ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Alp ALTUNDAL YUNUS’un OD’UNU…
#1
Alp ALTUNDAL
YUNUS’un  OD’UNU…
 
“Girdim dergahına yeşil serili
Körler görebilmez perde gerili..”
                   
                Aşık Kul Fakir’in deyişinden yola çıkıpta,  Edebiyat İkliminin Aşk Dergâhına ha bire, Od’un taşıyan birini (?) kime sorsanız, size söylerler adını Antalya’da…
 
Yarım asırlık bu derviş, gözlüğünün altında gözleri bir çocuk gibi gülümseyen bu Çelebi; ilk şiirini 14 yaşında yayınlamış…
 
1977’de yayınlanan ilk iki kitabından biri “Ezan Susmaz” diğeri “Kırat Geliyor”   (Bunlara girmeden önce bir anekdot)
 
              O, yılları anımsarsınız. Gençliğin bölündüğü, sokakların-caddelerin, kentlerin- köylerin parsellendiği, sözüm O’na “kurtarıldığı” yıllar…
 
O gün(ü) ; Parkamın cebinden okuduğum gazetenin logosu çıkmış, hafta sonu için İstanbul’dan Ankara’ya, ablamın İç Cebeci’deki bekar evine misafir gelmişim mavi trenle.  Akşam üstü, Siyasal Bilgilerin karşısında ki Maviş Pastanesinin önünde beklerken ablamı,  birden yanımda biten ve postallarıyla beni karın üzerine deviren, sarkık bıyıklı gurupdan yediğim dayağı nasıl unuturum?
 
Kahvehanelerin tarandığı o yıllar, sık sık elektrik kesintileri yaşanırdı Başkentte. Ağzım burnum kan içinde. Kimi kime şikayet edecen?
 
            İstanbul’da kaldığım Kadırga Öğrenci Yurdu ise mimlenmiş ayrı bir alemdi.. Frikolar tarafından (Şimdiki Çevik Kuvvet) “Kalkın lan Mao’nun Piçleri!.”diye uyandırılırdık gecenin bir yarılarında…Yani,  Kredi Yurtlar Kurumunun atamasıyla  kaldığım yurtta  tesadüfen  “Komünist” olan ben,
 
Edirne Kapı Yurduna gönderselerdi belki de “Faşist” olacaktım…
Demem O ki; yıllar sonra yolumun sentezinde buluştuğum bu Şair-Yazar,
bu “Tahlil”ciyle, değil  dostluk, arkadaşlık etmek, merhabam bile olamazmış O yıllar…
 
           Okul bitmiş, 12 Eylül’de Ankara’da İnzibat Yedek Subayı olarak bu vazifeyi de tamamlayıp eve ekmek götürmenin derdine düşmüştük artık… Nerden baksam, en az otuz yılım Ankara’da geçmiş!.
 
Rahmetli Halil Soyuer’le  Sakarya’daki Göksu Restoran’da Cuma geceleri buluşup, Cemal Safilerle az mı rakı içmişiz… Fakat, her nedense bir yığın ortak dostlarımız, arkadaşlarımız olmasına karşın, bu güzel, müstesna insan’la yolumuz Başkent de hiç kesişmemiş!. Kadehimiz kadehine değmemiş!
 
 (Belki de bunun eksikliğini şimdilerde doldurup her günümüzü paylaşmaya, sıklıkla buluşmaya çalışıyoruz.)
 
Orada da şimdi Antalya’da yaptığımız gibi aylık periyodlarla Şair-i Şuera toplanır, söyleşirdik… Nitekim yıllar sonra postu bu kente serince, Ankara’daki dostların da yönlendirmesiyle Radyo Güllük’ün sahibini arar oldum…
   
         Hacı Hacı’yı Mekke’de bulurmuş. Bizim de Dergahımız- Tekkemiz kuşkusuz, şiirin söylendiği, edebiyatın dillendiği bu türden salonlardır.
Ve bu yerlerde kimi sesler, söylemler farklıdır.  Kendiliğinden öne çıkar. Mim’lersiniz çabucak O farkındalığı!.
 
         İşte,  benim için  bu farkındalıktır, Sevgili Dost, Mustafa CEYLAN !...
 
Nitekim, bugün, bu değerli dostumun 50.nci Sanat yılında buluştuğumuz için kendimi şanslı bulanlardanım.
 
Elli yıla nerdeyse elli kitap sığdırmış. Yüzlerce makale. Yüzlerce Şiir… Ya O kitaplar?  Cilt cilt.  Türk Dünyası Efsaneleri Yumruğum kalınlığında. Şiir içinde Şiir!
 
Bazen de ders veriyor Üniversitede…
 
         Bir insan bu kadar mı üretken olur?  Bravo,  Pes! Doğrusu…
 
Hele, günümüzde kabullenilmiş ve pek çok şairin ozanın etkilenip örnek aldığı “Gülce” Edebiyat akımı var ki;  sesini değil yurt içinden,
Türki  Cumhuriyetlerinden duyabilirsiniz.   Dünyaya açık, dünya şiiriyle kucaklaşan, bu Türk Şiiri yapılanmasının Kurucu Ortağını yakınımızda görmek  bizler için bir ayrıcalıktır!
 
       Aruzu, kütüphanelerimizin tozlu raflarından indirip, dilimizin  yenileme çabalarına verdikleri katkıya ne kadar övgü yazsak azdır. Biliyorum, benim gibi “kitapsız” bir şairin övgüsüne de ihtiyaçları  yok bu güzel insanların… Bir gün, Kuşçular arastasının üstündeki  10 metrekarelik odada kitaplar içine gömülmüş halde görürsünüz onları, bir gün Ansan’da… Bir gün Antalya Sanat Gönüllüleri Vakfında güncel bir konuya yoğunlaştıklarında kapıdan girersiniz usulca… Sizi dost dizelerle karşılayıp sıcak bir çayla uğurlarlar… Sormuştum bir ara;
Yahu, Ceylan, bir yandan Evliya Çelebi gibi seyahat ediyorsun, bir yandan da ha bire birbirinden değişik ama bir yerde düğüm attığın konularda yazıyorsun… Nasıl başarıyorsun bunu?  Dediğimde, yanıtı, “3-4 saatlik uyku yetiyor bana” olmuştu…
 
        Aramızdan Hakka yürüyen ve yaşayan dostlar bir yana, rahmetle andığım, Ahmet Tufan Şentürk’ün, Güzide Taranoğlu’nun, İsa Kayacan’ın bu manevi oğlunu, Necip fazıl’ın öğrencisini,  iyi ki tanımışım Antalya’da!..
 
Ondan öğreneceğim, öğreneceğimiz çok şeyler var!
 Yaz dostum!..
 
 
                                                                     Alp Altundal
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi