baştan sona (rrrrr) veya (mmmmmmm) diye kulakta ses bırakan bir şiiri düşünün, sizi ne kadar rahatsız eder değil mi? Kelime de, hece de, kafiye de harflerden meydana gelir.

Edebiyatımızda HARF konusunda özellik arzeden iki EDEBÎ SANATI' da ele alalım :


1)Aliterasyon (Ses Yinelemesi):


"Bir şiirde ya da düzyazıda ahenk yaratmak amacıyla aynı ses ya da hecenin yinelenmesine aliterasyon denir.

Örnekler:

* "Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında."

* "cinayeti kör bir kayıkçı gördü
    ben gördüm kulaklarım gördü
    vapur kudurdu, kuduz gibi böğürdü
    hiçbiriniz orda yoktunuz."

* "Salkım salkım tan yelleri estiğinde
     Sakallı bozaç turgay sayradıkça "

* "Dest bûsı arzûsiyle ölürsem dostlar
     Kûze eylen toprağım sunun anınla yâre su"   ( Fuzuli )

* "Sev seni seveni hâk ile yeksân ise
     Sevme seni sevmeyeni Mısır'a sultân ise"

* "Eylülde melûl oldu gönül soldu da lâle
    Bir kâküle meyletti gönül geldi bu hâle"

* Seherlerde seyre koyuldum semayı, deryayı. (Tevfik Fikret )

* Karşı yatan karlı kara dağlar karayıptır, otu bitmez. (Dede Korkut )

*Aşkın sesi sen, bestesi sen, nağmesi sensin. (Hasan Sami Bolak )

* Kim o deme boşuna benim ben
   Öyle bir ben ki gelen kapına baştan başa sen.(Özdemir Asaf)

* Çözülen bir demetten indiler birer birer (Ziya Osman SABA)


2-Asonans nedir?

Şiirde aynı ünlü seslerin tekrarına denilir. Aliterasyonla genellikle birlikte yapılır. Kelimelerde vurguyu taşıyan aynı ünlünün tekrarından doğacak ahengi yakalamak için şâir ve yazarlar bu sanata baş vururlar. Kelimelerdeki söz özelliklerine dayalı olduğundan bu sanat söz sanatları arasında sayılır. Şâirin özel bir amaçla bu sanata baş vurması sebebiyle de düşünceye bağlıdır.

    Örnek-1

    Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş,
    Eşini gâib eyleyen kuş
    gibi kar
    Geçen eyyâm-ı nevbahârı arar
    Ey kulübün sürûd -ı şeydâsı
    Ey kebûterlerin neşideleri,
    O baharın bu işte ferdası
    Kapladı bir derin sükûta yerikarlar (Cenab Sahabettin)

    Yukarıdaki şiirde (â), (e), (û) gibi ünlü sesler tekrarlanarak şiirde bir ahengin oluşması sağlanıyor.

    Örnek-2

    Neysen sen, nefes sen, neylersin neyi
    Neyzensen, nefessen neylersin neyi

    Örnek-3

    Ayağın sakınarak basma aman sultanım
    Dökülen mey kırılan şişe-i rindân olsun
(***)(http://www.turkedebiyati.org/soz_sanatla...asyon.html)

 

2-HECE

Harflerden oluşan, şiirimizin hususiyetle de HALK ŞİİRİ'mizin temelidir Hece...
Sesli ve sessiz harfler, birbirlerini mıknatıs gibi çekerler ve ses çıkarırlar.

Aruz veya hece şiirinde;(Divan veya Halk Edebiyatında) hece sayısı önemlidir. Mısraların aynı hece sayısı ile teşkili bir zorunlulktur.
Ancak;
Serbest şiirde veya Gülce Edebiyat Akımı şiir türlerinden bazılarında(Buluşma-Tekil-Yunusca vb)şiirin tamamının aynı hece sayısı ile yazılması mecburiyeti yoktur.Ancak, onda dahi şiir türünün getirdiği kural bulunmaktadır. Hece ve hece sayısı şiirin vaz geçilemeyecek kadar önemli kuralıdır. Kuralsızlık mısranın âhengini bozabilir...

3-KELİME

Hecelerden oluşan kelimeler de mısraın çok önemli bir yapı taşıdır. Kelimelerle şiirimize renk, ritm, ruh ve derinlik kazandırırız. Şairin ilk işi, kelimeleri anlamak ve kelimelerin harmanını savurmaktır. İmge kelimelerin sanatıdır. Söz kelimelerle etkili olur. Şiirin konusuna göre kelime seçimi mühimdir. Ölü evine kahkaha atarak gidilemeyeceğine göre, konu ile bütünleşen kelimeleri seçen şair başarılı şairdir. Yağmuru anlatan bir şiir, okuyanı günlük güneşlik ortamda dahi yağmur altında tutabilmelidir. Bu bakımdan, şiire "kelimelerle resim çizme sanatı"dır da diyebiliriz. Kelimelerin raksıdır şiir.

Kelimeyi, kelimeyle akuple ettiğimizde(bağlaştırdığımızda), kelimenin başına veya sonuna getirdiğimiz diğer kelimelerle; ana kelimenin gücünü arttırabilir, daha etkin ve vurucu yapabiliriz.

Sıfatlar, zamirler, zarflar, tasvirler; kelimelerin şiir boyunca yürüyüşünü yaşatırlar ve anlam kazandırırlar.

Şair, "yağmurda ıslanan ağaç" diyeceğine, "ağlayan ağaç" demeli, kelimeyle olayı, konuyu bütünleyebilmeli.

Şiirde orjinallik, kelimelere gösterilen özenle orantılıdır. Kelime, şiiri her dem taze tutar. Çünkü mısranın özüdür kelime.

Şiirde en çok, kelime İSRAFI yaparak, şiirimizi hasta ederiz ki bu hiç istenmeyen bir durumdur. Baştan sona (BEN-BEN-SEN-BEN-SEN-BEN)diyen bir şiiri düşünün, ne kadar rahatsız edicidir öyle değil mi?

Hep söylemişimdir, (gibi, kadar, dek) ile (Ben, sen) kelimelerini mümkün olduğunca kullanmayalım diye. Şiiri, tarif eden noktadan çıkarmalı, kendi sihirli noktaya çekmeliyiz ki bu kelimelerle olur. Bu sebeple, şairin en vaz geçilmez kaynaklarından birisi bence çok iyi bir "sözlük" olmalıdır.


4-KAFİYE

Mısra sonlarındaki ses benzerliklerine kafiye diyoruz. Bu yüzden tek bir dizeyi teşkil eden mısra sonunda ki kelimemiz ve o kelimenin çıkardığı ses çok çok önemlidir.

Kafiyenin KÖK'ten olması tercihimizdir. Kafiye bazen tek bir HARF ten de olabilir, bazen de birkaç harften de. Bu yüzden, biz KAFİYEYİ TEŞKİL EDEN KELİMENİN AĞIRLIK MERKEZİ'nden bahsediyor ve ağırlık merkezini meydana getiren kelimelerin KAFİYE' yi meydana getirdiklerini ileri sürüyoruz.

Örnek : (GüLüm---öLüm---zaLim) kelimelerinde AĞIRLIK MERKEZİ (L) harfidir ve L harfi kafiyeyi teşkil etmektedir.

Redif ile kafiyeyi ayırd etmesini bilmeliyiz. Redif kafiyeden sonra gelen kelimeler veya harflerden meydana gelir.

Mümkün olduğunca REDİF ten kafiye yapmamalıyız.

Şimdi de KAFİYE'ye dair kitabî bilgileri sunalım:

A-YARIM KAFİYE

Dize sonlarındaki bir ses (harf) benzerliği ile oluşturulan uyaklara “yarım uyak” denir. Ses ilgisi en zayıf olan uyaktır. Yarım kafiyede, dize sonlarındaki sözcüklerde bulunan “b, c, ç, d, g” gibi sessiz harflerin benzeşmesi esastır. Ancak dize sonlarındaki sözcüklerde, üzerinde uzatma işareti bulunmayan “a, e, ı, i, u, ü” ünlü harfleriyle de yarım kafiye oluşturulabilir.

Evlerinin önü çardak
Elifin elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye

Karacaoğlan’a ait olan yukarıdaki dörtlükte, dize sonlarında “çardak, bardak, ördek” sözcükleri bulunmaktadır. Bu sözcüklerdeki “k” sesleri benzer olup yarım kafiye oluşturmaktadır.

Erkenden çağırır, ya deniz ya bahçe
Her yerde tükenmez kahkaha, eğlence
Daha uzak, uzak sanırsınız gece
Bir de bakarsınız gün batmış, ay bedir

Ahmet Kutsi Tecer’e ait olan yukarıdaki dörtlükte, dize sonlarında “bahçe, eğlence, gece” sözcükleri bulunmaktadır. Bu sözcüklerdeki benzer olan “e” sesleri ile yarım kafiye yapılmıştır."

B-TAM KAFİYE

"Dize sonlarındaki iki ses (harf) benzerliğine “tam uyak” denir. Tam uyak, tam ses değerindedir. Tam uyağı oluşturan seslerin biri ünlü biri ünsüzdür. Ancak üzerinde uzatma işareti bulunan “â, û, î” sesleri ile yapılan uyaklar da tam uyak kabul edilmektedir. Çünkü uzatma işareti bulunan sesler tam ses sayılmaktadır.

Bütün sevgileri atıp içimden
Varlığımı yalnız ona verdim ben
Elverir ki bir gün bana derinden
Ta derinden bir gün bana “gel” desin

Ahmet Kutsi Tecer’e ait olan yukarıdaki dörtlükte, dize sonlarında bulunan “içimden, ben, derinden” sözcüklerindeki benzer olan “en” sesleri tam kafiye yapılmıştır.

Çiçek ülkesinden girerken yaza
Örer her doğan gün bir altun koza

Yukarıdaki dizelerin sonlarında yer alan “yaza, koza” sözcüklerindeki benzer olan “za” sesleri tam kafiye oluşturmuştur.

Eski dilde okunuşu aynı olan sözcüklerin dize sonlarında bulunması kafiye oluşturur.

Adalardan yaza ettik de vedâ
Sızlıyor bağrımız üstündeki dağ
Seni hatırlıyoruz Viranbağ

Yahya Kemal Beyatlı’ya ait olan bu dizelerin sonlarındaki sesleri inceleyelim. İlk dizenin sonundaki “vedâ” sözcüğünün sonundaki “â” sesi uzun okunur. İkinci dizenin sonunda “dağ” sözcüğü ile üçüncü dizenin sonundaki “Viranbağ” sözcüklerinde bulunan “ağ” sesleri de “veda” sözcüğündeki “â” sesi gibi okunur. Bu bağlamda bu dizelerdeki (â, ağ, ağ) sesleri tam kafiye oluşturmaktadır.

Üstünde uzatma işareti bulunan ünlüler iki ses sayıldığından tam kafiye oluşturur.

Bir dize işittim yine ey şûh-ı dil ârâ
Bir hoşça da bilmem ne demek istedi ammâ

Nedim’e ait olan bu dizelerdeki “dil ârâ” ve “ammâ” sözcüklerinin sonlarındaki benzer olan “â” sesleri, tam kafiye oluşturmaktadır. Çünkü bu sesler uzun ünlüdür."

C-ZENGİN KAFİYE

"Dize sonlarındaki ses benzerliği tam uyaktan daha çoktur. Yani en az üç ses benzerliği olan uyak türlerine “zengin uyak” denir. Birbirine benzeyen seslerin sıralanışında herhangi bir kural yoktur. Benzer ses sayısı üçü geçince uyumda zenginleşme derecesi artmaktadır. Ancak bir ünlü ve bir ünsüz harften oluştuğu hâlde ünlü harfin üzerinde uzatma işareti varsa bu kafiyeler de zengin kafiye sayılır. Çünkü üzerinde uzatma işareti bulunan “â, û, î” sesleri iki kısa ses kabul edilir. Dolayısıyla ortaya üç ses çıkmaktadır.

Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk
Soğuk bir mart sabahı buz tutuyor her soluk

Faruk Nafiz Çamlıbel’e ait olan yukarıdaki beyitte, dize sonlarında yer alan “yolculuk” ve “soluk” sözcüklerindeki benzer sesler “luk” sesleri vardır. Üç sesten oluştuğu için bu sesler dizelerde zengin kafiye oluşturmaktadır.

Geçen her saat her geçen saniye
Gök altun güğümdür coşan maviye

Yukarıdaki dizelerin sonlarındaki “iye” sesleri, üç sesten oluştuğu için zengin kafiye oluşturmuştur. Üstünde uzatma işareti bulunan ünlüler bir ünsüzle birlikte üç ses sayıldığından zengin kafiye oluşturur.

Bir hüsn dahi bağladı hattın izâr-ı yâr
Etrâf-ı bâğ hûb olur olsa benefşe-zâr

Bakî ye ait olan yukarıdaki beytin sonlarındaki benzer sesler “âr” sesleridir. Bu sesler de üç ses değerinde olduğu için zengin kafiye oluşturmaktadır."


D-TUNÇ KAFİYE

"Uyağı oluşturan sözcüklerden birinin, diğer sözcüğün içinde tam olarak yer almasıyla oluşan uyak türüne “tunç uyak” denir. Tunç kafiyede sözcüklerden biri bağımsız bir sözcük, diğeri ise bunun son hecelerinden meydana gelmiş gibi aynı anlamlı bir sözcüktür. Tunç uyakta iki veya daha fazla ses benzerliği söz konusudur.

Yokuşlar kaybolur çıkarız düze
Kavuşuruz sonu gelmez gündüze

Necip Fazıl Kısakürek’e ait olan bu beytin ilk dizesindeki “düz” sözcüğü, ikinci dizenin sonundaki “gündüz” sözcüğünün içinde aynı seslerle yer aldığından bu dizeler tunç kafiyelidir, “-e” ekleri rediftir.

Bursa’da eski bir cami avlusu
Mermer şadırvanda şakırdayan su

Ahmet Hamdi Tanpınar’a ait olan bu beytin ikinci dizesindeki “su” sözcüğü, ilk dizenin sonundaki “avlusu” sözcüğünün içinde aynı seslerle yer aldığından bu dizeler tunç kafiyelidir."


E-CİNASLI KAFİYE

"Dize sonlarındaki söylenişleri aynı fakat anlamları farklı sözlerin oluşturduğu uyak türüne “cinaslı uyak” denir. Sesteş sözcüklerle cinaslı uyak yapılır. Sesteş olmayan; ama okunduğunda kulağa aynı gelen sözlerle de cinaslı uyak yapılır. “Kuzusu – kuzu su” gibi.

Kara gözler, kara gözler
Kararmış kara gözler (gözlerin rengi)
Gemim deryada kaldı
Yelkenim kara gözler (kara parçasını beklemek)

Yukarıdaki anonim dörtlükte geçen “kara gözler”; ikinci dizede gözün rengini belirlemekte; dördüncü dizede ise “bir yerin, kara parçasının gözlendiği, beklendiği” anlamını vermektedir. Okunuşları ve yazılışları aynı, ancak anlamları farklı olan sesteş sözcüklerle yapılan böyle kafiyeler cinaslı kafiyedir.

Madem çoban değildin
Arkandaki sürü ne (soru anlamı)
Beni yârdan ayıran
Sürüm sürüm sürüne (sürünmek fiili)

Bu şiir de anonim bir mânidir. İkinci dizede “sürü” ve “ne” sözcükleri bir araya gelerek dördüncü dizedeki “sürüne” sözcüğüyle cinaslı kafiye oluşturmuştur. Dikkat edilirse, bu mânide cinaslı kafiye sesteş sözcüklerden oluşmamıştır. İkinci dizedeki “sürü ne” sözcüğü iki farklı sözcükten meydana gelmiştir. “Sürü” sözcüğü koyun, kuzu, keçi gibi hayvanlardan oluşan topluluktur."
(****)(http://www.edebiyatogretmeni.org)


5-ŞİİRİN DİLİ MISRADA GİZLİ

Bir nesir satır'ı;
(ÖZNE + TÜMLEÇ+YÜKLEM) şeklinde oluşur.
(BEN + istanbula+Gidiyorum)

Bir şiir mısra'ı da böyle değildir. Ve o kadar hareketlidir ki; şöyle olabilir:

(ÖZNE +YÜKLEM+TÜMLEÇ)----Ben gidiyorum İstanbul'a.
(TÜMLEÇ+ÖZNE+YÜKLEM)-----istanbul'a ben gidiyorum.
(TÜMLEÇ+YÜKLEM+ÖZNE)-----istanbul'a gidiyorum ben.
(YÜKLEM+TÜMLEÇ+ÖZNE)-----Gidiyorum İstanbul'a ben.
(YÜKLEM+ÖZNE+TÜMLEÇ)-----Gidiyorum Ben İstanbul'a.

Şeklinde olabilir. Yani, şiir dili bunlardan herhangi birisini, söylemin LİRİZMİNİ sağlamak için tercih edilerek seçilir.

Bu sebeple, şiirin dili nesirden farklıdır ve mısrada gizli bir dile sahiptir şiir.


6-MISRALAR ARASI BAĞ

Mısralardan oluşan BEYİT-ÜÇLÜK-DÖRTLÜK-BEŞLİK vb şekli yapıda "azâde"lik arayışı yerine, ŞİİR-İ BERCESTE'yi yakalayabilmeliyiz. Bunun için de MISRALAR ARASINDA BAĞ-İLİNTİ-İLGİ çok çok önemlidir. Mısralar, şiir kalesinin taşlarıdır ki, havada, birbirinden kopuk, boşlukta olmamalıdır.

Hece şiirinde, bir dörtlük(kıta'da)üçüncü mısra ile dördüncü mısranın birbiriyle bağı var mı, yok mu; ona bakmalıyız. Bunun için 3 ve 4 ncü mısrayı birlikte yanyana yazıp, düzgün bir CÜMLE teşkil edip etmediklerine bakabiliriz. Düzgün bir bağ yok ise, mısralarımız havada ve kopuk demektir.


SONUÇ
**********

Mısra, vazgeçilmezimiz. Mısralarımız ne kadar güzelse şiirimiz de o kadar güzeldir. Mısralarımız şiir güzelimizin geometrisini, vücut yapısını oluşturur. Mısralarımız, kilolu, şişman ve hantal olmamalı. Mısralarımız, anlamsız, kopuk ve derinliksiz olmamalı. hangi vezinle yazılrsa yazılsın şiirin ana unsuru olan mısra, şairin haysiyetidir. Mısra, isterse içindeki şiiri ve o şiiri yazan şairi sonsuza kadar yaşatır, marka olur...
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi