ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
14-NESİMÎ (Bağdat)
#1
14-NESİMÎ (Bağdat)

MUSTAFA CEYLAN / ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER-CİLT:2-Sayfa:320-326 
 
Ey Şiir !...
Sen, hem iten, olayları körükleyen; hem de karşı çıkansın. Çünkü saraylara kul-köle yaptığın şairlerin de var, onlara isyân edenlerin de... Kurulu düzenin emrinde “varol- yaşa padişahım! diyerek, “zafername”ler yazan şairlerin de var; o düzeni değiştirip, Hakça, halkça ve adil bir düzen kurmak isteyip de bu isteğin ateşiyle yanıp tutuşan, halka ışık, aşk, iman ve yumruk olan ve sonra da senelerce bu düşüncelerinden ötürü zindanlarda yaşayan şairlerin de...
 
Hattâ bugünü beğenmeyip, mâziye, düne takılı kalmış; hep o eskİ günleri yaşayan ve yaşatmak isteyen mısra işçilerin olduğu gibi, gününü gün eden ya da gelecek günleri, öteleri nakışlayan mısra kuyumcuların da...
 
Sen, her ikisinin de arasındasın. Her ikisine de “eşit” mesafedeyim deme bana, zira asla inanmam; inandıramazsın ki. En çok zulmettiklerin, en çok sürgünlere düçar olanların, senelerce demir parmaklıklar arkasında hapis yatanların veya öldürülenlerin yürek seslerine gizlenmişsin. Oradan bakarsın yüzüme hep...
Çağlar boyunca, zulüm idarelerinin gündeminin birinci sırasını şairlerin cesaretli, korkusuz söylemleri işgal etti. Etti ya, sen onların sadece seyircisi idin. Önce olayı körükledin, ardından tırnak vuruşturup bekledin. Hınzırlığın işte tam bu noktada...
 
Ey Şiir !..
Biliyorum sabırsızsın. Aykırılık içini gıcıklıyor...
Aykırılıklarla,  kurulu  düzene  karşı  isyan  duyguların  şaha  kalkıyor.  İhtilâlci  olup
çıkıyorsun...
Hükümdar kaftanlarının süsüne-püsüne aldırış etmeden, yayan yapıldak, kırlarda- bayırlarda, halk arasında gezmekten müthiş zevk alıyorsun. Aykırı davranışları ve söylemleri alabildiğine destekliyorsun. Yenilikler de aykırılıklardan doğar. Yenilikleri davet ediyor, köhnemiş anlayışlara savaş açıyorsun. İşte böylesi durumlarda, yeni doğmuş bir bebek kadar masumsun... Yaramazlıkların bizim de hoşumuza gidiyor. Olsun, var sen, hünkârların tuğraları altında ezilme de, çoban kavallarında kuzulara özgür türküler söylemeye devam et. Bu halini seviyorum ben...

Hak ve hakikatten ayrılmadın. Ayrılma da... Hurafe ve cehalet en büyük düşmanın. Duygulu ruhları, gerçeğin ışığında yıkamaya devam et. Et ki, şairlerin de sana benzesin. Toplumları çağın gerilerine götüren müstebit idarelere karşı uyandırsın sana vurgunlar... Unutma e mi?

Fakat müstebit idarelerin aykırı görüşlere tahammülü yoktur.

Ama sen, aykırılıkları zirveye çıkarır, sesini-soluğunu keser, meydana gelecek olayları beklemeye başlarsın. Sultan buyruğunun bir an evvel çıkmasını aykırılık yaptırdığın sevdalının kafasında patlamasını istersin. Belki de istemezsin! ? Ama bana öyle geliyor işte...

Geçenlerde seninle gecenin en ileri ve en sessiz saatinde bir gönül sohbetine tutuştuğumuzda bana, “ben garipten, yetimden, şairden, halktan yanayım. Güç ve güçlülerden hoşlanmıyorum” demiştin. Unutmadın değil mi?
 
Fakat frensiz şairlerin çıkınca meydanlara, mısralarını, sazını, kalemini kurşun gibi kullandıklarında; öyle sessiz oluyorsun ki, yağmur öncesi buluta dönüyorsun sanki... Sonra, o taşkın, o sınırları parçalayan, o dağları yerlere seren, kurulu ekonomik, siyasal, sosyal, inanç, gelenek vb sistematiğine baş kaldıran şairinin hâlini izliyor, şahitlik yapıyorsun da, şairin için verilen ölüm fermanlarını önleyemiyorsun.
Söyle bana, neden? Neden?
Önleyemiyor musun, yoksa önlemek istemiyor musun?
 
İçinde yaşadığı halkın dili, gözü, kulağı, aklı, ruhu olan şa- irini-ozanını veya kötü gidişe  dur  diyerek  bayrak  kaldıran  şairini  çekip  alamıyorsun  işkence mengenelerinden, idam sehpalarından...
Hele ki, telle boğdurduklarını biliyorum. Kafasını kılıçla uçurttuğun kaç şair var, hele bir anlat da öğrenelim. İdam ettirdiklerini, genç yaşında, ömrünün baharında olan
şairlerini koruyamayıp kendi ellerinle kabirlerine gömdüklerini söyle de bilelim.
 
Ey Şiir!...
Sen anlatamazsın onları.
Açtığımda bu defteri, dut yemiş bülbüle dönüyor, susuyor, mahzunlaşıyorsun.
Vaz  geçtim,  idam  ettiklerinden.  Bu  sefer  sana,  idam  ettirdikten  sonra  derisini
yüzdürttüğün bir şairinden bahsedeceğim. NESİMİ.. Biliyorsun değil mi? Evet: Nesimi.
Nesimi’ yi Nesimi yapan kim? Elbette sen! İçinde yaşadığı toplumun değer yargılarıyla
ters düşüren kim? Elbette sen!
Nesimi’ye ne yaptın? Derisini yüzdürdün be! ! ! Derisini yüzdürdün!!! Acımadın bile! ! !
 
Nesimi (Bağdat 1339-Halep 1418) Bağdat yöresinde Nesim Bucağı’nda doğmuştu.   Halep’   te   yaşamış,   Hurufi   Mezhebine   bağlıydı.   Bu   filozof Türkmenin adını da değiştirdin. Asıl adı İmadettin’ di. Doğduğu kasabanın adıyla onu bugünlere taşıdın. Hayrı ve aşkı telkin eden, heyecanlı bir şairdi o...
 
Ferdiyeti gösteren insan ruhunun cemiyeti ve külliyeti temsil eden ilâhi ruh ile- denize  karışan  yağmur  taneleri  gibi  imtizaç  eylemesi  lâzım  geleceğini söylerdi. Bu telkinlerini, Halep’ teki Kölemene İdaresi küfür saydı. Fikir ve görüşleri şeriate aykırı görüldü.
Azeri  Lehçesi’yle  yazdığı  şiirleri,  yalın  dili,  anlatım  özellikleriyle  bugünlere kadar geldi. Fikir ve düşüncelerinden asla ödün vermedi.
Vermedi de ne oldu?
Derisini yüzdüler. Sonra da ibret olsun diye cesedi bir hafta sokakta teşhir
edildi.
Sen de bir güzel seyrettin onun derisinin yüzülmesini.

Nesimî, Alevi-Bektaşî geleneğinin yedi ulu ozanından birisidir.
Sadece Alevi-Bektaşilerin değil, Azeriler’in de çok büyük önem verdiği bir ozandır. Azerbaycan’da “Nesimi Dilcilik Enstitüsü” adıyla bir enstitü de kurulmuştur.
Hurifiydi Nesimî.
 
Hurufilik: Kâinatın oluşunu ruha değil maddeye dayandıran her varlığı 32 harfle açıklamaya çalışan ve harflere esrarengiz manalar yakıştıran görüştür.
 
Şiirlerinde dini- tasavvufa karşı korkusuz ve biraz patavatsızca söylediği şiirler yanlış anlaşılarak öldürülmesine yol açmıştır. Tasavvuf inancını büyük coşkunluk ve içtenlikle söylemiştir. Çağının Türkçesini en güzel bir şiir dili haline getirmiştir.
 
Nesimi’nin halk, tekke ve divan şairlerimiz üzerinde azımsanmayacak etkileri
vardır. Halka en çok yaklaşan divan şairidir diyebiliriz.
Bilhassa Bektaşiler ve vahdet-i vücut felsefesini benimseyenlerce büyük bir sûfi olarak kabul edilir.
Şiirlerinde  ekseriyetle  kendi  görüşlerini  telkin  etmekle  birlikte  din  dışı  ve
âşıkane gazellerde yazmıştır. Tuyuğları ve farsça gazelleri de mevcuttur. Bir şiirinde demişti ki:
 
“Ben yitirdim, ben ararım, yâr benimdir kime ne 
Gâh giderim öz bağıma gül dererim kime ne 
Gâh giderim medreseye ders okurum Hak için 
Gâh giderim meyhaneye dem çekerim kime ne
 
Kelb rakip haram diyormuş şarabın bir katresine 
Saki doldur, ben içerim, günah benim kime ne 
Ben melâmet gömleğini deldim, taktım eynime 
Ar u namus şişesini taşa çaldım, kime ne?
 
Ah Yezid, seccadeni al yürü mescid yoluna 
Pir eşiği benim Kâbem kıblegâhım kime ne 
Gâh çıkarım gökyüzüne hükmeder kaftan kafa 
Gâh inerim yeryüzüne yâr severim kime ne
 
Kelp rakip böyle diyormuş güzel sevmek pek günah 
Ben severim sevdiğimi, günah benim kime ne 
Nesimi’ye sordular, yârin ile hoş musun?
Hoş olayım, hoş olmayım, o yâr benim, kime ne”
 
Abdülbaki Gölpınarlı Hocamızdan, Nesimi hakkında bir öykü:
“Nesîmî’nin  yüzülmesine fetva  veren  müftü,  Nesîmî  yüzülürken  sağ  elinin
şahadet parmağını sallayarak, bunun diyormuş, kanı da pistir.
-Bir uzva damlarsa, o uzvun da kesilmesi gerekir!
Ve tam bu sırada Nesîmî’nin bir katre kanı müftünün şahadet parmağına sıçramış. Meydanda bulunan hâl ehli bir can;
-Mütfü efendi demiş, fetvanıza göre parmağınızın kesilmesi lâzım.
Müftü,
-Nesne gerekmez demiş. Biraz suyla temizlenir. Bunu duyan Nesîmî, kanlar içindeyken:
“Zâhidin bir parmağın kessen dönüp Hak’dan kaçar
Gör  bu  miskin  âşıkı  ser-pâ  soyarlar  ağlamaz”  beyitini  muhtevi  gazelini
söylemiş.
Ve
Nesîmî’ nin derisi yüzülünce bir de bakmışlar ki eğilip derisini almış ve bir post gibi  sırtına  vurup  yürümüş.  Kimse  peşine  düşmeye  cesaret  edememiş. Halep’in 12 kapısında bulunan kapıcılar ve halk görmüşler ki Nesîmî, derisi sırtında, kapıdan çıkmış ve sır olmuş. Kapıcılar ve halk bir araya gelince herkes, “falan kapıdan çıktı” diye iddiaya girişmiş ve anlaşılmış ki, oniki kapıdan da çıkmıştır.
Şimdiki  tekke  ve  türbe  de,  onun  gömüldüğü  yere  değil,  yüzüldüğü  yere
yapılmış.”
 
Nesimi’nin ölümü, Anadolu’da tepkiyle karşılanmıştır.
Ve
Anadolu’da, Şeyh Bedrettin tarafından yoksul-fakir insanların haklarını savunmak gibi toplumcu bazı ilkeleri ortaya koyan ve Osmanlı’ ya karşı örgütlenerek ayaklanma hareketi başlatan, ezilen halkın haklarını savunduğu için “sosyalist bir hareket olarak” kabul gören “Şeyh Bedrettin İsyanı” başlar.
Şeyh Bedrettin, çağının en büyük hukukçusudur.
Ve
Şeyh  Bedrettin,  ”  Teshil”  adlı  yapıtında  sorduğu  bin  soruya  bin  cevap vermiştir. Osmanlı’nın adaletinin de beş yüz yıl, Bedrettin’in “Teshil” adlı eseriyle sağlanması, tarihin bir başka garip yüzüdür. Bedrettin, ne yazık ki, Osmanlı’ya karşı giriştiği bu savaşı kaybeder ve 1417’ de ( bazı kayıtlara göre
1420) ‘de Serez’de asılır.
 
SON SÖZ :

GELDİM’OLA BİZİM ELE BİR EREN? (Gülce-Üçgen) 
Geldim’ola bizim ele bir eren?
Durmadan anlatsın pirimi benim. 
Gülce derler, sevdam odur, o ceren 
Çiğ damlası saysın terimi benim.
 
Yolumda yoldaştır Yunusla Veysel
Dağlar mı? Olamaz âşığa engel
Hasret ateşiyle ölmeden evvel
Koysunlar mezara dirimi benim
 
Çile ozanıyım budur fermanım 
Mekânda gölgeyim, zamanda can’ım, 
Tükensin, kalmasın dizde dermanım 
Alsınlar gözümden ferimi benim.
 
Dost halkasın yeni baştan dizsinler 
Aşk bir haritadır, doğru çizsinler 
İsterlerse yere koyup yüzsünler 
Nesimiyle beraber derimi benim.
 
Başaklarda, karıncada, bulutlarda nefes alıp verenim 
Öylesine mutluyum, duymadı hiç kimse zarımı benim. 
Sesiyim sessizliğin, incinsem de incitmem, ilkem bu 
Nar içinde saklıyım, bilen bilir, narımı benim.
 
Cümle kırmızılar kanımdan almıştır rengini 
Ağlayan ırmaklar söndürmez har’ımı benim. 

Yolcuyum kendi içime, arza gebeyim 
Avcumda bin güneş var, yarımı benim.
 
Size derim size, ey insanoğlu 
Etmeyin hesap, kârımı benim. 
Kovanlar kapalı; nedendir? 
Yakmayın arımı benim 
Ceylan’ım, Nesimiyim
Hazırdır kefenim.
 
Her bağ bıçkısına gülümser etim 
Ten ne ki, basit şey, ona gurbetim. 
Suçlusun dediniz ağlıyor yetim 
Sevabı sizlerin, cürümü benim
 
Geldim’ola bizim ele bir eren? 
Durmadan anlatsın pirimi benim. 
Gülce derler, sevdam odur, o ceren 
Çiğ damlası saysın terimi benim.
 
Mustafa CEYLAN
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi