ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mazmunlara Doğru Bir Yolculuk ve Gülce-3
#1


ŞÂH-I MÂRÂN(Şahmeran):
Yilanlarin padişahı gibi tasarlanan bir masal yaratığıdır. Başı insan, gövdesi yılan şeklinde imiş. İnsan gibi konuşur, kendisini sevenlere iyilik de edermiş. Büyük bir mağara altındaki yeraltı dünyasında, yeşillik, bahçelik bir alanda, muhteşem sarayı içinde yaşar, zebercetten taht üstünde otururmuş. (Kabaklı, Ahmet; ag.e. Syf: 275)

SÜRME :

Sürme, toz, toprak, gubar, ayak turabı gibi kelimeler Divan şiirinde teşbih unsurlarıdır. Evliya türbelerinin eşiklerinde veya parmaklıklarında biriken tozlar, inananların gözlerine sürecek kadar ululadıkları kavramdır. Bu toprağın göz hastalığına iyi geleceğine de inanılır. Sevgilinin ayak tozu veya sokağının toprağı da mecaz yoluyla Sürme’ye benzetilmektedir. (Kabaklı, Ahmet, a.g.e, Syf: 275)

ŞEB-ÇERAĞ :

Denizde bulunan, geceleri etrafa ışık saçan bir mücevherdir.Deniz öküzü (Gayb-i bahrî)geceleyin otlamak için karaya çıkar ve birlikte getirdiği şebçerağ’ın ışığında otlarmış. Halk dilinde buna ŞIMŞIRAK TAŞI denmektedir. (Kabaklı, Ahmet, a.g.e, Syf: 275)


TÛBA :

Cennette olduğu tasarlanan, kökü havada, dal ve yaprakları ile meyveleri aşağı sarkan bir ağaçtır. Cennet köşklerini gölgelendirir. Her çiğnenişinde ve her yutuluşta ayrı bir lezzet alan meyveleri olurmuş. (Kabaklı, Ahmet, a.g.e, Syf: 275)


TÜRK :

Fars Edebiyatında ve Divan Edebiyatında TÜRK güzel, çekici, beyaz, aydınlık, sevgili, kırıcı, zalim anlamlarına gelir. Hind,Habeş, Zanzibar gibi siyahlık düşündüren MAZMUNLARA karşı, sabah, ışık, beyaz MAZMUNLARINI meydana getirir. Sevgilinin de zalimliğine timsal olur. (Kabaklı, Ahmet, a.g.e, Syf: 275)
GÜLCE EDEBİYAT AKIMI, yeni çağda Türk Milleti’ nin sinesinden doğmuş evrensel bir akımdır. Millî bir akımdır, ancak, millî olduğu kadar da evrenseldir.
Türk’ün tarihine, kültürüne, diline, bayrağına, birliğine sevdalılardan oluşan bir edebiyat akımıdır.

SETENAY GUAŞE (Gülce Edebiyat Şairlerince eklenmiştir.):

Efsanevi destan kadın kahramanı Setenay Guaşe... Zaten, Setenay ismi günümüzde ’gül’ anlamında kullanılmaktadır. Nartlar’ın efsanevi kadın kahramanı, çiçeklerin en güzeli olan gülle eş anlamlı tutulmuştur. Gül ile Setenay arasındaki ilişki şu şekilde anlatılmaktadır. 

Setenay bir gün sırma işlerken, uzak dağ yamaçlarında genç oğlu Sawsırkho’nun devlerle savaştığını, devlerin onu öldürmek için dağdan tekerlekler yuvarladıklarını ve oğlunun ölümle karşı karşıya olduğunu görür. Elindeki gergefi bırakarak oğlunu kurtarmaya koşar. Bahçe çitinden atlarken ayağına beyaz güllerin dikeni batar. Ayağından akan kanlarla beyaz güller kırmızıya dönüşürler. O günden bu yana Çerkesler gül anlamında ’Setenay’ ismini kullanırlar. (tıpkı yukarıda ele aldığımız KIRMIZI GÜL mazmununun öyküsü...)
Setenay Guaşe, Türk-Adıge folklöründe yer alan, milat öncesinden beri Kafkas halkı arasında dilden dile dolaşan destan ve söylencelerden olan Nartlar Destanı’nın kahramanlarından... Hayatını yalnız başına sürdüren kadın bir bilgedir. 
Kendisini görüp, uzaktan âşık olan bir Nart çobanının aşk ile attığı okun taşa saplanmasıyla döllenen ve dokuz ay on gün sonra kayadan, akkor halinde, kıvılcımlar saçan bir demir bebek olarak dünyaya gelen, ateşi getirdiği söylenen, bir adı da Sosrıko olan oğlu Savsırıko’yu eteğine katarak su verilmesi ve çelikleşmesi için Ateş Tanrısı Demirci Lepş’e götürür. O da onu dizlerinden tutarak suya daldırır; maşanın altında kalan, suya değemediği için sertleşemeyen dizlerinin dışında vücudunun her yerini çelikleştirir, silah işlemez hale getirir.

Savaş ve barışa karar vermek, hasat için yeni usuller bulmak, Setenay’ın görevlerindendir. Hastalık, kıtlık, deprem gibi doğal afetlerde toplumun son danışma mercii Seteney Guaşe’dir. Adiyukh, Yemğazei Gıaşe, Psıtha Guaşe gibi kadın kahramanlar salt güzellikte kadın olarak ün salmışlardır. Seteney Guaşe ise tek başına bir karar ve yargı mercii gibi Nart halkını etkilemektedir.

Doğan çocukların isim annesidir. Adını verdiği her çocuğun kulağına üflemek onun toplumsal görevlerindendir. Kulağına üflemediği çocuk geri zekâlı olmağa mahkumdur. Seteney bütün bu özellikleri ile Kuzey Kafkasya sanatında, toplumun isminde, zevkinde ve düşüncesinde destan çağından bugüne dek yaşamaktadır. Her çağda güzelliğin, bilgeliğin, aklın, sağduyunun, erdemin sembolü olagelmiştir.

GÜLCE EDEBİYAT AKIMI, Anadolu coğrafyası dışında bulunan TÜRK DEVLET VE TOPLULUKLARINININ MİLLÎ KAHRAMANLARI(örnek şeyh ŞAMİL)ile ortak değerlerini kendi kahramanı ve değeri sayar. Bu bakımdan da Setenay Guaşe GÜLCE EDEBİYAT AKIMI’ nın bir MAZMUNU’dur.

DAĞ ,YAYLA, TURNA ve GURBET

Evet;
Gülce Edebiyat Akımı, tıpkı vezinlerde olduğu gibi MAZMUNLARda da bir ayırdıma gitmez ve birleştirici özelliğini mazmunlarda da gösterir. Divan edebiyatının Anka kuşunu kabul ettiği gibi Türk Halk edebiyatının MAZMUNLARIndan Turna’yı da kabul etmektedir. Dağ, Yayla,Turna ve Gurbet, Gülce Edebiyat’ın da kabul ettiği mazmunlardandır.

Dağ konusunda;

“İsa peygamberin havarileriyle Zeytinlik dağında gizli toplantılarını gerçekleştirmesi, Musa peygamberin Sina dağında on emri alması, Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in hicret esnasında mağara ve Hira Dağı hep bu kültün izlerini taşır. Zeus’un Olimpos dağı, Hintliler’in Meru dağı bunlar arasında en fazla duyulanlarıdır. Bunların diğerlerine nazaran daha fazla bilinmesi bu dağların bu dinlerin kutsal kitaplarında dile getirilmiş olmasındandır.”

Evet, dağlar başı dik duruşuyla ve dünyanın dengesini sağlayışıyla, güneşe, buluta ve göğe yakınlığuyla Halk Ozanlarımızın ilgisini çekmiş, sevgiliye ulaşmak için aşılması gereken bir engel olarak görülmüştür. Elâ gözlü yâr hep dağlar ardındadır. Dağlar, başı sis ve dumanlıdır hep. 

Şimdilerde, Anadolu Dağları, özellikle Doğu ve Güneydoğu’daki dağlarımız sancılıdır. Acımasız ve bölücü bir terör örgütünün işgâlindedir. Yahya Kemal’in “Bizim Dağlar” dediği dağlarımız bu terör belâsı yüzünden kederlidir.

Kentlerimize yakın olan yaylalarımızı beton bloklarla doldurup yok ettik. Kentten uzakta bulunan yaylalarımız halâ güzelliklerini muhafaza etmektedir. Şimdi, göçler kervanlar şeklinde değil de motorlu taşıtlarla günübirlik yapıldığından, yaylalarımıza motor gürültüsü, asvalt yol ve plastik el uzatmış bulunmaktayız. Yaylalarımız da dağlarımız kadar elemlidir. 

Turnalar, türk Halk şiirinin vaz geçilmez habercileridir. Posta güvercini gibi olmasa da ozan yüreğini allı veya telli turnaya taşıtır hep… 
( Türk kültüründe kutsal sayılan birçok kuş türü içerisinde turnanın ayrı ve özel bir yeri bulunmaktadır. Çünkü, göklerin özgürlük sevdalıları olarak bilinen turna kuşlarının, Gök Tanrı’yı temsil ettiği varsayılmış ve ona kutsal bir kimlik yüklenmiştir. Aynı kutsal kimliğin İslâm tasavvuf geleneği içerisinde de sürdüğünü görmekteyiz. 
Gururlarına düşkün, son derece sade bir hayat tarzını tercih eden turna kuşları, gökyüzünün engin maviliklerinde uçarken, her bir kanat vuruşları müziğin notaları gibi ahenkli, şiirin sözleri gibi armoniktir. Onların simgesel görüntüleri içerisinde, birçok imgesel anlam da ortaya çıkmaktadır. Bu imgelerin her birinin ayrı ayrı çözümlenmesi ile, turnaların Türk kültürü içerisindeki somut değerleri anlaşılmış olur. 
Turnalar kimi zaman coşkunun, kimi zaman hüznün, bazen de mutluluğun habercisi olmuşlardır. Birçok halk şiirinde, özellikle halk türkülerinde duyguların anlatımında turnayı aracı olarak görürüz. Turnanın türkülerde bu kadar geniş yer almasında, onun Türk halkı tarafından çok sevilmesi etkili olmuştur. 

Türkülerde turna kuşunun çok yaygın olarak kullanılmasının birçok nedeni bulunmaktadır. Bunların arasında en önemli yeri, -turnanın göçmen bir kuş olması, diyar diyar gezmesinden ötürü-, onun haber getirip götürme görevini üstlenmesi tutmaktadır. Bu özelliklerinden ötürü turnalar gurbette kalanın, hasret çekenin, nazlı yârdan ayrı olanın duygularına tercüman olurlar. Kimi zaman haber götürür, kimi zaman da haber getirir. Kimi zaman da kendisiyle dertler paylaşılır. 
Geniş bir coğrafyada ve farklı kültürlerde yer edinmiş olarak karşımıza çıkan turnayı, Türk insanı giyiminde, kuşamında, halısında, kiliminde, oyasında, eşiğinde, beşiğinde, velhasıl her eşyasında motif olarak kullanmıştır.... Turna sürüleri göç ederken genellikle “ ^ ” biçiminde uçarlar. Bu onlara has bir uçuş tekniğidir. Turnalar, çiftler halinde yaşarlar ve tek eşli bir hayat sürerler. Yuvalarını diğerlerinden ayırırlar. Eğer bir avcı turnanın birini vurur ya da turna çiftlerinden biri ölürse, geride kalan turna yaşamaya devam etmez ölümü seçer ve kendini suya bırakır.)(Doç.Dr.Gıyasettin AYTAŞ)

Gurbete gelince; 
Halk edebiyatımızda gurbet, yârden, anadan, atadan, sıladan uzakta olmaktır. 
Tasavvuf edebiyatımızda gurbet ise, bu dünya olup, ahiret sıladır, esas olan âlemdir. Müslüman bu geçici – bu fâni dünyada misafirdir ve er-geç esas âleme göçecektir.


NETİCE

Divan Edebiyatımız, kendi mazmunları ile çağının en mükemmel şiirlerini şiir göklerimize nakışlamıştır.

Gülce Edebiyat Akımı, Divan Edebiyatımızın ve Halk Edebiyatımızın mazmunlarını aynen Kabul ettiği gibi, o mazmunların arasına kendisinin önerdiği mazmunları da ekliyerek, şairlerimize daha geniş bir alan sunmuştur. 

Bu çalışmamızda mazmunlara doğru bir yolculuk yapmaya gayret ettik.

Şüphesiz, ele aldığımız ve rahmetli üstad Ahmet Kabaklı’ nın TÜRK EDEBİYATI eserinden aktarmaya çalıştığımız mazmunlar, bir okyanus kadar geniş ve derin olan Divan edebiyatımızın tüm mazmunlarını kapsamamaktadır. 

.............................................................................................................
Mustafa CEYLAN
Gülce Edebiyat Akımı Kurucusu
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi