ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
MUSTAFA CEYLAN' IN ÇOCUKLUK DÖNEMİ
#1
MUSTAFA CEYLAN' IN ÇOCUKLUK DÖNEMİ 

İsmail KARA


25 Ocak 1952 tarihinde Ankara' nın Elmadağ İlçesi' nde Yenice Mahallesi'nde toprak damlı bir evde dünyaya gözlerini açan Ceylan Mustafa' nın babası aynı ilçede MKE Kurumuna ait Barut Fabrikası' nda şoför-işçi olarak çalışan Mehmet ve annesi de ev kadını Emine' dir. Dedesinin adı da Ömer'dir. 



Ceylan ailesi Elmadağ İlçesi' nde geniş bir aile olup; ilçenin siyasi ve kalkınma hareketlerinde öncü rol almış bir ailedir. Siyaset olarak Demokrat Parti, Adalet partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gibi partilerde aktif görevlerde bulunmuş aile fertleri vardır.Aile fertlerinde "elektrikçilik mesleği" bir miras gibi büyükten küçüğe adeta naklolmuş; Elmadağ İlçesi'ndeki ve köylerindeki çoğu meskenin elektrik tesisatını gerçekleştirmişlerdir. Hattâ şairimiz, bir anısını anlatırken "babam elektrikçiydi. Yaz tatillerinde babamın yanında çalışırdım. O zaman ki alçılar nasıl da çabuk donardı. Yerde bir tabağa kardığım alçıyı, merdivendeki babama uzatıncaya kadar donardı. Çoğu elektrik tesisatı malzemelerinin markasını bilirim" demiştir.Babası Mehmet, emekli olduğunda İlçe merkezinde bir elektrikçi dükkânı açmış, şairimiz de boş zamanlarında o dükkânda zaman zaman çalışmıştır. 



Ceylan Mustafa'nın Gülser, Aysel, Cengiz ve Figen isimli kardeşleri bulunmaktadır ve kendisi ailenin ilk evladı olarak kardeşlerin de en büyüğüdür. 

Şairimizin doğduğu ev, Elmadağ İlçe Merkezinin bugün Yenipınar Mahallesi' nde kalmış Merkez Camii'nin yakınlarında avlu içinde ortada salon, salonun bir kenarında tek, öteki kenarında iç içe 2 oda olmak üzere 3 odalı, kerpiç duvarlı damlı bir evdir. Evin salonunun arkasına ekli bir de hayvanlar için yapılmış ahır ve samanlığı bulunmaktaydı. 

Odalarda gene kerpiçten yapılmış sedirler, salonun bir kenarındaki mutfak köşesinde tahta kaşıklar, geniş kazanlar ve çinko tabaklar vardı.Evin wc'si evden dışarıda baçenin giriş kısmına yakın bir yerdeydi. 



Bugün "kayboluş öyküleri" dostları arasında hoş bir "anı-mesel" olarak anlatılan Ceylan Mustafa'nın kayboluş öyküleri aslında çocukluğundan başlar. İlk okul 3. sınıfta iken trende kayboluşu ve Başkent Ankara' ya gidiş öyküsü var ki, okunmaya değer. 

İlk okula başladığında siyah önlüğü kocaman ve bembeyaz bir yaka ki, o yakayı annesi kendi eliyle dikmiştir;koşan, acele eden, heyecanlı ve atak bir çocuktu. Mahalle ve okul arkadaşları arasında okuldaki başarısıyla ele alınır ve her milli bayramda öğretmenleri ona mutlaka şiir okuturdu. Hattâ o yıllarda İlçe Belediyesi'nin önünde halkın tamamının katılımıyla yapılan bayramlarda okuduğu şiirlerle halkın beğenisini kazanmıştı. Bazen bir şiiri bir başka şiire ekleyerek uzun soluklu şiirlere ses olmaya çalışırdı.Okul arkadaşları arasında Erol Karaarslan, Mehmet Atmaca, Arap Ümit Sağlık vaz geçemediği arkadaşlarından en önde gelenlerdi.Hattâ bunlarla Lise ve yüksek okul döneminde de aynı çizgide yürümüş, bir ve beraber olmuştur.O yıllarda Elmadağ İlçesi merkezinde ilk okul ve MKE Bünyesinde Atabarut Orta Okulu vardı. Lise yoktu.Ceylan Mustafa,ilk okul 4 ve 5.sınıfta okulda kurulan izci obasının oymak başıydı.İzci bölüğünün en önünde yürüyerek resmi geçitlere katılır, obasına yavrukurt yemini yaptırırdı. 



Orta okul yıllarında okul çevresinde "şair" olarak adeta meşhur olmuş; bu yüzden her arkadaşının anı defterine kendi şiirlerini yazmıştır. İlk şiirini o yıllarda rahmetli sanatçı Zeki müren'in parti kuracağı haberleri üzerine yazmış; bu şiir babası tarafından ilçeye gelen bir politikacıya verilmiş, iki gün sonra Ankara' da yayınlanan Adalet Gazetesi' nde yayınlanmıştır.Okul yıllarında okulun duvar gazetelerini yönetmiş, Kızılay kolu başkanlığı yapmış, okulun futbol takımında oynamıştır. 

Her Anadolu çocuğu gibi o' da yaz tatillerinde Kur'an kursuna gitmiş, tarla, harman, bağ, bahçe işleriyle de uğraşmıştır. 

Ortaokulda iken bir Cumhuriyet Bayramında kendisine verilen Behçet Kemal Çağlar'a ait şiiri okuduktan sonra, şiirin arkasından kendisinin kaleme aldığı şiiri okuyunca öğretmeni tarafından bir dolma kalem ve mürekkeple ödüllendirilmesini unutmamış, öğretmeninin verdiği ucu sarı renkte parlak kalemine "benim altın uçlu kalemim" diye sahip çıkmış, aylarca yastığının altında o kalemi saklamış ve o kalemle arkadaşlarına- güzel ve parlak-kenarları süslü kâğıtlara "ısmarlama aşk şiirleri" yazmıştır.Şimdi nerede bir dolma kalem ve mürekkep hokkası görse "altın uçlu kalemini" hatırlar ve arar hep... 

Oynadığı ilk top annesinin hayvan kıllarından diktiği toptur. Damlı evin "delik" tabir edilen pençeresindeki radyodan "radyo tiyatrosunu" dinlemeye, kocaman bir pikapta da "sahibin sesi-odeon" marka 45-33 devir plakları dinlemeye bayılırdı. Mahallede komşuları olan Bayram Aracı'nın babası, Hörüyenin Nazmi, Velinin İsmet gibi saz sanatçılarını da ilgiyle dinlerdi. En çok da Elmadağ İlçesine has, tandırda yapılan "sığır dili" de denlen ekmekle yapılan "ekmek aşı" ve "tirit" yemeğini yemesini severdi. Bağ bozumlarında "kargalı Bağları"ndan eşek sırında yüklü heğlerle pekmez yapılmak üzere üzüm taşırdı "şılahanelere"...Yüzme bilmeyen şair, çocukluk yıllarında Kızılırmak' ta yada durgun gölde boğulan mahalle arkadaşları sebebiyle sudan uzak durmuş ve yüzmeyi ömrü boyunca öğrenememiştir. 

Amcası Ahmet Remiz Ceylan, Elmadağ ilçesinin "destancısı", saz çalmayan ozanıydı ve Peygamberler Tarihi, Yunus Emre, Karacaoğlan, Köroğlu gibi ozanları hatmetmiş bir şairdi. Amcasının yanında ondan tarihi öyküleri dinlemek, amcasının köyün tuhaf yada unutulmaz konularında yazdığı şiirleri-destanlarını kâğıtlara teker teker yazarak çoğaltmakla görevliydi.Anneannesi Miyase' de çok neşeli-şen-şakrak bir Anadolu Ninesiydi, hem düğünlerde türkü söylemesini bilirdi; hem de cenazelerde çok iyi ağıt yakardı.Anadolu ağıtçı kadınlardan birisiydi. Ceylan Mustafa'nın şiire sevdası işte bu iki noktadan kaynaklanmıştır.


İsmail KARA
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi