ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ŞEYH MUSLİHİDDİN HALİFE
#1
ŞEYH MUSLİHİDDİN HALİFE


Mustafa CEYLAN

 
Şeyh Muslihiddin Halife hakkında da Şakayik (sh:95) de ancak (Cadde-i Kavime-i müstakime-i tasavvuf da Bayram Sultan’ın validesini meslek edinüp anın isr-i saadet esedrine fitmetkle münteha-yı menazil ve makamata vasıl olduktan sonra rütbe-i irşad ve mertebez-i is’ada vüsul buldu). Demekle onun da başkalarını Bayramilik yolunda eğitip yetiştirdiğini, irşad ettiğini öğreniyoruz.
Sicil-i Osmani (IV/490) de şu kısa bilgiyi buluyoruz: (Bayramiyeden bir şeyh idi. Bu senelerde fevt oldu.) (860 H.1456 M. Dolayları) Müderris sade Larendi diye bi halifeden söz edilmektedir. Belki de aynı kişidir. Bu ibare ile Darende ya da Larende’li olduğuna işaret edilmiş olmaktadır. A. İ. Yurd, Aşşemseddin menakıbnamesi’nden naklen, Muslihiddin Halife “Atar oğlu adıyla meşhurdu. İskilip’te medfundur.” Diyor. (sh.104,not:283 ve 111)”( )
XXX
“Şeyh kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de dört yerde geçmekte olup hepsi de, ihtiyarlık çağında bulunan kişi mânâsında kullanılmıştır.
Tasavvuf terminolojsinde, bu kelimeye eş anlamda olmak üzere pir ve mürşid kelimeleri de kullanılmış olup, Cürcanî tarafından “sapıklık karşısında, doğru yola rehberli eden kişi, şeklinde târif edilmiştir.
Mürşidi (yahut şeyh), Hakka ulaşan yola girip, o yolun tehlikeli ve korkulacak yerlerini bilen, müridi fayda ve zarar durumuna göre yönlendiren; uyaran, din ve şiriatı müdini8n kalbine yerleştiren; kullara Allah’ı, Allah’a kulları sevdiren kişi olarak da tarif edildi. Hacı Bayramı Veli(nin halifesi Akşemseddin de, buna yakın  bir târifle, mürşidi kavmi içinde iyiliği emreden, kötülükten sakındıran peygambere benzetilir.
Hacı Bayram Veli’nin tasavvuf anlayışında şeyhin yeri nedir? Elimizde, dört şiirinden başka bir eseri bulunmadığı için, bu sorunun ceabını, mecburen mutasavvıfımız Hacı Bayram Veli’nin hayatından arama durumundayız.
a) Şeyh, kendini topluma adamış bir kişidir. Onlar içinde yetimlere fakirlere, dullara, mahbuslara, ihtiyaç sahiplerine yardım eder, ellerinden tutar. Bu iş için de toplumun varlıklı kesiminden zekat, sadaka gibi Hayrî yardımlar toplar veya toplanmasına vesile olur. Mutasavvıfımız Hacı Bayram Veli, böyle bir uygulamayı, hem kendi yapmış, hem de müridlerine yaptırmıştır, ankara’da özel alaylarla esnaf esnaf dolaşarak Hayrî yardım toplamış ve bunları toplumun fakir kesimine dağıtmıştır. Bu durumda Hacı bayram Veli’ye göre, şeyh toplum içinde toplum yararına aktif rol oynamalıdır, köşesine çekilip uzleti tercih etmemelidir. Kısacası Hacı Bayram Veli, asosyal şeyh tipine karşıdır. Hacı Bayram Veli’nin bazı halifeleri de bu görüşü savunur. Mesele Eşrefoğlu Rumi bunlardan birisidir. (123)
Toplum içindeki fakirler, utandıkları için başkalarından bir şey isteyemezler. İslam, bu durumda veren-alan el ikileminde, alıcının izzetinefsini korumak üzere bazı tedbirler getirmiştir. Bu konudaki  ayetler ilginçtir. (Sadakalarınızı kendilerini Allah yoluna adayıp yer yüzünde dolaşamayanlara, hayalarından (utanmalarından) dolayı, tanımayanların, kendilerini zengin zandıkları yoksullara verin.) (Başa kakarak ve eza  vererek sadakalarınızı ibtal etmeyiniz.) Yine çeşitli hadislerde gizli sadaka teşvik edilmiştir. Bu konudaki Buhari’de bulunan şu hadis  güzel bir örnek teşkil eder. “Allah yedi grup insanı, hiçbir gölgenin gruptaki insan içerisinde altıncısı “infak etmekte olduğu şeyleri, solundaki bilmeyecek derecede, sadakayı gizlice veren kişi’lerdir.
Alan ile verenin yüzyüze gelmediği sadaka veriş biçimi, insan şahsiyetinin gelişimi açısından büyük önem arz eder. Bu nedenle ikisinin arasına girecek üçüncü kişi, en güzel çözüm yoludur. Hacı Bayram veli, bizce, işte bunu gerçekleştirmiş, fakirle zengin arasında köprü olmuştur.
b) Şunu belirtmek gerekir ki, Hacı  Bayram Veli, başta Kuzey Afriki’da yaygın Hedeviyye tarikatında olduğu gibi, çeşitli sufî tarikatlarında görülen “nefsi selil etmek üzere, süluk çıkarmak şeklinde bir eğitime taraftar değildir. Zira, Hacı Bayram Veli, bir şeyh olarak başta bizzat kendini olmak üzere, müridleriyle birlikte ekin ekmiş, çiftçilik yapmış, alın teriyle, kol gücüyle çalışarak, geçimini temin etmiştir. (123)
Ayrıca şu olay da , Hacı bayram Veli’nin konu ile ilgili görüşünü teyid eder niteliktedir. Hacı Bayram Veli, bir gün müridlerile konuşma yaparken, onları hakimane bir imtihandan geçirir. Onlara, “Mevlânâ mı daha üstün, Yunus Emre’mi? diye soru sorar. Müridlerin hepsi Mevlânâ derken, içlerinden sadece Akşemseddin “Yunus Emre” karşılığını verir. Hacı Bayram bunun sebebini sorduğunda, Akşemseddin “çünkü o, elinin emeğiyle geçinirdi” cevabını verir. Hacı Bayram Veli’de, doğru bu olduğunu söyler.(129)
Hindistan’da bazı tarikatlerde, özellikle Sühreverdiyeye’de sıkça rastladığımız gibi fütûhla, yani halktan gelen hediyelerle hayatını sürdürme felsefesine mutasavvıfımız Hacı Bayram Veli karşıdır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi elinin kazancıyla geçinmek, onun ana felsefesidir.
C) Şeyh, hizmet dediğimiz manevi özel yardımla müridini kısa zamanda yetiştirebilir. Nitekim kendisi, Ankara-Balıkesir yolculuğu sırasında halifesi Şeyh Lütfullah’ı bu şekilde yetiştirmiştir. (131)
d) Şeyh, manevî olgunlaşma süresince müridin kendini kayıtsız şartsız teslim etmesi gereken kişidir. Daha önce de ifade ettiğimiz gibi, bu husus (ölümün cenaze yıkayıcısının elindeki hali gibi teslimiyet) şeklinde formüle edilir. (132)
Bu husus, müridin ileride Allah’a teslimiyet ve tevekküle yönelmesi açısından. Ön hazırlık gibi görünmektedir. Tevekkül veya Allah’a dayanmak, O’na teslim olmak, tasavvufi olgunluk açısından çok mühimdir. İman Gazali tevekkülü, kalbe ait bir hal olarak görürken, onun temelini iman’ı oturtturur. Myedana gelmesi iman ile  bağlantılıdır.(133).Tevekkül kulun Allah’a olan teslimiyet, bağlılık ve O’na dayanma, güvenme, gerçekten güçlü bir imanın eseridir.
Bağlılık ve güvenme yahut teslimiyet konusunda zayıflık gösteren müridi, şeyh tardedebilir.nitekim, Hacı Bayram Veli’nin ısrarı emrine rağmen, mal ve dünya sevgisini kalbinden atmayan Akbıyık Meczub, böyle bir tecrübe yaşamıştır. (135)
Yine, Akşemseddin’in mânevî eğitimini çok kısa sürede tamamlayıp halife olmasının sebebini soran kıdemli müridlerine, Hacı Bayram Veli’nin verdiği cevap, bu hususu yeterince açıklamaktadır. Bu bir zeyrek (akıllı) köse irmiş. Her ne kim gördü ve işitti, inandı. Hikmetin sonra kendi bildi. Ama, bu kırk yıldan beru hidmet iden dervişler, gördüklerin ve işittiklerin hemen hikmetve aslını sorarlar (136)
Bu açıklamalar gösteriyor ki, mutasavıfımız Hacı Bayram Veli, şeyhi, mutlak itâat edilmesi, teslim olunması gereken bir kişi şeklinde mütâlaa etmektedir.
e) Hacı Bayram Veli’ye göre, Şeyh, mânen ilerleme müsâit müridini, bir başka şeyhe göndermesi icâbeder. Yani şeyhin, tek mânevi otorite kendisi imiş gibi davranmaması gerekir. Bunun en güzel örneği, eşrefoğlu Rum’i’dir. Hacı Bayram Veylî,onda ilerleme azmi ve yeteneği gördüğü için, Suriye’nin Hama şehrinde ikâmet etmekte olan Şeyh Hüseyin Hamevî’ye göndermiştir. Gerçekten, Eşrefoğlu Rumî, bu ikinci şeyhin yanında kısa zamanda mânevî terakkîlere mahzar olarak icâzet almıştır. (137) bu olay aynı zamanda, Hacı Bayram Veli’nin mütevâzi ve olgun bir insan-ı kâmil olduğunu gösterir.
 
(133) İman Gazâlî, Kimyâ-yı Seâdet,  s. 573.
(134) Aynı eser, s.579.
(135) Vassâf, Sefine, c.II. s.275;Taşköprüzâde, Şakâyık, s.66.
(136) Enisî, Menâkıh, v.Sa.
(137) Kufralı, Kasım, Eşrefiye, İA,; Eşrefoğlu, Divan, ss.18-25
(    ) Bayramoğlu Fuat, a.g.e.
(    ) Cebecioğlu Ethem, Hacı Bayram Veli, Kültür Bakanlığı 1283.
(    ) Cebecioğlu Ethem, Hacı Bayram Veli, Kültür Bakanlığı 1283.
Türk Büyükleri 139. Mas Matbaacılık, Ankara 1991, Sayfa: 159-163
 
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi