ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İSÂ DEDE
#1
İS  DEDE


Mustafa CEYLAN




Hacı Bayram’ın Başkent Ankara’daki ilim, sevgi ve aşk dergâhında yetişmiştir. Doğum ve vefat tarihi bilinmiyor.
Hacı Bayram’ın ilkelerini Kastamonu ve çevresinde yaymakla görevlendirilmiştir. Yıllarca Kastamonu’daki Atabey Camiinde halkı aydınlatmıştır. Kabri, aynı caminin yanındaki türbededir.
*     *
*
Anadolu’nun bağrında binlerce evliyâ, eren,, abdal, velî, âşık adlarını verdiğimiz alperenler bulunmaktadır. Kimileri hakkında detaylı bilgiler bulamadığımız bu gönül adamlarının, kulaktan kulağa anlatılağelmiş nice menkıbeler bulunur. Bir efsâne, misâlince çoğu kişinin özene bezene anlattığı ve hattâ kendi duygu, düşünce ve hayâlini de kattığı bu menkıbeler, bizim önemli bir kültür birikimimizdir.
*    *
*
Hacı Bayram-ı Veli’nin talebeleri o kadar çok ki..Ülkenin her bir köşesinde, bıkmadan-usanmadan görevlerini yürütmüşlerdir. Hattâ bazıları isimlerini dahi vermemişler, kendilerini, benliklerini gizlemişler, geri plânda tutmuşlardır. Çünkü onlar için önemli olan., insan gönlünü imar ve inşa etmektir. Gerisi boştur. Çünkü onlar için önemli olan, sadece Kur’an-î hayattır. Gerisi boştur.
Zira, Hacı Bayram insan-ı Kâmil olarak Peygamber’imiz-i görmetedir. İnsan-ı Kâmil olan Peygamber’imiz ^Halkk’ın nûrudur, âleme anınla nazar idub rahmet ider ve âlemin ruhûdur. Örnek alınacak tek insan O’dur ve tek kaynak Kur’an’dır.
Hacı Bayram’ın talebelerinden olan İsâ  Dede’de bu düşüncelerle Kastamonu ve çevresini aydınlatmaya çalışmıştır.
15. Hızır Dede (Kötürüm olduğu için Arapça Muk’ad Kara Hızır da denir.
“Bursalı Şeyh İsmail Hakkı-î Celveti (öl, 1137/1723-24)’nin “Nakd-“î hâli bi-add Hazret-i Hızır Dede El-Lum’ad kaddesallahu sırehu” dediği Hızır dede “Bursa sancağında Mihalıç nam kasaba sahrasında ra-yi ganem ederken”! (koyun otlatırken) ayakları donmuş, çobanlıktan vazgeçip Bursa’da Cami-i kebir’de Eski Mimare dibinde zikir ve ibadetle meşgul olurken Hacı Bayram-ı Veli Bursa’yı SeyyidBuharî ile buluşmağa gelmiş. Hızır Dede ona biat edip” “taht-ı iradetinde oldu ve içtihad eyleyûb hâl ve makamda ne bulduysa minare dibinde buldu; tasarrufa kâdir kimse idi.” Silnile num-i Celveti s. 76. Bilindiği gibi bu eser Celvetlik tarikatının silsilesidir. Orada Hızır Dede Hacı Bayram-ı  Veli’den hemen sonra yazılmak suretiyle Celvetlik doğrudan doğruya ona bağlanmıştır. Ünlü Celveti şeyhlerinden Yakup Afevi (ö..11249-1736)’da “Tarik-i Celvetnin zuhuru Ha cı Bayram-ı Veli’den olmuştur”. Diyanet bunu yinelemektedir. Bu konuda yukarıda 29. No. lu nottaki açıklamalara ve 95.no. lu dipnotun sonuna bakılabilir. (   )
*   *
*
“Osmanlı cihân hâkimiyeti ve dünya nizâmı ideali. Bu milli şuûr ve uyanış yanında. Manie kudretin başlıca kaynağını şüphesiz İslâm mefkûresi ve cihâd ruhundan alıyordu. Bursa’da temerküz eden gaza rûhu şeyhlerin, evliyanın ve Türkmen babalarının himmetleri ile yükseliyor, câmiler,medreseler, zâviyeler ve türbeler Bursa’yı kudsileştiriyor ve bu medeniyet merkezinden taşan gaza rûhu Rum-eli’ye yayılıyordu. Bursa ve civarını dolduran evliya türbeleri ve ziyaret- gâhlar bu rûha besliyordu….”
“..Hiç bir devir ve devletin inkışâfında görülmemiş bir hâdise olarak Osmanlı Devletinin kuruluş ve yükselişinde tasavvuf tarikatleri, şeyhler, veliler babalar ve  dervişler birinci derecede rol oynamıştır.” (   )
*      *
*
Bursa’da ulu cami…
Tarihi kucaklayan, hatta destan destan her ezan okunuşunda yeniden yazan cami. Bu caminin minâresinin dibinde, sürekli zikir yapan İsmail Hakkı ( Kara Hızır) Hazretleri….
Eski minare dibinde bir Hızır Dede. Minareden yükselen ezan sesi Bursa’nın göklerine muştular yağdırırken, minarenin  dibinde ayakları tutmayan, kötürüm bir veli yanmada, yakılmada…Göğün katmanlarını bir bir tırmanıp, sekiz cennet kapısından içeri girmek istemektedir. Ama nasıl?
(    ) Bayramoğlu, Fuat a.g.e.
(    ) Prof. Dr. Turan Osman, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, Cilt I.II. Nakışlar Yayıncısı. 1980, Sh: 354-355
Tutmasada ayakları elleri, Hiç mühim değil! Arayışını, haykırışını ve aşkın çilesini çekecek, sürdürecekti. Arayıp,, bulacaktı. Bulmalıydı. Çünkü, arayan bulurdu. Ayakları tutmasada, gönlüyle, gözüyle, kalp gözüyle, ruhuyla bulacaktı. Bir yola girmeli, bir er eteği tutmalıydı. Hem öylesine tutmalı, öylesine sarılmalıydı ki, kötürüm ayaklarına rağmen, eski minareden göğün bütün katmanlarını aşıp, sekiz cennet kapısına ulaşmalıydı.
Seyyid Buharî Hazretleriyle görüşmeye gelen Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’ni görünce
- İşte aradığımı  buldum! Buldum!...dedi. sarıldı ona, bırakmadı. Ona bağlandı. Öylesine bağlandı ki, asla kopmadı.
Ve O ulu zat, onu felâha kavuşturdu. Yol gösterdi, ışık oldu..Kötürüm olan vücudunun fizik olarak çok gerilerde kaldığını gördü. Koşarak, uçarak meslafeler kastetti. Hamdı pişti. Lezzete erişti.
*  *
*
“Türkler Müslüman olduktan sonra “gaza” ve cihad fikriyle beraber, İslâm tasavvufunu da benimsemişlerdir. Osmanlı medeniyeti, dine dayanan cihangirlik  fikri ile mistik dünya görüşünün bir nevi sentezidir. Osmanlı toplumuna, başlıca iki insan tipi hâkimdir: Gazi ve veli. Bunlardan birincisi ülkeler fethetmiş, ikincisi ise alınan ülkelerde yerleşmeyi, sâkin bir cemiyet kurmayı mümkün kılmıştır. Bilindiği gibi, Osmanlı devletinin kurucusu Osman Gazi de bir cihangirlik rüyası görür. Fakat bu rüyada görülen sembol Oğuz Kağan Destanı’nda olduğu gibi ok ve yay değil, muhteşem bir ağaçtır.
“Bu ay Osman Gazi’nin koynuna girdiği demde göbeğinden bir ağaç biter dâhi gölgesi âlemi tutar. Gölgesinin altında dağlar var. Her dağın dibinden sular çıkar. Ol sulardan kimi içer ve kimi bağçeler suvarır ve kimi çeşmeler akıdır”.
Ağaç toprağa kök salarak büyümenin sembolüdür ve bu sembol Osmanlı devletinin sosyal ve tarihi durumunu çok güzel hülâsa eder. Orhan Gazi, Bursa’yı fethettiği zaman Bursa dağlarında dolaşan Geyikli Baba, bir gün padişahın sarayının bahçesine girer ve bir kavak ağacı diker. Bu menkibeyi anlatan Âşık Paşazâde “Kavak ağacı şimdi dahi vardır. Saray kapusunun içinde, kurucasın giderirler” diye ilâve eder.
*    *
*
(      ): Prof. Kaplan, Mehmet; Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar, I Dergâh Yayınları, İstanbul- 1976, sayfa: 141
Bedenimizi beslemek için gıda ister. Ruh da öyledir. Ruhun da gıdaya ihtiyacı vardır. Bedenin gıdası besinlerdir. Ruhun gıdası ise bilgelik, ölçülük ve doğruluktur. Kısacası erdem ve gerçek aşkı, ruhu besler. Erdemi kazanmak için gerçeği sevmek, ona bağlanmak ve âşık olmak gerekir.” Biz burada hiç değişmeyen gerçekten, gerçeklerin gerçeğinden, daha doğrusu Allan’tan söz ediyoruz.” “Esasen bizim O’nu aramamıza, O’nun ihtiyacı yoktur.  Ruhumuzu beslemek için, bizim O’nu aramaya ihtiyacımız vardır”. (    )
*   *
*
Hızır Dede, Hacı Bayram kervanına katılmıştır artık. Artık O, aradığını, mürşidini bulmuştur. Mürşid onu istediği noktaya ulaştıracaktır.
Böylece, Bursa’daki  Ulu cami, Ulu Cami’deki minare ve Osman Gazi’nin göbeğinden çıkıp, gölgesi cihanı kaplayan ağacın bir parçası oluvermiştir. Bayramiliğin celveti çınarının ilk köklerinden birisi olmuştur.
Çoğu yazarlar O’nu celvitiliğin ilk kurucusu diye yazmışlardır.
 
 
(    ): Prof. Dr. Çubukcu, İbrahim Agâh, İslâm Felsefesinde Allan’ın Varlığının Delilleri Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi yayını. No.142, 3. Baskı, Ankara-1978, sayfa 84-85
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi