ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Mustafa Ceylan’ın Türk Dünyası Efsaneleri Adlı Kitabı Hakkında İnceleme
#1
Araştırmacı-Yazar Mustafa Ceylan’ın Türk Dünyası Efsaneleri Adlı Kitabı Hakkında İnceleme

Prof.Dr.TamillaAbbashanlı-Aliyeva
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi,
Karşılaştırmalı Edebiyat Bölümü,
Öğretim Üyesi
(1.makale)
 
 
          Tanınmış araştırmacı-yazar çok değerli Mustafa Ceylan Hocamızı sadece Türkiye’de değil, bütün Türk Dünyasında tanıyorlar. Mustafa Hoca karınca gibi gece gündüz çalışan bir araştırmacıdır. Ona Türk kültürünün Ferhat’ı desek yanılmayız.  Onu karıncaya, Ferhat’a benzettik. Neden? Nedenini açıklayalım. Karınca çalışmanın simgesi haline gelmiş. Çok çalışan insanlara “Karıncaya benzer” diyorlar. Eğer karıncanın dili olsaydı derdi:- Hayır, Mustafa Hoca benden daha fazla çalışır, o benden daha iyidir. Sebebi? Ben kendim için çalışıyorum, kışta aç kalmamak için. O ise karşılık beklemeden halk, milleti vatan için çalışır ve kimseden hiçbir ödül beklemiyor. Bu yönüyle Ferhat’a benziyor. Açıklayalım.  Kadim ve Orta Asırlar Azerbaycan Edebiyatı kitabında Ferhat hakkında şunları okuyoruz: “Ferhat’ın esas özelliklerinden biri de güzelliğe, kâmilliye vurgunluğudur. Bu vurgunlukta hiçbir temenna, maksat yoktur. Şirin’in sesi onun ruhunun, kalbinin dumanlı şekilde aradığı güzelliğin, kâmilliğin sesi idi, onun idealının, arzusunun sesi idi. Ferhat bu ses sahibinin onu sevip sevmeyeceği hakkında düşünmüyor. O bu ses sahibinin yolunda her şeyini vermeğe hazırdır, bu ses sahibinden bir şey beklemek onun aklına bile gelmiyor.” (Seferli,  Yusifov 1982: 107).
 
           Buradaki fikirde biz Mustafa Ceylan Hocamızı görmekteyiz. Eğer kültürümüzü Şirin gibi güzele benzetirsek, Mustafa Hocam bu kültüre âşıktır. Ona temennasız hizmet ediyor. Araştırır, yazıyor, yayımlıyor, kütüphanelere, okurlara bedava dağıtır. Bu kitapları basarak bundan fayda alacağını hiç düşünmez… Budur vatana, millete temennasız hizmet…
        Bir ara düşünüyorum. Mustafa Hoca 1952 yılında Ankara’da – Elmadağ’da doğmuştur. Üniversite’den -Makine mühendisliği bölümünden mezun olmuştur. Makine mühendisi ve şair, araştırmacı-yazar…Bir birinden uzak duran branşlar…Ama mühendis olan Hocamız ne kadar duygusal eserler ortaya koymuştur. O kanıtlamıştır ki, mühendisler sadece cansız demirle çalışmazlar, onların kalbinde çok ince duygular da vardır.
 
             M.Ceylan şimdiye kadar 40’dan çok bedii ve ilmi esere imza atmıştır. Ben onun tanınmış şairimiz Abdullah Satoğlu’nun hayat ve yaratıcılığı hakkında yazdığı kitabı okudum ve çok beğendim. Bir toplantında yazar bana Türk Dünyası Efsaneleri (I) kitabını verdi. Okudum, beğendim ve bu yazıyı hazırladım. Kitabı incelemekten önce  efsane nedir? sorusuna cevap vermek istedim. Prof.Dr.Turan Karataş Hocamız  efsaneye böyle tarif vermiştir: “Efsaneye söylence de denilir. Gerçekte olmayan, fakat insanlarca olmuş gibi tasavvur edilen bir takım olayları anlatan eserlerdir.  Bir tabiat olayının meydana gelişini, her hangi bir varlığın yaratılışını, olmadık hayallerle süsleyip olağanüstü bir şekilde anlatan sözlü veya yazılı eserlere efsane denilir. Efsaneler bir yönüyle “mitos”a benzer. Bu bakımdan şu belirleme yanlış değildir; efsane “inanış haline gelmeyen mitos”lardır. Efsaneler “yaratılış”, “tarihi”, “dini efsaneler şeklinde tasnif edilir. Masaldan daha inandırıcı olan efsaneler, hikâye ve destana daha yakın durur” (Karataş 2007; 138)
 
                    Prof.Dr. Turan Karataş Hocamızın efsaneler ve onların tasnifi hakkında fikirleri Azerbaycan’ın ünlü folklorcusu Prof.Dr.Vagıf Veliyev’in fikirleri ile üst üste düşmektedir. V.Veliyev efsaneler hakkında şöyle yazmaktadır: “Halkın yaratıcılığında görünüşü ile başkalarından ayrılan ağaç, kaya, dağ , şelale vs. doğal manzaralar hakkında da efsaneler denilmiştir. Bu efsaneler konularına göre çeşitlidir. Onlarda dostluk, sadakat, didaktika, sosyal eşitsizliğe karşı mücadele, özgürlük, , genellikle, halkın, milletin idealı, arzu ve istekleri son derece samimi, bedii bir dille tasvir olunmuştur” (Veliyev 1970: 293)
 
            Prof.Dr.V.Veliyev’in efsaneler hakkında yazdığı eserde dikkatimizi çeken mesele onun efsaneleri konularına göre ayırmasıdır Bilim insanı V.Veliyev  efsaneleri dört gruba ayırmıştır.
 
1.Doğa olayları, ayrı ayrı canlılar, bitki ve ağaçlarla ilgili olarak ortaya çıkan efsaneler;
2. Doğa kuvvetlerinin insana benzer tasvir edilmesi. Buna antropomorfizm de denilir.
3. Tarihi olay, tarihi şahsiyet, maddi medeniyet abideleri
4. Dini efsaneler
     Biz bu bölgüyü değişik şekilde olsa da Hocamız Mustafa Ceylan’nın eserinde gördük. Bir de                    bir mesele dikkatimizi çekti. M.Ceylan efsaneyi alarak ondan yeni bir eser ortaya koymuştur. Prof.Dr.Turan Karataş’ın dediği gibi:”Efsaneler, sanatçı için, işlenecek zengin bir malzeme niteliğini de haizdir” (Karataş 2007: 138) Mustafa Hocamız aynen böyle yapmış, efsanelerin içeriğini, anlamını, esas ideasını koruyarak mesnevi türünde yeni bir eser ortaya koymuştur.
 
      Yazar aynı zamanda Prof.Dr.Veliyev’in efsanelerin konuları üzerindeki bölgüye de  dikkat yetirmiştir. Bazı değişiklikler olsa da yine de bu bölgüdeki konular aynen Mustafa Beyin eserinde de vardır.  M.Ceylan doğa, şehirler, tarihi şahsiyetler, maddi-medeniyet abideleri hakkında efsanelere daha geniş yer vermiştir. Prof.Dr.V.Veliyev’den farklı olarak o bazen tarihi konularla ilgili efsanelere baş vurmuştur, bazen efsane içinde yeni bir efsaneden söz açmıştır, efsane içinde etnografya vermiştir. Burada dikkati çeken Azerbaycan efsanelerinin de olmasıdır. Aslında bunlar sadece Azerbaycan’ın değil, mutlaka Türk Dünyasında değişik şekilde bu efsaneler vardır.
 
               M.Ceylan’nın en fazla dokunduğu konu insan ve doğa, doğadaki olaylar ve şehirler hakkında efsanelerdir. Bu efsaneleri de birkaç yere ayırmak mümkündür. Örnegin; 1. Doğa ve insan ile bağlı olanlar; 2. Şehirlerin ismi ile bağlı efsaneler. Bundan başka Türk Dünyasındaki ortak efsaneler;  dini efsaneler;  hem din, hem de doğa ile bağlı olanlar; tarihi olaylarla bağlı efsaneler;  tarihi abideler hakkında; hayvanlarla bağlı efsaneler; efsane içinde folklor vs.
 
           Araştırmacı-yazar Mustafa Ceylan Hocamız aşk için külünk çalan Ferhat’a benziyor, Ferhat’tan farkı odur ki, Ferhat Şirin için, Mustafa Hocam millet için, kültürümüz için külünk çalıyor. Nur içinde uyuyan İsa Kayacan Hocamız sağ olsaydı bize sitem ederdi:- Bana Türk Dünyasının Ferhat demiştiniz. Şimdi ne oldu? Beni uzakta mı gördünüz? –Hayır,İsa Hocam..Sizin  yerinizi kimse dolduramaz. Siz bir tane idiniz..Ama siz de Mustafa Ceylanın çok çalışkan olduğunu defalarca bana söylemiştiniz. Çok beğenirdi Mustafa Hocanın Türk Kültürüne verdiğiniz eserleri… Sağ olsaydı şimdi bu eseriniz hakkında onlarca tanıtım yazısı yazmıştı…
 
           M.Ceylan’nın kitabındaki efsanelerden konuşmadan önce şairin efsaneler hakkında dediği fikirlere dikkat edelim. Şair kitapta verdiği efsaneler temasına müracaat etmesini güzel bir dille anlatmaktadır. Tabii ki, o bu fikrini nesir yoluyla da okurlarına ilete bilirdi, ama bunu nazım yoluyla güzel ifadelerle bizlere iletmektedir:
 
Dinleyin ağalar, dinleyin beyler,
Eritir zamanı bir halkın gücü..
Özlem duyuyorsun kahramanına,
Diriltir mezardan bir halkın  gücü..
 
Olmazı oldurur yakar ateşi,
Çevirir gülşene kızgın güneşi.
İsterse on eder yedi kardeşi,
Kurutur neslini bir halkın gücü… (Ceylan 2015:6)
           Evet, araştırmacı bu şiirinde neden bu kitabı yazdığını, burada nelerden söz açacağını, eserin önemini, kültürün, edebiyatın halkın tarihinde hangi rol oynadığını dile getirmektedir.
 
           Yazarın kaleme aldığı 553 sayfalık bu eserde 81 adet efsane ele alınmıştır. Önceden demek lazımdır ki, 553 sayfalık kitap insanı hiç yormuyor. Çünkü her efsanenin ayrıca bir güzelliği, çiçek gibi farklı kokusu var. Efsaneler baştanbaşa didaktik fikirlerle süslenmiştir. Buradaki bütün temalar insan maneviyatını zenginleştiren temalardır. Vatan ve din sevgisi, kahramanlık,   ebedi ask, anne baba sevgisi, doğa sevgisi, tarih, üstatlara verilen değer vardır. Aynı zamanda Mustafa Hocam nasıl derler ”iğne ile gör kazarak” Türk Dünyası efsanelerini bir araya getirmiş,  değerli bir eser ortaya koymuştur. Efsanelerde dil açıp insan gibi konuşan şifalı suların toplandığı göller, şiş kayalar, başı dumanlı dağlar, köprüler, hanlar, saraylar vardır. Mustafa Hoca sihirli bir yolla onları konuşturmakta, sırlarını öğrenip okurlarıyla paylaşmaktadır. Bu efsanelerin çoğunda insan ve doğa bir arada verilmektedir. Örneğin; Afyon Gazlı Göl efsanesinde derdine ilaç bulunmayan padişahın kızını doğa anamız iyileştirmektedir. Issız bir dağ başına atılan kız yerden kaynayan şifalı suyla hayata dönmektedir. Gelin Kayası efsanesinde Gülce gelin eşkıyanın karısı olmaktansa ölümün kucağına atılmayı tercih ediyor, kendini kayadan atıyor. Azerbaycan’ın Karabağ bölgesinin en güzel kenti ve başkenti olan Şuşa şehrinde yaşayan dünya güzeli gelin kendini kayadan atıyor ve bu kaya hala Gelin Kayası adlanmaktadır.  Bu efsanenin bir başka sürümü Burdur’un Gölhisar Köyünde vardır. Buradaki Gelin Kavağı efsanesi bir yandan okuru gözyaşlarına bürüyorsa, bir yandan okurun kalbinde sevenleri ayıranlara, adaletsiz, kalpsiz insanlara nefret, aşk için canına kıyanlara sevgi hissi uyandırır. Fatmana adlı kıza köy ağası âşık oluyor, ama Fatmana gönlünü köyün en akıllı, en yakışıklı erkeği Çoban Memiş’e vermiştir. Sonda Memiş köyü terk ediyor, düğün gecesi Fatmana canına kıyyor. Ben onu kavak ağacının etrafında dolandıracağım diyen Rüstem ağa onun cansız bedenine gelinlik giydirerek kavağın etrafında dolandırır. O günden bu yana gelin kızlar düğün öncesi gelinlikleriyle bu kavağın başına dolanır, Fatma’nın ruhunu sevindirir, onun gibi aşklarına sadakatli olacaklarına yemin ediyorlar.
 
        Mustafa Hocanın kitabında böyle içerikli rivayetler çoktur, hepsi de ölmez aşktan, sevgiden, sadakatten kederli, ama ibretli hikâyeler dile getirilmektedir.
 
         M.Ceylan’ın kitabında şehirlerimiz hakkında dikkati çeken efsaneler vardır. Yazar gördüğü işi özenerek yaptığı için bu efsaneleri alfabe sırasıyla dizmiştir. Örneğin, Adana, Adıyaman, Afyon, Ağrı, Amasya, Ankara, Antalya, Artvin, Aydın; Balıkesir, Bilecik, Bingöl, Bitlis, Burdur, Bursa, Çanakkale, Çankırı, Denizli, Edirne, Eskişehir, Gaziantep, İstanbul, Isparta, Kastamonu, Konya, Malatya, Mardin, Muş, Van vs. Tabii ki, Mustafa Hocamız bütün şehirler hakkında efsane toplamıştır, ama makalenin hacmini düşünerek burada durmalı olduk. Ama onu da diyelim k, M.Ceylan en fazla efsane topladığı illerimiz Ankara, Burdur, Mardın, Manisa, Bayburt, Denizli ve Van’dır. Ankara hakkında efsaneler bölgeler üzere verilmiştir. Örneğin; Ankara Haymana efsaneleri, Ankara Elmadağ efsaneleri vs. Burdur Tekelioğlu, Burdur İnsuyu efsanesi vs. Ankara’dan farklı olarak Burdur’un efsanesi vardır. Burdur’un diğer efsaneleri onun etrafındaki köylerle bağlıdır. Mardin efsaneleri en fazla Mardin’deki abidelerle ilgilidir. Bayburt efsaneleri de buradaki yer adlarıyla bağlıdır.
 
        Mustafa Ceylan’ın kitabındaki şehirlerin ismi ile bağlı efsaneler dikkatimizi çekti. Örneğin; Bitlis, Diyarbakır, Kırşehir, Siirt, Sinop, Van, Aksaray, Şırnak vs. Bakalım şehirlerimiz kendi efsanelerinde bize ne söyleyecekler. Zaten Anadolu’nun Doğusundaki hangi taşı kaldırsan altından bir efsane çıkacaktır. Bu yerlerde yer gök size efsaneler anlatacaktır. Bazen sizleri hüzne boğacak bu efsaneler, bazen bir öğretmen olup size nasihat dersi verecektir, bazen çeşitli nedenlerle kavuşmayan âşıkların dertli hikâyesini dinleyeceğiz. Bakalım, Anadolu kentleri bize neler anlatacaktır. Efsanede Selçuklu Sultanlarından birisi hakkında konuşulur. Denilir ki, bir gün ona kayıptan bir ses geliyor:-Sultan yola çık. Sana nerde desek ki, dur orada dur… Cünkü o yerde mavi ile yeşil buluşacaktır. Cenneti bulacaksın gönül haritanda...
 
İşte orasıdır eşi, benzeri bulunmaz diyar,
Kınalı oymağına olacaktır sonsuza dek yar…
Sür atını sür, mavi göller sevinsin,
Sür atını sür, yeşil dallar övünsün…(Ceylan 2015: 132)
 
         Yazar Diyarbakır efsanesinde bu ismin nerden geldiğini anlatmaktadır. Hz. Yunus’un Musul’dan geldiğini bu toprakta yaşadığını Amidalı bir kızın burada hükümdar olduğunu söylüyor. Sonra ise Hz.Yunus’ın önerisiyle Amidalı kız bir kale yaptırır ve o kalenin ismi Diyar-ı Bikr yani Kız Şehri adlanmaktadır. Yazar Siirt efsanesinden konuşmaya başladıkta bu ismin çeşitli kaynaklarda farklı anlamlara geldiğini söylüyor. Örneğin; Kimi “kent-şehir”, kimi “Seerd” yani şehir, İslami kaynaklarda “Saird”, Evliya Çelebi’nin yazılarında “Dar-i Said”, bazen buraya “Mesire”, “seyir” “seyret” demiş ve “Seyret” sonra Siirt olmuş… Efsanede ise böyle bir olay anlatılmaktadır: Bu oymağın beylerinden birinin güzel bir kızı varmış. Babası kızı bir zenginle evlendirmek ister. Kızın gönlü Çoban Ali’dedir. Kız bir obadan birine gelin giderken çoban Ali’nin kavalının sesini duymaktadır. Haykırır var sesiyle: Seğirt Ali; Seğirt Ali Al götür beni… Bu zaman toz, duman kopar, gelin alayı darmadağın oluyor. Çoban Ali geliyor, yavuklusunu Kır atının terkine alıyor ve uçsuz bucaksız yaylalarda kaybolur.
 
    Yukarıda söylediğimiz gibi, Mustafa Ceylan Hocamızın bin bir zahmetle günlerle topladığı, üzerinde çalıştığı mısralara dizdiği bu efsanelerde çeşitli konular ele alınmıştır. Din, tarih, kültür, örf adet, medeni abidelerimiz vs. konular vardır. Ama bunların hepsini bir makalede ele almak mümkün değil. Sadece demek istiyoruz ki, gerçekten Mustafa Hoca kültürümüzün Ferhat’ıdır. İnsan şaşırıp kalıyor:- Bu kadar efsaneyi toplamak, bunlarla ilgili sayısız kitaplara bakmak, karşılaştırmak… Her baba yiğidin işi değil. Bunun için yıllarla çalışmak lazımdır. Daha doğrusu, Ferhat gibi külünk çalmak. Ferhat Şirine, Mustafa Hocam kültürümüze âşık… Her ikisi temennasız Bu kitap hakkında çok makale yazmak olar. Sadece Azerbaycan efsaneleriyle bu kitaptaki efsaneleri karşılaştırmak, analiz etmek olur. Onların bir birinden etkilenme nedenlerini, farklı yönlerini araştırmak olur.  Veya ayrıca aşkla bağlı efsaneleri, dini konulardaki efsaneleri,  efsanelerin didaktikası, efsanelerin önemi, şehirlerin ismi ile bağlı efsaneleri, Anadolu’nun Doğu, Batı, Kuzey ve Güneyindeki efsaneleri, medeni abideler, tarihi konulu efsaneler vs. Yani M.Ceylan Hocamızın Türk Dünyası Efsaneleri kitabı hakkında sadece bizim değil, araştırmacıların da sözü çoktur. Kitap her kes için önem taşımaktadır. Liselerde, Üniversitelerde öğrenciler için faydalıdır. Yüksek Lisans ve doktora öğrencilerinin araştırmaları için ehemmiyet kesp etmektedir.
 
       Her efsane bir tarihtir. Her efsane o ülkede yaşayan insanın kalbini, karakterini açmaktadır. Her efsane kokusu eskimeyen bir çiçektir. Kokladıksa kokusu daha çıkar. Efsaneler o halkın mühürüdür. Hiç zaman bozulmayan bir mühür… Son olarak, demek istiyoruz: Mustafa Ceylan Hocam ellerinize sağlık… Yüce Allah her zaman çalışmak için size güç, kuvvet versin. Kaleminiz elinizden düşmesin..Bu güzel Anadolu’nun sadece insanları değil, milli değerlerini damla damla topladığınız taşı, toprağı, kayası, dağı, nehri, ormanı size minnettardır. Siz doğanın koynunda yatan kültür mirasını bin bir zahmetle topladınız ve milletin malı ettiniz. Ömrünüz efsaneler konu olan o dağlar, ovalar, kaleler gibi ebedi olsun, ebedi yaşasın. Siz bu güzel vatanın gayretli evladısınız…
 
Evliyası, enbiyası, ereni,
Kaz Dağında, Kor Dağında cereni.
Seğmeni, efesi, dadaş, yareni,
Farıtır birliği bu halkın gücü…
 
     Çok değerli Mustafa Ceylan Hocam Türk Dünyasının ünlü şairi evrende hümanizmin ilk gııvılcımlarını eserlerinde damla damla işleyen Nizami Gencevi sizin gibi vatanı, milleti seven, onun için gece gündüz bilmeden çalışan insanlar hakkında şöyle demiştir:
 
                                                        Çalış öz halkının işine yara,
                                                         Giysin amelinden dünya zer hara…
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi