ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
17-Almas İldırım
#1
17-Almas İldırım

MUSTAFA CEYLAN / ÖLDÜRÜLEN ŞAİRLER - Cilt -2, sayfa:332-336

 
 
“1988 hadiseleri yeni başlamıştı. Hadiseler sırasında Amerika'nın "Azadlıq" radyosunun dalgalarında Mirza Hazar’ın yanık yanık söylediği aşağıdaki mısralara dikkat kesildik.
 
Könlümdür tak kaba yapdım sani man, 
Sansiz nedam qürbät elda günü man. 
Sansiz nedam Allah'ı man, dini man, 
Azarbaycan, manim tacım, tahtım oy! 
Oyanmaz mı kör olası bahtım oy!”
 
Bu satırlarda yüreğimizden geçen hisler, duygular, arzular, istekler kaleme alınmıştı. Nice   nice yıllardır bizim de sinemizi bu duygular doldurup taşırmaktaydı; bu hisler, arzular, istekler köpürüp taşan nehirler gibi göğsümüze sığmıyordu. Ve bu şiir dilimizin ezberi olmuştu.
1920 yılında Rusya'nın Azerbaycan’ı kanlı emellerine alıp yeni işgal ettiği, milli devletimizi yıkıp kölelik boyunduruğunu yeniden boynumuza taktığı bir zamanda yazılmıştı bu şiir…
O zamanlar bu boyunduruğu kolye gibi görüp alkışlayanlar da vardı, kölelik zinciri olduğunu duyup kırmaya, onu boynundan çıkartmaya can atanlar da… Birincileri   öpüp   göz   üstüna   koyuyorlardı,   ikincileri   gözüm   çıksa   da görmeseydim diyorlardı. Yukarıdaki mısraları yazan Almas Yıldırım'ın adı ikincilerin sırasındaydı, elbette, onu da öpüp göz üstüne koymazdılar, koymadılar da!

1988 yılına kadar onun adını Azerbaycan’ da çok az kişi işitmişti. Şiirlerini çok az kişi okumuştu, çünkü sovyet ideologları ulusal düşünceye, ulusal bilince düşman kesilmişdiler. Halkı bıktırmak, yıldırmak, köle yapmak için, ulusal ne var ise, hepsinin ölüm fermanı verilmişti. Milli uyanışın, direnişin önünü almak, onu engellemek için her şeya el atılarak, milli söylemlerde bulunan şairler, yazarlar ve hattâ ilim adamları dahi “pantürkçü damgası” ile damgalanıyor, suçlu ilân diliyordu. "Man Türküm" diyenin dilini kesip, susturuyorlardı. "Azarbaycan, manim tacım, tahtım oy! Oyanaz mı kör olası baxtım oy " diyen şair Almas Yıldırım tepeden tırnağa Türk’ dü, varlığı özgürlük aşkı ile yoğrulmuşdu. Kölelikle  asla barışık değildi.  Yüreği, milli duygular ve vatan sevgisiyle  bir bulut gibi dolmuştu, yıldırım gibi çakmalıydı.

Yıldırım'ı  yolundan döndürmek ve pişman eylemek istediler, amma,  o tuttuğu yoldan  asla  dönmedi,   verdiği   sözden   dışarı   çıkmadı;   Türk   olduğunu söylemekten usanmadı. Azerbaycan’ ın boynuna takılmış kölelik zinciriyla barışmadığını gizlemedi de. İçi ateş püskürdü, kalemi alev saçtı. Onu da suçlu kabul edip, peşine düştüler, gizli gizli izlediler. Biraz ileri geçtiğinde çelme vurdular, geri kaldığında aleyhinde tutanak düzenlediler.

1930 yılında "Dağlar seslenirken" adlı şiirler kitabı çıktı. Hiç onun sevincini yaşamaya da koymadılar. 2 mart 1931 tarihli "Komünist" gazetesinde “B.Zangili” adlı birisi kılıcını çekip düştü kitabın üstüne.

Zangiliydi ki, ömrü boyunca sıradan, cahilane yazılar yazmıştı. Aslında onlara yazı da denemez ya… 37 yılı Moskof zulüm meclislerine hazırlık aşamasında mahkemeye kadarki tutulan itham, iftira ve yalan tutanakları demek daha doğru olur…

Bu itham tutanaklarından biri Samed Vurğun’a, biri Mikayıl Müşfik’e, biri de Almas Yıldırım'a düzenlenmişti. Hepsinin de altında “B.Zangili” imzası vardı. B.Zangili’ ya göre Almas İldırım, kadına ve kıza düşkün birisiydi. Demişti ki:

"A.İldırım yeni hayatın tüm müvaffaqiyyatlarini kadın va kızlar üzerinde görür. O, hala da kendi ilhamını kızlar va yeşil tapalar almaktadır ".

İftiracı,  itham  edecek     başka,  tutarlı  bir  esas  bulamadığından  bu  türlü yalanlara baş vurmuştu. Aslında Almas İldırım, güzellerin simasında da vatanı görür, sevgi şiirlerinde  de vatanı  öne  çıkarırdı… Şairin derdi, gamı hiçbir zaman  kadınlar,  kızlar  olmamıştır  ki…  Vatan  yalnızca  bir  coğrafya  değil, halktır ona göre… Şu halde, derdi de gamı da halk olmalıydı. Vatan sevgililer sevgilisidir. Güzeller güzelidir. Vatan ana’dır, yâr’dir. Vatan sevilesi, vatan uğrunda ölünesidir. Suçlanan şiirden iki kıta şöyledir :
 
Karam oldun, mehrabina diz koydum, 
Xızrım oldun, dargahına göz koydum. 
Qarib düştüm, toprağına yüz koydum, 
Bir sormadın, nadir dardim, gözalim?
 
Hara getsem arkamda bir ahım var, 
Yazıp baş koymaya bir dargahım var. 
Elbat ki, manim da bir Allah'ım var, 
Gün galir, hür olur yurdum, gözalim.”
 
Zaten, sonuncu mısradan şairin o güzele niye yöneldiği, ne demek istediği belli olmaktadır. (Gün gelir, hür olur yurdum, güzelim)… Şair çok uzagı görmektedir ve sevdalandığı güzel yurdunun bir gün kendi özgürlüğüne kavuşacağını, Rus'un kölelik zincirini kırıp atacağını söyler.
“B.Zangili”, Samed Vurğun’ a da, Mikail Müşfik’e de, Almas Yıldırım'a da aynı iftiraları atıyor, onları Sovyet kuruluşunu, sosyalizmi terennüm etmemek, boynumuzdaki  boyunduruğa  kolye,  kolumuzdakı  kelepçeye  altın  bilezik dememekle suçluyordu. Diyordu ki :

"Almas Yıldırım sürekli böyle konular yazmaktansa, bugünün başarılarından, kuruluşumuzun gidişinden yazsa daha iyi olur "

İftiracı   B.Zangili   "günün   başarılarından   sözleriyle   halkı   söz   dinleyen, köleleşen, kendi kaderine razı olan bir halk olarak ortaya koyabilmek için, Almas Yıdırım gibi şairlere de görevler düşmektedir.  Şairler de, yazarlar da milleti bunlara inanmaya çağırmalıydı. Herkes bu ruhta olmalı, bu anlayışta düşünmeli ve inanmalı idi. Halk Rus idaresiyle bir orkestra benzeri manzara sergilemeliydi.. Orkestranın şefine uymayan, toplumdan dışlanmalı, yani, cezlandırılmalıydı. Hattâ Almas Yıldırım gibilerini proleter Yazarlar camiyyati terbiya etmeli, kamu va internasional örgütler hizaya getirmeliydi...”

İftiracı  B.Zangili’ nin aleyhteki çalışmaları ve makalesinden sonra, şairimiz Almas  Yıldırım,  Dağıstan'a  sürülmüş  geçici  de  olsa,  vatandan uzaklaştırılmıştır.

Almas Yıldırım iyi biliyordu ki, bu tür işkencelerle, sürgünlerle onu kırmaya, vatandan ayırmaya çalışmaktadırlar. Oysa sürgün, son gün değildir. Dava adamı sürgünde de kalemini susturmaz, susturamaz. Şairimiz, Dağıstan'da sürgün olduğu sırada da susmadı, susturulamadı. Fakat, işgalci, zulümkâr Moskof hafiye teşkilâtı, Şairi Dağıstan'da da yalnız bırakmadı, izledi, ne yazdığına, neler yazdığına göz koyuyordu.

1931 yılda 24 yaşında Dağıstan’ dan Türkistan'a sürgün edilirken "Olvida, Bakü" adlı çalışmasında, "can" dediği vatandan kovulduğunu, ancak vatanın
"bu kurbana" acımadığını yana yana, yürek ağrısıyla şöyle ifade etti.
 
"can" dedim, sana, kovuldum,
Acımadın bu kurbana, alvida.
 
Of ki off!!! Vatan aşkına, vatandan kovulmak. Gurbetlere göç eylemek, ne kadar acı, ne kadar?

Of Bakü!!! bu ayrılık ölümden ağır… Alema bahar geldi, sana yağmur, kar yağıyor... Gündüzlerin dumanlı, geceler dilsiz, sağır…

Bu boğulan sesimi mi duyan, a dağlar?

Bu şiirdeki dağlar vatanıydi. Şair dağlar diyen vatanı nazarda tutuyordu. "Alema bahar geldi, sana yağmur, kar yağıyor" mısrasında açık Azerbaycanın işgaline işaret ediyor ve karşı çıkıyordu.

Sonunda şairimiz, Almas Yıldırım Türkistan'dan İran'a, oradan da son umut olan Türkiye’ye   kaçtı. Türkiye onun vatan hasretini, acılarını nisbeten gideriyordu. Azarbaycan’ı yüreğinde götürdü Türkiye’ye…
Almas Yıldırım'ın sevdasını, bir kara kaderin destanı olarak biliyoruz. Bu destanın  kahramanı  da  paralanmış,  yaralanmış,  bölünmüş,  işgal  edilmiş, hoşbahtlığı alnından alınıp kafese düşürülmüş Azarbaycan’ dı. "Kendisi derd içinde boğulmuş, sevenleri diyar diyar kovulmuş" Azerbaycan! "Kopuzu susturulmuştur", "Kemanı sindirilmiş", "Tarım, sazını proleteryanın sevmediği" Azerbaycan:
 
Dört bir yana dağılmış Türk soyları, 
Sönmüş ocak, göçmüş, gitmiş boyları. 
Dardli - dardli akar bozkar çayları, 
Saxlar içdan gizli umut, güman hey,
Qoca Türkün düştüğü gün yaman hey ...

Azarbaycan derd içinde boğulmuş, 
Sevenleri diyar diyar kovulmuş. 
Ağla, şair, ağla yurdun dağılmış,
Nerde kopuz, nerde kırık keman hey?
Nerde büyük vatan, nerde Turan hey?”
 
25 yaşında Azarbaycan "alvida" diyan şair, bu hasratle 20 yıl yaşayabildi. 20 yıl onun yüreğindeki yara, için- için kaynadı, korun-korun sızıldadı. Bu yarayı Almas İldırım Azerbaycan’dan götürmüştü. Burdan götürdüklerinin üstü- ne de orda bir hasret acısı gelip onun acısını bizde beş kat artırmıştı. Bunlar da onun yüreğini üzüyor, ömrünü güve gibi içten içe yiyordu.

"Nerde büyük vatan, nerde Turan hey?" Diye diye haykıran Almas Yıldırım'ın kalbi ancak  20 yıl dayanabildi.

Almas Yıldırım az yaşadı, erkek gibi yaşadı. Kendini tok tuttu, qaddini şax
tuttu, sözünü da yüce!
*
Azarbaycan, manim tacım, tahtım oy! Oyanmaz mı kör olası bahtım oy!” (1)
 
 
 
(1): Aslan Kenan, a.g.e

--------------------------
(Kara Destan)


Kimse bilmez Tanrıdağ’ın yaşını, 
Duman almış Altayların başını,
Uçurtmuştur baştan devlet kuşunu,
Satvetine yüz çevirmiş zaman hey!

Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!

Türk elleri birbirine yadlanır,
Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek adlanır, 
Azeri Türk yanar, içten odlanır, 
Ana yurdun içten hali duman hey!

Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!

Dört bir yana dağılmış Türk soyları,
Sönmüş ocak, göçüp gitmiş boyları,
Dertli dertli akar bozkır çayları, 
Saklar içten gizli ümit guman hey,

Koca Türk’ün düştüğü gün yaman hey!

Ak alnına kara yazı yazılmış,
Yaylalarda düğün-dernek bozulmuş,
Gelinlerin gür saçları çözülmüş,
Yada kalmış, diler elden aman hey!

Koca Türk’ün düştüğü hal yaman hey!
***
Dağdan dağa çarpıp gitmiş doğanlar,
Kayalarda iz bırakmış, al kanlar,
Ordulara buyruk vermez ilhanlar,
Nerde kalmış setler yıkan ferman hey!
Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!


Harab olmuş Buhara’sı, Başkend’i
Matem tutmuş Semerkand’ı Daşkend’i
Kendi söyler, döker gözden yaş kendi,
Ne ozan var, ne yazan, ne Şaman hey!
Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!


Kazan Başkurd batmış, Kırım sürülmüş, 
Benim badem gözlü yarim sürülmüş,
Konum-komşum bütün varım sürülmüş
Bulunur mu Sibirya’da iman hey!
Koca Türk’ün düştüğü hal yaman hey!


Türk elleri birbirine yadlanır,
Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek adlanır, 
Azeri Türk yanar, içten odlanır, 
Ana yurdun içten hali duman hey!
Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!


Orhun çağlar, yatmış eller ayılmaz, 
Tarım Çayı doğru yola koyulmaz,
Hey! Seslenir Amuderya duyulmaz,
Sirderya’da kalmamıştır, derman hey!
Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!


Hazar coşar, haber salar Kür’üne
Akıp gider Kür sürüne sürüne,
İdil ağlar, Altın Ordu yerine,
Aral da öz varlığından pişman hey!
Koca Türk’ün düştüğü dert yaman hey!


Azerbaycan dert içinde boğulmuş,
Sevenleri diyar diyar kovulmuş,
Ağla şair ağla yurdun dağılmış,
Nerde kopuz, nerde kırık keman hey?
Nerde büyük vatan, nerde Turan hey!


Almaz Yıldırım
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi