ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
2-Ahmet Cevat'ın Eserleri
#1
Eserleri


 
 
Ahmet  Cevat’ın     günümüze  kadar  gelmiş  fazla  bir  eseri  yoktur.  Onun  elyazmalarıdan günümüze  kadar  gelenlerin  sayısı  tahminen  1130  sayfadır.  Bunlardan,  bazıları  basılmış, bazıları ise hala basılmayı beklemektedir. Şairin eserleri Azerbaycan İlimler Akademisinin Elyazmaları İnstutusunda saklanmaktadır. Zaten Bakü’de kurşuna dizilerek, kendi vücüduyla beraber  eserleri  de  ortadan  kaldıralarak  imha  edilmişti.  Onun  edebi  kişiliği  1918  yılında başlamış, Azerbaycan Demokratik Cumhuriyetinin yıkılmasıyla da sona ermiştir. İlk bilinen şiiri,
1913 yılında “Şelale” jurnalında yayınlanan “ Müthiş Düşüncelerim” adlı şiiridir. I. Dünya savaşı yıllarında o müthiş zülümleri görünce, hemen yardım cemiyetleri kurmaya başlayarak insanlara yardıma koşar. O yıllarda “İmdat” şirini kaleme alır. Bundan başka şairin “Şehit Esir”, “Mayıs”, “Uyan”. “Of Bu Yol” vb. şiirleri kaleme alır.
 
Ahmet ’ın 1916 yılında ilk kitabı olan “Koşma” İstanbul’da yayınlanmıştır. 1919 yılında ise  “ Dalga” ,1928  yılında  ise,  “İstiklal  Uğrunda”   adlı  eseri  yayınlanır.  Onun  ilk  hikayesi Osmanlı askeriyle bir Rus askeri arasında geçen dostluğu konu alan “İki Düşman” adlı hikayesidir. Ahmet  eserlerinde temel dayanak olarak Kur’an-ı Kerimi ve halk edebiyatını esas almıştır. Onun yayınlanan ikinci kitabı “Dalga” dır. Azerbaycan’ın Milli marşı da bu kitapta yer alır.
 
Ahmet , Manzum hikayelerde de başarılı olur. Özellikle “Pamuk Destanı”, “Kür”  gibi hikaye ve destanları meşhurdur.  Bunlar arasında  istiklaliyet uğrunda verilen mücadeleyi konu alan “ Sesli Kız” destanı en meşhurlarındandır.
 
Onun vücuduyla beraber eserlerinin ortadan kaldırılmasıyla da iş bitmemişti. Gözü dönmüş, insanlıktan nasibini alamayanlar, ailesini de ortadan kaldırmaya and içmişlerdi. Onun vefadından hemen sonra, ailenin direği olan hayat arkadaşı Şükriye hanım’a sıra gelmişti. Evinde ne kadar elyazmaları, resimleri ve değişik eserleri varsa, hepsi toplanarak götürülmüştü. Zaten onun sadece eserleri değil, o günlerde aile fertlerinin bile yok edilme kararı çoktan verilmişti. Cavad ailesi hayatlarının sonuna kadar bu zülümleri iliklerine kadar yaşayacaklardı.
 
Onu beğenmeyen, yazdığı şiirlerinden dolayı eleştirmek için fırsat bekleyenlerin yanında, Azerbaycan’ın büyük şairi Hüseyin Cavit yazılarında onu çok beğendiğini ifade ediyordu. “ Umumiyetle şairler hakkında yazılar yazmayan Hüseyin Cavit gibi bir sanatkar, Ahmet ’ın büyük bir şair olduğunu herkesten önce yazılarıyla gazetelerde yazmıştır.[1]” Eserlerinin çoğu günümüze kadar gelememiş ve değişik entrikalarla ortadan kaldırılmıştır. Eserlerini ortadan kaldırılması planlı yapılmış bir senaryo idi. Tek amaç, onun eserlerinin insanların eline geçmesini engellemekti. “ Ahmet Cevat’ın evi 1937 yılında talan edilmişti. Kitapları, el yazmaları, bir çok kıymetli eserleri kendisi ile beraber götrüldü. Ama daha sonraları evine  defalarca  yetkili  insanlar  gönderilerek  arkada  bırakılan  elyazma  ları  da  bir  bir toplatılmıştı.” [2]        Zaten o günlerde evinde bir aile ferdi bile kalmamıştı. Bütün aile fertleri çoluk çocuk demeden dağıtılmıştı. Başta hanımı olmak şartıyla Kazakistan’a sürgüne, çocukları değişik bakım evlerine gönderilmişti. Evine sahip çıkacak bir ferd bile yoktu. Daha sonraları da kapılarına mühür vurularak, tüten en son ocakları da söndürülmüştü. “ kapısına mühür vuruluşundan istifade eden komşuları, evine pencerelerden girerek yerlere savrulan elyazma eserlerini toplayarak, imha etmişlerdi.. Bunlardan başka kendisine ait fotoğraflar ve ne kadar kıymeti biçilemeyen eserleri varsa, kimselere ulaştırılmadan ortalıktan kaldırılmıştı..” [3]
 
Ahmet Cevat çok güzel bir karaktere ve müthiş bir basirete sahipti. Bazı eserlerinin günümüze kadar gelip ulaşmasında onun basiretinin çok büyük rolü vardı. Bu eserler akraba ve komşulara saklamak için verilen eserleridi. Daha önceden olayları sezmiş olacak ki, bazı eserlerini  ve  şahsi  eşyalarını  yakın  olduğu  insanlara  ulaştırmayı  başarmıştı.  “  ..  kendine


 
mahsuz bir hassaslıkla yazdığı eserlerden bazılarını komşularına, dostlarına, hemşehrilerine ulaştırmayı başarmıştır. Matbu eserleri yanında bizlere ulaşan bu eserlerin numuneleri, onun istidatları, hüneri, karakteri hakkında tek bilgi kaynağıdır.” [4] Onun bazı eserleri   bugün Azerbaycan İlimler Akademisinin elyazmaları instutusunun Nizamı adına Azerbaycan Edebiyat Müzesinde korunmaktadır.
 
Ahmet Cevat’ın eserlerinin yok edilmesi hakkında değişik riyavetler vardır. Onun hakkında Azerbaycan’da ilk ve tek geniş çaplı araştırmalarıyla tanınan Ali Saleddin şu meseleyi neklediyor. “ Ben Ahmet Cevat hakkındaki araştırmama devam ederken.   KGB’nin yüksek rütbeli görevlilerinden  olan GUOZDYEV ve yardımcısı GUSAROV’un imzaları olan bir tutanak elime geçti. Bu tutanaktaki ifadeleri görünce adeta tüylerim diken diken olmuştu.   GUOZDYEV ve GUSAROV’un ifadelerine göre: Ahmet   hakkında mahkeme soruşturması   esnasında topladığımız ne kadar kitap, dergi, el yazmalar, gazetelerde çıkmış yazı  ve resimler varsa hepsini 4 Temmuz 1937 tarihinde idamından hemen sonra yakarak imha ettik” deniliyordu.[5]
 
Günümüze kadar ulaşan bazı eserleri:
 
1.     Koşma ( şiir kitabı)
2.     Dalga ( şiir kitabı)
3.     Medrese Şiirleri
4.     Şükriyename (şiir kitabı)
5.     İstikla Uğrunda
6.     İki Düşman ( Osmanlı-Rus askerleri arasında geçen dostluğu anlatan)
7.     Kuk-kulu-gu ( Çocuk şiirleri ve ninnileri)
8.      Kür Destanı Poeması: Kür çayının başladığı yerden başlayarak döküldüğü hazar denizine kadar geçtiği yol hikaye ediliyor. Hatta şair Kür çayına dönerek, onun halk idaresine teslim olmasını ister.
 
9.    Sesli  Kız  Poeması  :  Mevzusunu  tarihten  almıştır.  Asıl  işlenen  konu  azadlık  uğrunda savaşmaktır.
 
10.     Pamuk  Destanı  Poeması  :   Bu  destanda  şair,   pamuğun  ilk  vatanından,  onun yayılmasından ve Azerbaycan’a getirilmesinden genişçe bahseder.
 
Tercüme Eserleri:
 
1.  Otello ( Şeksbir)
2.  Romeo ve Julyet ( Seksbir)
3.  Kaplan Derisi Giymiş Pehlivan ( Ş.Rustavel)
4.  Babalar ve Oğulları ( Turkenev)
5.  Padişahın ölmüş kızı ve yeni Pehlivan masalı (Puşkin)
6.  Kırmızı Horoz Masalı ( Puşkin)
7.  Tunç Atlı ( Puşkin)
8.  Saray Ayanına ( Permantov)
9.  Dvoryan Ziyalılığına (Permantov)
10. Ancak 18 yaşında ( Georg Veyert)
11. Sıçanların Müşaveresi ( Jan Lafonten)
12. Dişi Arslanın Defni ( Jan Lafonten)


 
* Poema: Menzum   veya adeten lirik şeklinde yazılan ve müzik eşliğinde
sahnelenen eserlerdir.
 
Makalelerinden bazıları:
1.  Yeni Nesil ve İçtimai Yaralarımız
2.  Ramazan
3.  Kars Heyetinin Yaptığı İşler.
4.  Batum Müslüman Birlik Cemiyeti
 
 
 
3.1 Edebi Şahsiyeti
 
1918 yılları Ahmet Cevat’ın edebiyat sahnesine çıktığı ve meşhurlaştığı yıllarıdır. 70 yıl Azerbaycan topraklarında hüküm süren sosyalizmin kurduğu sistem içerisinde yaşayan bir şairin,  kendi duygu ve düşüncelerini rahat bir şekilde ifade etmesi mümkün değildi. Eğer rahat bir şekilde ifade edebilecek biri çıksa da, can-mal, evlad-u iyal, kısacası her şeyi göze alması gerekiyordu.  Ya  da,  bazı  şairlerin  yaptığı  gibi,  kendi  duygu  ve  düşüncelerini  değil  de, sosyalizmin güzelliğini, mükemmelliğini anlatmak şartıyla ses çıkarılmıyordu. “ Ahmet  sovyet devrinde yazdığı bütün yazılarına göre tazyiklere, mezelletlere, takiplere ve dayanılmaz işkencelere maruz bırakılmıştı. Her şiiri  yayınlandığında  en az on-onbeş defa değişik yerler ve şahsiyetler tarafından acımasızca tenkite tabi tutulurdu. Bundan dolayı kendisi birkaç defa da hapsolunmuştu[6].
 
O,  ancak  vicdanının  ve  milletinin  sesine  kulak  veriyor,  şiirlerinde  de  sadece  bu konuları işliyordu.   Başkaları gibi dikte ile, sürgün korkusu ile, zindan korkusuyla kabuk değiştiren dalgavuklarla hiçmi hiç arası yoktu. Bunu da kendine ve şairliğine bir zül saydığı için, resmi gayrı resmi bütün toplantı ve konferanslarda sürekli eleştirliyordu. Hatta onun aleyhinde en güzel şiir yazan ve en kötü ve acımasız makaleler yazıp dökenler    adeta mükafatlandırılıyordu.   Onun yazdığı yazıların başkalarının eline geçmemesi için, eserleri toplatılmış ve onunlada kalmayıp,  “ Gazeteciler Cemiyetinden”  bir halk düşmanı olarak ihraç ediliyordu.
 
Ahmet Cevat, bedii   eser vermeye 20. asır   önceleri başlamıştı. İlk şiir kitabı 1916 yılında yayınlanan “koşma” dır. Daha sonra 1919 yılında “ Dalga” kitabı yayınlanmıştır. Bu eserler dünya’nın en karışık olduğu 1916 yılında neşr edilmişti.   O, gönlünden geçenleri çekinmeden  dünyaya  haykırmaya  devam  ederken,  Rus  işgalıyle  ayrı  bir  devrin başlayacağından belki de hiç haberi olmamıştı.
 
Sovyet hakimiyeti devrinde de çizgisinden hiç taviz vermedi. Bir çok önemli eseri Azerbaycan diline tercüme etti.   Bunlardan bazıları; “ Şekspir’in Otello, Romeo ve Julyet, Ş.Rustavellinin Kaplan derisi giymiş Pehlivan, Türkenev’in Babalar ve Oğulları vs.”  tercüme ederek Azerbaycan edebiyatına kazandırmıştı.   “ Lakin Ahmet   Cevat, kudretli bir lirik ustası olarak en parlak devrini Bağımsız Azerbaycan Devletinin kurulmasıyla yaşamıştır. 0 asrın ilk 10 yılında Azerbaycan medeniyetinin en zengin sayfalarından birini yaşanıyordu. Bu devirde çok kuvvetli edebiyatçılar olmasına rağmen Ahmet Cevat haklı olarak, Azerbaycan tarihinde ilk istiklal şairi olarak milletinin sinesinde kendine has bir yere oturmuştu.” [7]
 
Evet, O, yaptığı işlerden hiç bir zaman mükafat beklemeyecek kadar kadirşinas bir şahsiyetti.  Ahmet ’ın bir muhakemesinde ona düşman olan ve ondan hoşlanmayanlar her türlü yola başvuruyorlardı.  “... yine bu Cevat meselesi gündeme geliyor...... O dur ki aziz arkadaşlar,


 
ben Cevat meselesine son noktayı koyuyorum. O her zaman bizi aldattığına ve bu zamana
kadar kendini bize ıspatlayamadığına  göre  Gazeteciler Birliğinden atılsın”[8]
 
Evet,  Ahmet Cavad bu zamana kadar onlar gibi başkalarına yaslanmamış ve onlara dalkavukluk yapmamış, kalbinin ve milletinin dili olmuş haykırmıştı. O bu yolun sonunda ölüm bile olsa dönmeyi asla düşünmüyordu. Öyle bir zihniyet ki, bir zamanlar kendisini altın kalem ödülüne layık görmüş, daha sonra onu yazdıklarına göre vatan haini ilan etmişti.  Bundan dolayıdır  ki,    Ahmet  Cevat’ın  muhakimelerinde  mevzu  edebiyatın,  sanatın  ve  medeniyetin inkişafı değildi. Asıl mesele komünist partisinden, ideolojiden, Rus siyasetintendi.
 
Bu devirlerde edebiyat alanında büyük bir Rus hakimiyetinin ağırlığı her yönüyle kendini belli ediyordu. Yazılan şiirler, makaleler, tiyatrolar vb. Her şeyden üfül üfül sosyalizm esintileri geliyordu. Hele milli ve manevi duyguların ifade edilmesi asla mümkün değildi. Eserlerinde bu mevzuları işleyen Azerbaycan sanatkarları  halk düşmanı, milliyetçi, panturkist panislamizim   diye damgalanıyor ve sonunda kurşuna dizilişe kadar   uzanan bir koridora girmeye gitmeye mecbur bırakılıyordu.
 
Bunlar içerisinde sürgüne gönderilen ve oralarda hayatını kaybeden, Hüseyin Cavid ve Ahmet Cavad’ın ayrı yeri vardır. Ahmed Cevad, Rusların bütün bu baskılarına rağmen, milli ruh ve milli düşünceyi başka sembollerle ifade ederek adeta ölüme meydan okuyordu.
 
Ahmet Cevat, hayatının sonuna kadar   ömrünün büyük bir bölümünü geçireceği hapishane hayatıyla ilk defa 1923 yılında tanışmıştı. O, Ruslar tarafından bir Türkiye hayranı olduğu ta baştan biliniyordu.   Mirza Bala Memmedzade’nin Sahte pasaport düzenleyip, Türkiye’ye  kaçmasıyla alakalı o sorumlu tutuluyordu. Zaten böyle şeylere ancak o cesaret edebilirdi bu herkes tarafından da biliniyordu. Ama gerçektende  bu olayla onun hiçbir alakası olmamıştı. Bu ilk olaydan yakın arkadaşları sayesinde kurtulan Cevat, gerçek manada ilk hapıshane hayatıyla “ Göy Göl ” şiiri sayesinde tanışmış oldu.
 
1920-1925 yılları arasında dör-beş şiiri ancak yayınlanabilmişti. 1925 yılında ölmez eser olarak nitelendirilen    “ Göy Göl ” şiiri yayınlanmıştı. Yıllardır onu birşeylerle itham etmeye çalışanlara gün doğmuştu. Bu fırsat çok iyi değerlendirilmeliydi. Çünkü bu şiirde Türkçülük şimgesi olan ay ve yıldızdan bahsediliyordu. Gence medresesine girdiği gün, nasıl hayatının dönüm tarihi olarak nitelendiriliyorsa, ilk defa kurşuna dizilecekler listesine adının yazılmasına sebep yıldız ve ay ilk defa bu şiirde yer alıyordu.
 
Senin güzelliğin gelmez ki, saya
Koynunda yer vardır yıldıza aya,
 
Aslında  bu şiiri, elden gitmek üzere olan Azerbaycan’a yakılmış bir ağıt olarak ele alır.  Dost bivefa, düşman kuvvetli olunca elden de başka birşey gelmiyordu. Onların en büyük silahi gönüllerindeki ızdırap kıvılcımlarının kan yerine mürekeple yazıldığı kalemleriydi.“ ..... yürekten gelen bir şiir için hadsız işkencelere dayanmayı göze alan şair, Göy Göl’e hasrettiği bağımsız Azerbaycan’ın devrilmesine bir ağıt olarak yazmıştı. Aynı zamanda bu şiir Azerbaycan için yas tutma manasına da geliyordu...”[9]
 
Evet,  Ahmet  Cevat  bütün  ailesini,  varını  yoğunu  hatta  canını  bile  kaybettiyse  de,
Azerbaycan Devletinin ileride istiklaliyetine kavuşacağı ümidini hiç kaybetmemişti.
 
1918 yıları Ahmet  için tanınma dönemi sayılır. O yeni bir ses, yeni bir soluk getirmişti edebiyata ve şiire. O devirde her şeyi ile kendini unutan, milli ve manevi duygulardan uzaklaşan


 
insanları, bu derin gaflet uykusundan uyandırmak, onlara dost ve düşmanın kim olduğunu, vatan ve millet üzerine ne oyunlar planlandığını anlatmak gerekiyordu. Sağına soluna bakmadan, kimse yok mu demeden bu yola baş koymak gerekiyordu.
 
Bu uğurda sadece şair olmak, kalemi kuvvetli olmak yetmiyordu. 1920 yıllardan Azerbaycan edebiyatında başlayan dikdatörlük devri gemi azıya almış, kimselere göz açtırmıyordu. Her şeyden önce bu işe girecek bir şair, canını, malını ve hatta hayatını ortaya koyması gerekiyordu. Ahmet Cevat’da zaten bunu yapmıştı.
 
Bir gül ektim açılmamiş derdiler, Zahmetimden bana bir diken kaldı.
 
Emek çektim, gün geçirdim, gül ektim,
Emeğimden solgun bir fidan kaldı..[10]
 
“ Sovyet devrinde milli azadlık mevzularını eserlerinde işlemek  kesinlikle yasaklanmıştı. Buna rağmen Ahmet Cevat, bir an olsun eserlerinde bu mevzuları işlemekten geri durmadı. O eserlerinde milli istiklal, azadlık ve vatan kelimelerinin yerine başka semboller kullanmıştır. Mesela: Milli azadlık ve vatan kelimelerinin yerini  sevgili ve kadın sembolleriyle ifade etmiştir.”
 
Hani senin her aşığa her gence,
Aşk okuyan kalbin sönmüştür bence, Bulmuyorsa kalbin artık eğlence,
Sen ağlama ben ağlayım, güzelim...[11]
 
Evet, Ahmet Cevad bütün evlatlarının hasreti yanında bağrını yakan başka bir ateş daha vardı. Bu ateş esarete boyun eğdirilmiş, asıl sevdası olan Azerbaycan sevdasının gönüllerden silinmesi ve unutturulmasıydı.   Bütün fikrini meşgul eden, geceleri uygusunu kaçıran, evlatlarının hasret acısını bastıran bu sevgiyi “Unutulmuş Sevda” diye dile getirmişti.
 
Beni çok genç iken ağlattı zaman, Çekerek perde o hoş manzaraya.
 
Benim ilk aşkımı ilk elde hemen,
Gömdüler bilmedim, ama nereye?  [12]
 
 
 
Şiirlerinde değişik semboller kullanmasına rağmen,  Sovyet hükümetinin bu sembolleri çözmesi çok uzun sürmemişti.  Artık bu sevdayı  tamamen unutturmak ve ortadan kaldırmak için, sadece şairi değil, onun kılcal damarlar gibi bağlı olduğu bütün ailesini ortadan kaldırmak gerekiyordu. Buna Sovyet hükümeti adeta and içmişti. Evet bu sevda bir kadına ilanı aşk değildi, bu sevda bir güzele aşık olmak değildi, bu aşk dünyalıklar içerisinde zevku sefa sürmek değildi, bu aşk hayatını hayat etmek, saraylarda yaşamak değildi,  Bu aşk Azerbaycan, bu aşk vatan-millet aşkıydı.
Dargınım ben böyle bahta, Yüreğim kan lahta lahta.
 
Bak ki, kimler çıktı tahta,
Küstü kimin bahtı, bağlar?[13]


 
Göygöl”  şiiri  onun  hayatında  çile  ve  ızdırabın  başlangıcı  olmuştu.  Şiirinde milliyetçilik yapıyor diye ikinci defa hapishaneler yolu kendisine açılmış oldu. Zaten bu koridordan kurşuna dizileceği güne kadar çıkamamıştı. Bu koridorun sonu yeni bir hayatın başlangıcıydı. Bu koridorun sonu, doğduğunda isminin koyulduğu dedesi Cevat Han’ın yoluna çıkıyordu.
 
Kurtulmak istedi bu güzel yurdun, Çardan ayrılarak bir devlet kurdun. Yeni kızıl Çar’a sen karşı durdun, Kuvvetin yetmedi savaşa, göygöl.
 
Evet, gerçekten de Ahmet Cevatların, Hüseyin Cavid’lerin, Mikail Müşfiklerin ve daha nice nice adsız kahraman kadın ve erkeklerin  gücü Kızıl Çar’a yetmemişti. Ama bu insanlar hep ümitle yaşadı ve gelecek yeni nesillere de hep ümit ve vatan aşkı aşılayıp gittiler.
1920 yıllarda  edebiyatın dikdaturluk etkisi altına girmesine rağmen  Ahmet Cevad, her yönüyle çembere alınmış adeta ağız açamaz hale gelmişti. Çünkü o, bir milliyetçi ve vatanperverdi. Zaten şairin   şiirleriyle başının derde girmesi de bu devre rastlar. Bunu şu mısralarıyla ifade eder:
 
“ Yaralıdır, gönül kuşum yaralı, Yaralandı yazık şair olalı”
 
[1] Saleddin Ali-I, s.21
[2] Saleddin Ali, Ahmet Cevat, s.5. [3] a.g.e.
[4] Saleddin Ali, Ahmet Cevat, s.5 [5] Saleddin Ali-I, s.30
[6] Saleddin Ali-1, s. 22. [7] Aliyeva Aybeniz,  s.5 . [8] Saleddin Ali-I, s. 28.
[9] Aliyeva Aybeniz   s.7.
[10] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman,  s.90. [11] Aliyeva Aybeniz,  s.6.
[12] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman, s.58. [13] Aliyeva Aybeniz, s.29.
 
Ahmet Cevad ve Azerbaycan İstiklal Marşı
 
Ahmet  Cevad’ın  Azerbaycan  halkına  en  büyük  hediyesi,    Dünya’nın  değişik  semalarında okunan Azerbaycan devletinin milli marşıdır. Azerbaycan’ın tarihinde bir kaç defa milli marş çalışmaları olmuş değişik sebeplerden dolayı istenilen sonuca bir türlü varılamamıştı. Azerbaycan Demokratik Halk  Cumhuriyetinin ilanından önce,  “Açık söz” gazetesinde  büyük yazar Yusuf Vezir Çemenzeminli’nin “ Zaruri meseler ”  adlı bir makalesi yayınlanır. Yusuf Vezir Çemenzeminli makalesinde, her milletin kendine ait, milli duygularını coşturacak, onu milletler arasında temsil edecek bir milli marşa çok ihtiyaç olduğunu vurguluyor ve “  Her bir milletin kendine ait bir milli nağmesi vardır. O nağme okundukça millet fertlerinin ruhu yücelir. Bizim ise böyle bir nağmemiz yoktur. Düşmanı yıkmak için milli sarhoşluk lazımdır” diyordu. Yusuf Vezir Çemenzeminli, bu iş şairlerin işi olmakla beraber hususiyle Üzeyir Hacibeyov’a büyük iş düşdüğünü  ima ederek söyle der. “ Bize milli neğme lazımdır. Bu da bugünün meselesidir. Milli


 
neğme bizim uyuyan hislerimizi uyandırır. ..... bunu yapmak içinde   şairlerimiz ve hususiyle
Üzeyir bey çalışmalıdır.” [1]der.
 
Azerbaycan’ın dünyaca meşhur müzik ustası Üzeyir Hacibeyov’un  22 Aralık 1917 yılki sayısındaki verdiği cevapta bir milli marşın gerekliliğini bütün açıklığıyla ortaya koyar.[2]”
 
Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurulduğu  aylarda ilk adımlar atılır ve  müsabakalar başlatılır. Yazılan eserler  Halk Maarif Nazirliğinin defterhanesine 1 Mayıs 1920 tarihine kadar teslim edilmesi kararlaştırılır. Toplanan eserler 28 Mayıs 1920’ de Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin 2. yıl dönümüne kadar seçilecek, bunlardan biri milli marş olarak resmen kabul edilecekti. Ne acıdır ki, 27 Nisan1920 tarihinde   ilanına bir ay gibi kısa bir zaman kala, Azerbaycan Halk Cumhuriyeti’nin Rus Bolşevikleri tarafından  yıkılması buna imkan vermedi. Daha sonra zamanla bu milli marş meselesi tamamiyle unutularak ortadan kalkar.  Rusya, yıllar sürecek bir esareti göz önünde bulundurarak Azerbaycan halkı için bir marş seçer. Sözleri Azerbaycan şairlerinden Samed Vurgun ve Süleymen Rüstem’e, müziği de Üzeyir Hacibeyov’a ait bir marş seslendirilir.  Bu marş  Azerbaycan’ın istiklaline kavuştuğu 1991 yılına kadar devam eder.
 
Azerbaycan Halkı bu günkü milli nağmesine  Azerbaycan Cumhur Başkanı Haydar Aliyev’in de “ Azerbaycan’ın güzel milli marşı var. Bunun müellifi bizim büyük bestekarımız Üzeyir Hacibeyov’dur. Milli marşımızın sözlerini büyük şairimiz Ahmet’e aittir.  Onun musikisi de güzel, sözleride çok manalı ve güzeldir”[3] sözleriyle överek ifade ettiği bugünkü milli marş, sözlerinde az bir değişiklik yapılarak 27. 05. 1992 Azerbaycan Devletinin istiklal marşı olarak kabul edilir. Azerbaycan İstiklal marşı  ilk olarak “ Vatan Marşı” olarak kaleme alınmıştı. Daha sonra merhum Üzeyir Hacibeyov  bu marşın üzerinde bazı değişiklikler yaparak bestelemiştir. Azerbaycan milli marşının orijinal metni, 1919 yılında Azerbaycan Demokratik Halk Cumhuriyeti devlet matbaasında basılan “ Milli Nağmeler ” kitabında şu şekilde yayınlanmıştı.
 
Vatan Marşı
Azerbaycan, Azerbaycan
Ey kahraman evladın vatanı (2)
Senden ötürü can vermeye cümle hazırız, Senden ötürü kan dökmeye cümle kadiriz, Üç renkli bayrağınla mesut yaşa (2) Binlerce can kurban oldu,
 
Sinen harbe meydan oldu, Hukukun terk eden efrad, Hepsi bir kahraman oldu. Sen olasın gülistan,
Sana her dem can kurban Sana bir çok muhabbet Sinemde tutmuş mekan Namusunu hifz etmeye, Bayrağını yülseltmeye, Cümle gencler müştaktır, Şanlı vatan ![4]
 
Yukarıdaki metni bestelerken  şiirin mazmumunu zenginleştirmek, vatanperlik duygularını daha da artırmak, sinelerdeki aşk ve iştiyakı kuvvetlendirmek için üzerinde bazı değişiklikler yaparak, adı “ Azerbaycan marşı” olarak değiştirilerek aşağıdaki şekle getirilir.


 
Azerbaycan  Milli Marşı
 
Azerbaycan, Azerbaycan,
Ey kahraman evladın şanlı vatanı,
Senden ötürü can vermeye cümle hazırız,
Senden ötürü kan dökmeye cümle kadiriz,
 
Üç renkli bayrağınla mesut yaşa !
Binlerce can kurban oldu, Sinen harbe meydan oldu, Hukukundan geçen asker, Hepsi bir kahraman oldu.
 
Sen olasın gülistan,
Sana her dem can kurban Sana bir çok muhabbet, Sinemde tutmuş mekan.
 
Namusunu hifz etmeye, Bayrağını yülseltmeye, Namusunu hifz etmeye, Cümle gencler müştaktır, Şanlı vatan ! Şanlı vatan ! Azerbaycan, Azerbaycan ! [5]
 
Bir sürü teklif ortaya atılmıştı. Bütün bu tekliflerin yanında büyük müzik ustası Üzeyir hacibeyov’un bestelediği, bir zamanlar yarım kalan, mızrabının kırılması, tellerinin kesilmesiyle seslendirilemeyen “ Azerbaycan Marşı ”  bunlar arasında en önemli yeri tutmaktaydı. Bunun üzerinde yapılan uzun müzakerelerden sonra “ Azerbaycan Marşı “ ağırlık kazanmıştı. Onun mısralarında Azerbaycan Türk’ünün büyüklüğü, fedakarlığı, cesareti ve milli duguları, vatan ve millet aşkı bayraklaşıyordu.
 
Bugünkü milli marş uzun müzakereler sonucu sözleri Ahmet Cevat’a, müziği Üzeyir Hacibeyov’a ait Azerbaycan Cumhuriyetinin Milli marşı olarak 27.05.1992 tarihinde Azerbaycan Milli Meclisinde resmen kabul edildi.
 
[1] Aliyeva Aybeniz, s.29.
[2] Merdanov Mısır ve Quliyev Asker, s 114. [4] Merdanov Mısır ve Quliyev Asker, s 131. [5] a.g.e., s 132.
 
AHMED CEVAD’I SÜRGÜNE GÖTÜREN ŞİİR:
GÖY GÖL
 
Dumanlı dağların yeşil koynunda Bulmuş güzellikte kemali, göy göl. Yeşil gerdanlığı güzel boynunda, Aks etmiş dağların cemali, göy göl. Yayılmış şöhretin şarka, şimale, Şairler hayrandır sendeki hale. Dumanlı dağlara gelen suale,
Bir cevap almamış soralı, göy göl


 
Bulunmaz dünya’da benzerin bel ki,
Zevvarın  olmuştur bir büyük ülke, Olsaydı gönlümde bir yeşil gölge, Düşseydi sinene yaralı, göy göl. Senin güzelliğin gelmez ki, saya Koynunda yer vardır yıldıza, aya, Oldun sen onlara mihriban daye , Felek busatını  kuralı, göy göl.
Kesin eyş-nuşi, gelenler susun, Dumandan yorganı, döşeği yosun,
Bir yorgun peri var biraz uyusun, Uyusun dağların maralı, göy göl. Zümrüt gözlerini görsünler diye, Çamlar boy atmıştır, uzanmış göğe, Geçmiştir onlara gazabın niye? Düşmüşlerdir senden uzağa göy göl.
 
Dolanır başında, gökte bulutlar, Bezenmiş aşkınla çiçekler, otlar. Öper yanağından kurbanlar otlar, Ayrılık gönlünü kıralı, göygöl !
 
Bir sözün var mıdır esen yellere, Siparış vermeğe uzak ellere... Yayılmış şöhretin bütün ellere,
Olursa olsun goy nereli, göy göl..[15] [1] Saleddin Ali, Ahmed Cevad,  s.162. [2] a.g.s. s.162.
[3] Yeni yol Gazetesi  6 Kasım 1929 . sayısı 26
[4] Saleddin Ali –I, s. 22-23. [5] Saleddin Ali –I , s.18-19.
[6] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman , s.12. [7] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman. s.6. [8] a.g.e., s.. s.7.
[9] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman, s.3-4. [10] Saleddin Ali , Ahmed Cevad, s. 306.
[11] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman. s.20. [12] Saleddin Ali, Ahmed Cevad, s.301.
[13] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman. s.18. [14] Mahmut Tofik ve Hasanov Rahman. s.18. [15] Saleddin Ali -I,  s.230-231.
 
KAYNAK : ÖMER CULFA, ahmedcavad.tr.
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi