ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
2. Mikayıl Müşfik
#1
2. Mikayıl Müşfik

Mustafa CEYLAN / Öldürülen Şairler-Cilt 2-Sayfa: 233-264


[Resim: du7ul3cwm382uffvh.jpg]
"Şair öldürmek kolay" demiştik. Zira, şairin silahı kalemidir. Şair, öldürmeye değil, yaşatmaya hayatı kuşanmıştır. Mikayil Müşfik, Bakü seherlerinin kuş kanatlı serinliğinden henüz 30 yaşında iken katledilerek kopartılmış bir şiir gülüdür. Bakü, Azerbaycan özgürlüğünü yaşayanda fazla uzun sürmeyen tebessümlü zamanları yakalmış, sonra da, Ermenilerin tahriki ile tam tamına 29.000 aydını kurban vermiş, bağımsızlığı avuçlarından koparılıp alınmıştır.

Ne kadar ünlü şair varsa yeryüzünde yüzde doksanı henüz çok küçük yaşlarda iken dünyaya veda etmişlerdir. 31 yaşın delişmen sevdalarına sığdırdığı 10 kitabıyla, aşkın, sevdanın ve vatanın şairi Mikayil Müşfik' de aramzıdan çok küçük yaşta ayrılanlardan...

(1908-1938) Sovyet-Stalin zulüm rejiminin 30 yaşında şehit ettiği Mikâil Müşfik, Azerbaycan’ın (komünist dönemindeki) üstün değerde “gençlik ve güzellik şairi” sayılmaktadır. Bir buçuk aylık bebek iken annesini, altı yaşında da babasını kaybeden Müşfik, esasen aç, bakımsız, şefkatsiz bir çocukluk, yoksul, azaplı bir gençlik dönemi yaşadı. Bakü Darülfünûnu Edebiyat Fakültesi’ni bitiren Müşfik, Bakû’da yedi yıl öğretmenlik yaptığı sırada, çok sevilen duygulu ve millî eğilimli şiirleri ile tanındı. Bu yüzden “Hurda küçük burjuva şairi” olarak rejimin gözüne batmaya başladı. Nihayet Stalin-Beriye İkilisinin hazırladığı 1937-1938-1939 “büyük temizleme harekâtı” plânının üçüncüsü gereğince 6 Ocak 1938’de kurşuna dizilerek şehit edildi. Asıl öldürülme gerekçesi Müşfik’in “Ölkemı” dediği vatanına ve milletinin değerlerine bağlı oluşu idi. Milliyetçiliği uğrunda, vatanı, milleti uğrunda can vermiştir. Stalin zulmüne karşı çıktığı için öldürülmüştür.
 
1937’de, Azeri millî şairi Ahmed Cevad bey de aynı plân gereği Sibirya’ya sürülerek öldürtülmüştür. 1937,1938,1939 yıllarında Dr. Dadaş Hasanzade’nin kurşuna dizildiğini, Rahim Bey Vekilî’nin intihara zorlandığını da anlatan Hüseyin Baykara “Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi Tarihi” (İst. 1975,s. 200) şunları yazmaktadır: “Anlaşılacağı üzre, Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi çok kanlı ve kayıplı olmuştur, olacaktır da. Stalin-Beriye kollegyasının Azerbaycan’daki cellâdı BAGİ ROV, Stalin öldükten ve Beriye kurşuna dizildikten sonra Kuruşçev zamanında tutuklanarak Bakû’da muhakeme edilirken yanındaki Ermeni yardımcılarını göstererek: “Bunlara uyarak 29 bin Azerbaycan aydınını imha ettim” itirafında bulunmuştur. Bu 29 bin aydın, (Bagirov’un  itirafına  göre)  “bir  period”  temizlemenin  bilançosudur.  Çünkü “toplu öldürmeler” Sovyetlerde devrelere ayrılmıştır. Bu gerçek göz önüne alınırsa Azerbaycan İstiklâl Mücadelesi’nin verdiği kurbanlar hakkında ancak bir fikir edinilmiş olur. ”
Müşfik’in,  ancak  10  yıla  sığan  şiir  ömrüne  rağmen,  çok  eser  verdiği, tercümeler yaptığı görülüyor.
Dilber Axundzade Hanım'a âşık olan şairimizin üç de avlâdı bulunmakta idi.1931'de evlenmişti.

Başlıca şiir kitapları:

Külekler (1930), Günün Sesleri (1932),
Pamuk-Çocuk Şiirleri (1932),
Buruklar Arasında (1932),
Şengül-Şingül-Mengül (1934),
Kaya ile Kendli ve Yılan (1935),
Çağlayan (ölümünden sonra basılmıştır).

Bu şiirlere bakarak Mikâil Müşfik’in çocuk şiirlerine büyük ağırlık verdiği görülüyor.  Hayatını  yazanlar, çocuklara  gösterdiği  bu  yakınlığı  Müşfik’in yoksul çocukluğunda, kendisini çok seven ninesinin dizlerine oturarak, Azerî Türkü, bilmece (tapmaca) ve masallarım çok dinlemesine yoruyorlar.

Yine, onu anlatanlar, romantik hislere bağlılığını, İstanbul şivesine hayranlığını, dolayısıyla “Osmanlı şivesiyle şiir söyleyen” Hüseyin Cavid’e ve onu üstadı Tevfik Fikret’e bağlılığını dile getiriyorlar.

Müşfik, çağdaşı olan Türkiye şairlerinden  Faruk  Nafiz  Çamlıbel’i  ve  daha sonra yetişen Necip Fazıl Kısakürek’i de çok beğenmektedir. Onların tarz, üslûp ve temaları havasını Azerî şiirinde, kendi öz üslûp ve derinliğini de katarak getirmiştir.
Mikâil Müşfik’in, aşağıya aldığımız şiirlerinden “Yine O Bağ Olaydı” aslında uzun bir şiir (poema) olup Azerî folklor ve türkülerinden ilhamlıdır. “Tar” adlı şiiri, Azerbaycan mûsikisinin millî çalgısı olan “tar”rî folklor ve türkülerinden ilhamlıdır. “Tar” adlı şiiri, Azerbaycan musikisinin millî çalgısı olan “tar” ın yasak edilmesi üzerine öfke ile yazılmıştır. Cafer Cabbarlı, Müşfik’in hem yakın arkadaşı hem de hayranı olduğu bir şahsiyet olup onun hakkında benzersiz “Mersiye” (ağıt)yi de alıyoruz. Beyaz Çöller, Türkiye’de “Hececiler” dediğimiz şairlerin  tarzda,  güçlü  romantik  bir  parça  olarak,  aynı  zamanda  Mikâil Müşfik’in şiir anlayışını da az çok dile getirmektedir.”


YİNE O BAĞ OLAYDI

Yine o bağ olaydı, yine yığışarak siz
O, bağa göçeydiniz.
Biz de muradımızca felekden kâm alaydık,
Size komşu olaydık.
 
Yine o bağ olaydı, seni tez tezgöreydim;
Kaleme söz vereydim.
Her gün bir yeni nağme, her gün bir yeni ilham..
Yazaydım seher akşam.
Arzuya bak, sevgilim tellerinden ince mi?
Söyle üreğince mi?
 
Yine o bağ olaydı, yine size geleydik,
Danışaydık, güleydik
Ürkek bakışlarınla ruhumu dindireydin
Meni sevindireydin.
 
Gizli sohbet açaydık ruhun ihtiyacından
Kardaşından bacından.
Çekinerek çok zaman sohbeti değişeydin,
Menimle eyişeydin.
 
Yine de bir vuraydı kalbimiz gizli gizli
Sen ey esmer benizli
Bu yaz bir başka yazdır,
Bu yaz daha da hoşdur,
Vay o kalbe ki boşdur
Her ufukda bir heves,
Her bucakda bir ümid
İnsanlar daha mes’ud.
 
Duygular daha ince, fikirler daha derin,
Ürekler daha serin.
İnsanların vakan, talebi daha yüksek.
Yolumuzdan taş kesek
Temizlenmiş bir az da.
Ellerin keyfi sazdır,
Bu yaz bir başka yazdır.
Yine o bağ olaydı, yine o kumlu sahil.
Sular öteydi dil dil.
Saçın kimi kıvrılan dalgalara dalaydım,
Dalıp ilham alaydım,
Endamını hevesle kucaklarken dalgalar,
Kalbimde kasırgalar.
Fırtınalar coşaydı, kıskançlıklar doğaydı,
Meni hırsım boğaydı.
Cumup alaydım seni dalgaların elinden,
Yapışaydım belinden,
Heyâlimiz üzeydi sevda denizlerinde
Dalgalar üzerinde,
İlhamımın yelkeni zerrin saçın olaydı,
Sular hırçın olaydı.
 
BEYAZ ÇÖLLER

Çokdandır bir şiir yazmamışam men,
Çokdandır bir nağme tutturmamışam.
Çokdandır ayrılıp şi’r âleminden,
Heyâl denizine baş vurmamışam.
 
Fikrim kasırgalı deryalar kimi,
İstenilen kadar dalgalanmamış.
Gönlüm uzak giden heyâller kimi,
İnce bulutlarla çulgulanmamış
Üreğim ilkbahar selleri kimi,
Atlana atlana kaynamamıştır.
Ruhum Mildüzü’nün çölleri kimi,
Beyaz çiçeklerle oynamamışdır.




TAR

Oku tar, oku tar…
Sesinden en lâtif şarkılar dinleyim
Oku tar, Bir kadar Nağmem su kimi
Alışan ruhuma çileyim.
 
Oku tar,
Seni kim unu tar…
Ey geniş kütlenin acısı, şerbeti
Alevli sanatı,
Gözleri kıbleye açılan
Hisarlı binalar
Dinlemiş ezelden sesini
Papaklı atalar, çadralı analar,
Ötürmüşler sayende göğüslerini
Düşmüşler gâh şirin
Gâh acı toruna,
Sevine sevine Koruna koruna
Çarparak çargâhın duvardan duvara…
Yolcuyu yolundan
Etmiş âvâre
Çalkanmış dereler, tepeler, Ses vermiş sesine:
Lepeler.
 
Oku tar,
Fikrinden uyansın
Bahar’ın Seyit’hı gazeli,
 
Oku tar, Ruhlansm Şirvan’ın,
Gence’nin mehriban gözeli.

BÜYÜK USTA CAFER CABBARLI İÇİN

Ey şanlı ülkemin şanlı ustası,
şdü mü elinden hayat fırçası?

Ey söz yüzüğünün yanar elması
Üreğin tutulup lekelendi mi?
 
Öldü! Haber verin aşnâya, dosta,
Ruhlar mühendisi o büyük usta!
 
Öldü bir usta ki ustalar başı,
Bütün kardaşların aziz yoldaşı.
 
Öldü! Ağlamayan gözler ağlasın,
Kalemler, kağıtlar, sözler ağlasın.
 
Altındaydı sözün semet atlan,
Çapanda titrerdi göyün katlan.
 
O ki söz atından deprendi, düşdü,
Sanki şi’rimizin bir bendi düşdü.
 
Boran, kış giderek bahar gelende
üller meclisine kuşlar gelende
Kuşlar sızıldansın, güller yolunsun,
Bu acı her şeyde koy hissolunsun
Günler birbirine değip ağlasın,
Bulutlar başını eğip ağlasın.
 
Tanyeri ağarsın, şafak sökülsün,
Ulduzlar gözyaşı kimi dökülsün
Güneş göy üzünde yansın yakılsın
Gamlı bulutlara iltica bulsun.

Yok göyler görünsün bir çemen kimi,
Ağarsın tanyeri yasemen kimi.
 
Öldü, gürüldesin, çaksın bulutlar,
Kabrine çiçekler taksın bulutlar.
 
Ay, gece kabrinde cövlana çıksın,
Ulduzlar süzülüp seyrana çıksın.
 
Öpsün toprağını seher yelleri,
Üstünde titresin günün telleri.
 
Bu menim dileğim, bu menim hisim
Ey söz mühendisim, ruh mühendisim.”(1)
 
Özet Değerlendirme:
 
Resul Rıza’nın şiirlerinde bu dönemin olayları ve Azerî aydınlarına karşı uygulanan yok etme hareketleri  geniş  yer  bulmuştur.  Bu  yıllarda  sürgün  edilen  veya  kurşuna  dizilen  aydınlar arasında  Resul  Rıza’nın  yakın  arkadaşları  ve  sanatçı  dostları  da  vardır.  Özellikle  Mikayıl
şfiq’in∗  öldürülmesi  şairi  çok  etkilemiştir.  “Gızıl  Gül  Olmayaydı”  şiiri  bu  yılların  siyasi
olaylarının değerlendirildiği önemli bir eserdir. “Gızıl Gül Olmayaydı bayatı mısrası ile başlayan
bu manzum hikâye şahsiyete perestiş (Sovyetler Birliği’nde Stalin dönemine verilen genel ad)
devrinde günahsız olarak yok edilen şair Mikayıl Müşfiq’in hatırasına adanmıştır.”4
 
Mikayıl  Müşfiq:   5  Haziran  1908’de  Bakü’de  doğmuştur.  Aydın  bir  ailenin  çocuğudur. Azerbaycan Devlet Darülfünununda, Dil ve Edebiyat Fakültesini bitirmiştir. Pedagogluk ve öğretmenlik yapmıştır. İlk şiiri ‘Bir Gün’, 1926 yılında Genç İşçi gazetesinde yayımlanmıştır.

1938 yılında kurşuna dizilerek öldürülen Azerî aydınlarından biridir.

Külekler, 
Günün  Sesleri, 
Buruglar  Arasında
 önemli  eserlerinden  bazılarıdır. 

Bkz.  Teymur Ehmedov, Azerbaycan Sovyet Yazarları, Yazıcı Neşriyatı, Bakı, 1987, s. 418–419.
*
Mikayıl Müşfiqin öldürülməsindən sonra onun ailəsi də repressiyaya məruz qalır. “Öncə  böyük  qardaşı Mirzə təzyiqlərə məruz  qalır.  Onun  heç  fotosu  da  yoxdur. O, ailəsi ilə birgə itkin düşüb. Bəzi məlumatlara görə, Astaranın Pensər kəndində hesabdar işləyirmiş.
Böyük bacısı Böyükxanım İsmayılzadənin yoldaşı, həmçinin bibisi oğlu olan Zeynalabdin güllələnir. Böyükxanımı həbs edəndə üzərinə neft töküb özünü yandırır. Balacaxanım İsmayılzadə isə həmin vaxt üç ayın gəlini idi. Savadlı bir qadın idi, məktəbdə müəllim işləyirdi. Balacaxanımın yoldaşı Şükür Şükürlü adlı şəxs olub. Şükür öldürülüb, Balacaxanım isə həbs olunaraq Arxangelskə sürgün olunub. Orada altı il lager həyatı yaşayıb. Lagerdə tibb bacısı işləyib.1956-cı ilin may ayında Mikayıl Müşfiqə bəraət veriləndən sonra o, Azərbaycana qayıda bilir. Sağ qalmış ailə üzvü kimi hökumət Balacaxanıma qan pulu təklif edir. Balacaxanım İsmayılzadə o puldan imtina edir. Həmin qan puluna 56-cı ildə on dənə Volqa” avtomobili almaq olardı. Halbuki sürgündən qayıdan insan idi, bir müddət kirayədə yaşamışdı”.
Dilqəm Əhməd”(2)

Dilbər Axundzadə ilə Müşfiq 1933-cü ildə ailə həyatı qurmuşdular. Yalçın adında övladları körpə yaşında dünyasını dəyişmişdi. Müşfiq güllələnməmişdən bir həftə öncə dekabr ayında, Yeni il ərəfəsində Dilbər həbs olunur, 1939-cu ilin martına kimi həbsdə qalır. Ona verilən işgəncələrə bir qadın olaraq dözə bilmir, psixoloji durumu pozulur, həbsxananın nəzdində psixiatrik dispanserə yerləşdirilir.
Nəhayət, bu kimi hallara görə azadlığa buraxılır və o doğma şəhəri Gəncəyə qayıdır. İkinci dəfə ailə həyatı qurur, bir oğlu, bir qızı olur. 1990-cı ilə qədər yaşayıb, “Müşfiqli günlərəsərini yazıb.”(3)
 
 
 
(1): TÜRK EDEBİYATI 4. CİLT, AHMET KABAKLI, TÜRK EDEBİYATI VAKFI YAYINLARI, İSTANBUL
(2-3): ar-ar.facebook.com
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi