ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Gülşen Şenderin Şiirleri-3
#1
GÜLŞEN ŞENDERİN ŞİİRLERİ-3

Mustafa CEYLAN
 
Gülşen Şenderin bir doğa hayranıdır.  Kelimelerden doğa resimleri çizer. O resimlerin içine sesinin rengini, içindeki güneşlerin rengini sürmeden duramaz. Bir pençeresi vardır şiir evinin. O pençere dostluk caddesine bakar hep. Kavga, kin, öfke sokaklarına uzanan patika yolları bile gül dikenleriyle kapatır da sadece o dostluk caddesini açık tutar. Der ki:
[Resim: dlcxvhhgjbo5pfrw2.jpg]
“DOSTLUK TÜRKÜLERİ
 
 
Ben kırlara gideyim, öpeyim doya doya
Gökkuşağı gizinde, vefalı çiçekleri
Bu renklilik köyümdür, akar dostluğa, suya
Her yaşam; bir ilkbahar, kondur kelebekleri.
 
 
Köyde, sevgi güneşi nasıl doğar sarmalar
Kentte yalnızlık ağı, bütünlüğü parçalar
Tutunmazsan özüne; seni yozluk yağmalar
Dostluk türküleri çal; tutuştur ahenkleri.
 
 
Birlik ektim tarlaya, güzellikler biçmeye
Yardım et gönlün kadar, kardeşlik sun içmeye
Yarım kalmasın sevgi; hâk yolunu seçmeye
Bu dünya sınav yeri; unutma melekleri.
 
 
Umut ömrün kamçısı, yıkıcıysan kâr etmez      
 İyilik kirmanı ol,  emeğin boşa gitmez
Sabırla, hoşgörüyle, benlik arınsa yetmez
 Cana aşklar döşesin; yarının çocukları.
 
 
Sevgidir güçlendiren, evrendeki manayı
Birliktir, kardeşliktir, mutlu kılan anayı
Yardımlaşma zinciri; tamamlar dokumayı
Bilgelik ocağında; pişir dur ekmekleri.
 
 
Haydi, canlar, kardeşler; var olalım barışla
Yardımlaşma şevkiyle, erdemliğe yarışla
Birliğin anahtarı dökülsün tek duruşla
Bal özüyle doluşsun, sevginin petekleri.”
 
İşte bu.
Görüldüğü gibi, kolayca söylenivermiş bir şiir. Sivri çıkışlarla değil, eşyanın ve doğanın genel gidişini, huzurunu bozmadan, fazla imgelere boğulmadan “şiir söylemek” budur.
Şiirde (vefalı çiçekler, sevgi güneşi, yalnızlık ağı, dostluk türküleri,  Tarlaya birlik ekmek, güzellikler biçmek, ömrün kamçısı umut, iyilik kirmeni, yarının çocukları, yardımlaşma zinciri, bilgelik ocağı, birliğin anahtarı, sevginin petekleri…) gibi, soyut somut birlikteliği, şiirin çıtasını oldukça yukarılara çekmiş bulunmaktadır. Zaten, başarılı imge ve söylem sanatı da madde ve mânânın yan yana gelmesinden oluşur. Soyutla, somutu öylesine bağlayacaksın ki (akuplasyon), tema o bağlaçın raksı içinde ışım ışım ışıyacak. İşte başarılı şiirin anahtarı da bu…
 
Bir başka şiirinde “koşma” yı aşka koşturuverir.
 

“Bu nasıl yürüyüş, işmar eden yar
İşveli edanla bitmez nazların
Aşığın halinden bildiğin mi var
Gönül çağrısını sınar gözlerin.
…..
Sevdama şiirsin, sevgin mürekkep
Bu aşk masalına sen oldun sebep
Gönül hikâyemde, okunursun hep
Bir ömre bedeldir, tatlı sözlerin.
 
De ki; ‘aşka koşma’ düşersin aşka
Bu yürek yangını, inan ki başka
Bahtıma sen oldun Zümrüdü Anka
Sil baştan yaratan, küldür közlerin.”
 
*
Dediğim gibi Kıbrıs tutkunu olan şairimiz, Kıbrıs dendi mi destanlaşır yüreği.
“Asrın Projesidir, Adaya akan cansuyu”na da övgüler düzer. Kıbrıslı olmak ve Kıbrıs’ta aşık olmak bir ayrıcalıktır ona göre. “Şarkı kokan kadın” oluverir gönül köşkü. “Özlemi vurduğu anda (Dalgaların sesiyle şarkı kokan bir kadın /Saçlarında yıldızlar, tanımıyor karanlık.) deyiverir de susturamazsınız sevdalı yüreği…
[Resim: dlcxxl5o8b67vvboy.jpg]
“Zaman gergefinde ilmekler acı örüyor
Çıkrık sesinde direnişin çığlığı
Sehere amansız bir kor düşüyor

Kırılmış kuşların kanatları
Maviliğin kalbi üşüyor…” dediği üç fidan’a 6 Mayıs ağıtını da yakar.
*

 
“Para Silah ve Köşe Sesleri” nde “Sevgi çiçekleri kime açar, kime gülümser!/ Silah sesleri zemheriden beter buza kesmiş” diye haykırır. Ardından;
 

“Dünya kimlerin dünyası, sevinç, mutluluk
Umut, gelecek ezilerek mi ekilir, düşlenir
Baharlarda bülbül sesi yok olurken gülde
Ölüm biçerek mi gümüşlenir sağduyu
Ağlayan coğrafyalarda sözcükler ne dilde
Batan botlarla hangi dünyalar batmıştır,
Göç yollarında kaç insan can vermiştir
Kaç nefes susturulmuştur gerçeğin çığlığında…
 
 
Sen yine umudunla büyü çocuk, atanla büyü
Sen yine söyle barışa dair o ölümsüz türküyü..” diyerek çığlığını gökkubeye nakşeder. Yaşanan şu göç-kaçış-savaş-işgal  olaylarından oluşan “insanlık dramını” nı anlatır acıyan düşleriyle, ağlayan, yanan kalemiyle. Ege, şu kahrolası Ege, şu göç… Kaç can götürdün dalgalarınla ve kaç çocuk bedenini savurdun yorgun kıyılarına. De hadi, söyle!
 
Şairler, günü, günceyi, tarihi dokuyan en önemli kayıtçılardır. Bundan kaç asır sonra  şairimizi okuyacak olanlar, Ege sularına vuran bebek cesetlerinin hesabını insanlık tarihinden soracaklardır elbet. Emperyalizmin, bilhassa ABD jandarmasının çizdiği petrol kanlı Ortadoğu’nun kanlı haritasının acı çığlıklarını mısralarıyla işleyen şair, eskimeyen, çağdaş şairdir. Çocuklar, çocuklarımız şiirimizin ana teması olmalı. Bu dünyayı biz onlardan ödünç aldık zira…
[Resim: dlcxz4rv46sth9o8i.jpg]
Ve Özgecan…
Akrostişin gizeminden fırlamış bir başka insanlık dramı.
Şairimize kulak verelim hele :
 
“Ö zgecan; baharında, gencecik, güzel bir kız
Z ulüm emziren dünya, kadının adı yok mu?
G üller neden açmıyor, niçin sevgiler öksüz
E vlerin maviliği kucaklaması çok mu?
C an dayanmaz, bu kıyım siyahı da çatlatır!
A naların ağıtı, kadınlığın yası bu
N e bu ırza geçmeler; söz, sözsüz, sözden ırak.
 
A dalet kör, kirlilik son derece kudurmuş
S ağduyu kırık ayna, ‘kadın olma’ kanıyor
L âl olmuş dil zehir kusar; sözün bittiği yer.
A ğlar günceler, feryat eder gün, suskunluğuna
N e yazık ki yitik can; canevine küs gider…”
[Resim: dlcy0f5qpnjhtab5e.jpg]
Ve son dönemin en acı, en unutulmaz olaylarından birisi de “Berkin Elvan” hadisesi. Buyurun Gülşen Şenderin akrostişine :
 
“B ırakıp gidiyorsun, son sözü söylemeden
E renler diyarına; ölümsüzlüğü bileyerek
R enkler sukut giyinmiş, ağlıyor sevenlerin
K uşlar, çiçekler, yer, gök, deniz sana ağlıyor
İ mkânsızı düşlerken, güneşin türküsünden
N e mucizeler bekledik küçücük bedeninden!
 

E lvan elvandı bakışın; karakaşlı, kara gözlü
L âlezar bahçelerinin sen mutluluk çocuğu
V eda etme, sakın gitme, güneş türküleri yanar
A lnında gaz fişeği; son koşmandı bir ekmeğe
N asıl dayansın can nasıl; sen girerken toprağa…”
 
Ve şiir, derdi oylum oylum işlemeli, kabul. Ama, bir de işlediği bu dertlere çare de sunmalı. Ben çaresizliklere çare sunan şiirleri alkışlamışımdır hep. Şiirin temel görevi kara bulutları anlatırken, onları nasıl silip süpürmemiz gerektiğini de vurgulamaktır. Uçurum kenarında okuyucuyu çaresiz bırakan şair kalemlerinden ürkmekten yorulduğum bir anda Gülşen Şenderin imzası imdadıma yetişti ve dedi ki :
 
“Zaman kıyım zamanı, çatal dilli
Kan sunuyor; vurgunluğu sürdürerek.
Aç, haris para babaları suç ortağı…
Birlik, dirlik şart, bizi yıpratanlar belli
Bölmek için tetikte bekleyenlere karşı;
Bu bahar, bu yağmur bulutları bizim
Gökkuşağı’nı dokuyacak yağmur
Bilinen o ki; dokuyacak güneş ışınlarıyla
Kırılmaların, yansımaların ardından…”

-----------------------------DEVAMI VAR---------------------------------
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi