ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
HACI BAYRAM’IN ÜNVANLARI
#1
HACI BAYRAM’IN ÜNVANLARI


Mustafa CEYLAN

 
I) MÜDERRİS NUMAN: Hacı Bayram’ın Ankara’da Melike Hatun Medresesi’nde, profesör olarak ders verdiği dönemlerdeki adıdır. Müderris Numan, genç, dinamik, çağdaş, akılcı ve bilimsel mantığı ile dinleyicilerini ve talebelerini aydınlatan meşhur âlimin adıdır.
2) BAYRAM: Hocası Somuncu Baba ile bir kurban bayramı günü karşılaşması nedeniyle, hocasının kendisine verdiği isimdir. Kendisi de, yazmış olduğu şiirlerinde “Bayram2 ismini kullanmıştır. Eserimizin “Bayram Özünü bildi” adı da ondan, onun şiirindeki bir mısrasından esinlenmiştir.
3) HACI: Hocası Somuncu Baba ile hacca gidip geldikten sonra bu isimle anılır olmuştur.
4)VELÎ. Allah dostu anlamına gelen bu isim, hocasından icâzet aldıktan sonra anılır olmuştur.
5)HACI PAŞA: Osmanlı’yı kuran alperenlere verilen bu isim, en çok Hacı Bayram’a yakışmaktadır. Ayrıca, Koyunluca Ahmet’in yaşça en büyük oğlu olması münasebetiyle de “paşa2 ünanı ailesi tarafından verilmiştir. Enisî,  Akşemşettin hakkında yazdığı menkıbede “Şerh-İ Akvâli Hacı Paşa” adlı Akşemşettin’e ait bir esere, atıfta bulunmaktadır. Ayrıca O’nun talebelerinden Yusuf Hakikî’ de şiirlerinde bu ünvanı kullanmıştır.
6) KAPICIBAŞI: Kapıcıbaşılık, Osmanlı devlet idaresinde resmî bir görev idi. Hacı Bayram, Yıldırım Bayezit’in Ankara’da görevli kapıcıbaşısı idi. Talebelerinden Sarı Abdullah Efendi “Semerât” adlı eserinde bunu açıkça ifade etmektedir.
7) AHÎ SULTAN: Hacı Bayram, talebelerinin bir meslek sahibi olmalarını istemiş, onların üreten ve birbirleriyle dayanışma içinde olmalarını isterdi. Bu bağlamda, Hacı Bayram Ahîliğin kurucularından birisi olarak, Ahî Sultan adına en lâyık olan kişidir.
8) PÎR: Onu sevenler, onun efsânevî yaşantısından ilham alanların verdiği bu isim onun tasavvufi yönünü simgelemektedir. Onun talebeleri yazdıkları şiirlerinde “Hacı Bayram pirîm Sultan” diye söylemişlerdir.
9) SULTAN: O’nu sevenler “Gönüller sultanı” diyerek, gönül şehrini imai ve inşa eden kişi olarak O’na “Sultan” ismini vermişlerdir.
Rat’da Zeyneddin Hafî’den icazet alan Zeyneddin Hafi tarafından.
 
 
 
Bir aşk kutugunu yaktık,
Diyar-ı Rum’a attık
Beyiti ile Anadolu’ya gönderilen Merzifon’lu Şeyh Nizameddin Abdurrahim-i Rumî, şöyle seslenmektedir.
 
İbtida kildık kitâbe, fazlı bismillah ile
Zikrolsun hem dahi, tevhid-i zatullah ile
 
Tövbe yarab, hata yoluna gittiklerime,
Bilib ettiklerime, bilmeyip ettiklerime.
 
Şeyh Abdurrahim Rumî, yine bir gazelinde ise:
 
Yine derya gibi cuş etti aşkın
Başımı aşk ile hoş etti aşkın
Kadeh sundu elime içtim ani
Delirdim, beni serhûş etti aşkın
 
Gehi aklım götürdü verdi idâk
Gehi, bi akıl, bilhus etti aşkın
Giderdi levhi dilden nakşi gayri
Muhabbetnâme menkuş etti aşkın.
 
Bu dünyanın yuvasından öterken
Uçurup bir acayip kuş etti aşkın
Sürüp abdurrahim’i himmetiyle
İlleti murşide, tuş etti aşkın.
 
824 H/ 1421 M.
Cumhuriyet dönemi şairlerinden Halim Yağcıoğlu ise şöyle diyor:
 
Ne diyordu Hacı Bayram, “Sen seni bil, sen seni”
Doğrusu bu, aldanıştan öze çek özlerini,
Bâk gör işte, geri kalan ne? Birkaç kırık mermer sütun
Arkasından o kibirli, İmparator Agustus’un,
Zamanın rüzgarıyla silinip gitmiş hepsi,
Anlamının yitirmiş diklen kasidesi,
Şimdi dilsiz mermerde konuşan sade şekil,
Eğer yaratmıyorsan, duymuyorsan çekil,
Yaşayan tahtlar değil, fikirler, eserlerdir
Dostluk o ölümsüz çiçek, tohumu elidedir
Yedi veren gül gibi çağlarda açan çiçek,
Bin kez inandım, fikrin çiçeği gerçek.
 
Muhterem okurlar,
Maziye bakarak, eskilerin tecrübesinden yararlanarak, geleceğe daha iyi güvenle bakabiliriz. Bununla birlikte unutulmamalıdır ki, temiz kalple akıl ve mantığı birleştirerek, günün teknolojisinden yararlanarak,dürüst çalışmak, bizi her zaman başarıya götürecektir.
Ünlü düşünürün mısralarıyla sözlerimize son verelim.
 
Ol şardan oklar atılur, gelur cigelere batılır
Arifler sözü satılır, ol şarin bazarında
 
Şairdler taş yonarlar,yonup üstada sunarlar,
Çalabın ismi anarlar, o taşın her paresinde,
 
Bu sözü arifler anlar, cahiller bilmeyip tanlar,
Hacı Bayram kendi banlar, o şairin minaresinde.
 
Hacı Bayram-ı Velî, devam ediyor:
 
Bilmek istersen cını
Can içinde ara, canı
 
Geç canından bul O’nu
Sen seni bil, sen seni.
 
Bayram özünü, bildi,
Bileni anda buldu.
 
Bulan o kendu oldu
Sen seni bil. Sen seni…!
 
Hacı Bayram-ı Veli döneminde, yani XV. Asırda Türk kültürü yukarıda arz ettiğimiz, felsefeye göre hareket etmiş ve bu felsefenin yayılmasına büyük gayret göstermiştir.
Peki, bu gün hayran kaldığımız, gençliğimizin taklit etmeye çalıştığı, batı kültürü, o tarihlerde nasıldı?
Rönesans ve Reform hareketleri yeni yeni doğmak üzeredir. Engizisyon mahkemelerinde toplum inlemektedir. Maddiyat zorbalık, kalplere hakimdir, kişi lise vergileri ile halk inlemektedir. Dünyanın yuvarlak olup olmadığı münakaşa halindedir. Yuvarlak diyen ilim adamları cezalandırılmaktadır.
Şimdi sormak lazım, hangi kültür, hangi medeniyet mutekamil’dir. Hangisi humanistir, hangisi üstündür….
Bunun cevabını: düşüncelerinize ve takdirlerinize arz ediyorum.
Diğer taraftan, o tarihlerde Ankara, bir Ahi merkezi idi. Ticarette, zanatta, yani ekonomide tam bir oto kontrol hakimdi. Ticaret Ahî anayasası olan futuvvetnamelere göre yönetiliyordu. Tüccar, malından ve canından,yaptığı alış- verişten emindi. Birbirine sevgi ve saygı vardı. Her sabah, dua kubbesi önünde Ahibaşı’nın yaptığı dualarla kepengini açan esnafın, siftahını yapmayan dükkan komşusuna müşterisini, göndermek, gibi, bir alicenaplığı vardı.
Hacı Bayram-ı Velî, ziraatle meşgul olduğu kadar, esnaf ile sıkı bir işbirliği halinde idi. Bu bakımdan Ahî zaviyeleri mensupları, Hacı Bayram Dergahı müdavimlerindendi.
Sosyal hayatta: hil-desise yoksa, bunun karşılığında temiz kalplilik, dürüstlük, adalet varsa, komşusu açken kendisi de sofradan tok kalkmıyorsa, o milletler kolay kolay yıkılmaz. İşte Osmanlı İmparatorluğu üç kıtaya, bu felsefe ile 600 sene hükmetmiştir. Tekke ve zaviyeler, birer halk üniversitesi durumundadır. Millet, devamlı olarak gerek maddî gerekse manevî açıdan eğitilmektedir. Teori ile pratik bir arada yürütülmektedir. Usta- Çırak ilişkisi, geceleri zaviyelerde eğitim. Atalarımızın 500 sene önce yaptığı eğitim şekli, yaygın eğitim adına günün teknolojisine uygun olarak bugün Anadolu Üniversitesince ve Milli Eğitim Bakanlığı Çıraklık Okulu tarafından yapılmaya çalışılmakta…
Hacı Bayram’ın öğrencilerinden Akşemseddin’in Halep’de arkadaşı olup, Fatih Sultan Mehmet’e öğretmen olarak gönderen Hacı Bayram-ı Veli, yanı başında bulunan yarı yıkılmış, putperestlikten kalma mermer mabedi yıkıp, mermer taşlarından istifade ederek bir kulliye inşasını düşünememiş midir? Hayır, Hacı Bayram-ı Veli, Tanrı’nın evi olan bu mabedi koruyup kollamış gelecek nesillere, yani bize, eski kültürleri aktarmıştır. Bu O’nun tasavvuf dünya görüşünü göstermektedir.
Bilindiği gibi Hacı Bayram-ı Veli’nin vefatı 1429’dur. Hemen hemen yine aynı tarihlerde, bugünkü turistik Bodrum şehrimizde, Çelebi Mehmed Devrinde, 1414 yıllarında, Türkler’e barbar diyen batılılar, Şövalyeler, depremden tahrip olan Dünyanın 7 harikasından biri kabul edilen,  mermer taşlardan yapılmış Halikarnanos Mausoleum’unu yıkarak, mermer taşları kireç kuyularında eriterek, bir kilometre mesafedeki bugünkü Bodrum Kalesini inşa etmişlerdir. Nerede kaldı, eski eser sevgisi/ nerede kaldı medeniyet? Kim barbar?
Avrupa’daki Türk eserlerin bugün kaçta kaçı ayakta? Kaç adedi korunmuş? Türk milletinin geniş toleransını, hoş görüşünü, başka milletlerin medeniyetine karşı tutumunu, bu misalle de gözler önünü sergilemek mümkündür.
Bu iş gönül işidir. Gönülde hissetme işidir. Ancak bizim milletimiz, alçak gönüllülüğe dolayısıyla kendi propagandasını, dünya milletleri önünde hiç yapmamıştır.
Batılı sanatkarlar, en ufak esere büyük imzalar atmaktan çekinmezken, dünya mimarlık tarihine altın imzasını atan, 365 dev abide ve külliye inşa eden Mimarlar Koca Sinan bile imzasında, sadece “ el fakirul Hakir, Sinan” kelimesini kullanmıştır.
Ziraatle meşgul olan Hacı Bayram-ı Velî, ömrü boyunca halkın gönüllerini yıkamış, şiirlerindeki arı Türkçe ile, Yunus Emre gibi gönüllerde taht kurmuştur.
Hamdım, piştim, yandım! Elhamdullillah tabiri ile, Hacı Bayram-ı Veli’nin “bilmek, bulmak” vecizesi arasında bir ayrılık yoktur. Kendini bilmek ise, apayrı, olağanüstü bir görüştür. Kendini bilmek kadar bir olgunluk var mıdır? Kendini bilen kişi, kimseye kötülük edebilir mi? kendini bilen kişi, başkasını incitir mi? Kendini bilmek, insan-ı kamilliktir, Yani olgun insandır.
Hacı Bayram-ı Veli ne diyor:
 
Kim bildi ef’âlini
Ol bildi sıfatını
 
Anda gördü zatını
Sen seni bil, sen seni!
Hak’dan geldik, Hak’ka döneceğiz. Ancak, dönüş yolculuğunda, kalbimizi temizlememiz, onun bir sevgi yumağı haline dönüştürmemiz, dolayısıyla da kötülükten, kinden garâzdan uzak kalarak, birbirimizle iyi, çok iyi geçinmemiz gerektiği, bizlere aşılanmak istenmektedir ki, tarih boyunca gelen tüm peygamberler de, bunun için ç aba göstermişlerdir. İnsanlığın isteği Humanizm de, felsefe de bu değil mi? Hak’kı ve hakikatı aramak, bulmak, bulduğumuzda da onu ifadeye cür’et etmek. Milletin istifadesine sunmak..
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi