ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
YAZICIOĞLU AHMET BİCAN
#1
YAZICIOĞLU AHMET  BİCAN


Mustafa CEYLAN

 
Yazıcıoğlu Ahmet Bîcan, Hacı Bayram-ı Veli’nin talebelerinden birisidir. Mehmet Yazıcıoğlu’nun kardeşidir.
M. Ali Aynî Hacı Bayram Veli kitabında “Kardeşi Ahmed Bîcan da önemli eski bir Türk yazarıdır. “Envaru’l-Aşkîn”den başka Dürr-i Meknûn, Âcâyibül’l-Mahlukat, Müntehi adlı esereliri vardır” demektedir.
Kardeşi Mehmet Yazıcıoğlu gibi Gelibolu’da taştan oyulmuş bir çile hanesi bulunmaktadır.
Ahmet Bîcan “ilim kazanmak vacip oldu. Çünkü ilimsiz ibâdet, kolay kolay fesattan kurtulamaz.
Sırrıma şöyle zahir olur ki, Meşayihin Sultanı, Berzahların Berzahı, Muhakkiklerin kutbu, mukarrebin ekmeli, insanların mürşidi Hacı Bayram (K.S.), beni sır sahibi kıldı; şunun üzerine ki, nebilerin hallerinin zahirine muvafık beyân oluna ve velilerin makamlarının batınına mutabık ayan oluna. Aynı zamanda tefsir ve tahkik arasında tatbik oluna, evvellerin ve âhirlerin ilmi bunda tahkik oluna…”
Ahmet Bîcan “Envaru’l-Aşkîn” isimli güzide eserini beş vakit namaza işaret olsun diyerek beş bölümde yazdığını ifade etmiştir. Meşhur kitabının beş bölümünün başlıkları şunlardır:
1. Bölüm: Mevcudatın Tertibi ve Nizamı
2. Bölüm: Büyük Nebilerle Allah’ın Konuşması
3. Bölüm: Büyük Melekler
4. Bölüm: Kıyamet Gününde Allah’ın Konuşması
5. Bölüm: Yüce Makamlarada Allah u Teâlâ’nın Sözleri
Her bir bölüm başlığının altında ayrı başlıklar halinde kardeşi “Muhammediye” kitabındaki başlıklar bulunmaktadır. Kardeşinin şiirle dile getirdiği Arapça ve Farsça ile dile getirdiği konuları, nesirlerle ve Türkçe ile dile getirmiştir. Bir nevi mensur mevlit kitabıdır. Kitabındaki tüm konuları Teşr-i (Şeriata uygunluk), Tahkik (Araştırma ve hakikate uygunluk), Temsil (Örnek ve benzetmeyle anlatma) yönünde kaleme aldğıını bildirmiştir.
Kitabın sonunda “Yine Sen’den dilerim ki, bu kitabımı dünyada yüce eyleyip ahirette bana şefaatçi eyleyesin. Cennette yine bana veresin. Ta ki, dünyam ve ahiretim, bu kitap ile müşerref olsun.
Beni kudsî Hazretinden mahcup eyleme, gayb âleminden bana sırlarını aç “ ey âlemlerin ilâhı, rahmetinle ey Erhamer-Rahimin…” demektedir.
Kimileri “Muhammediye”yi Yazıcıoğlu Mehmet, “Ahmediye” de kardeşi Ahmet Bîcan yazmıştır demişlerdir.
Oysa, bu böyle değildir.
“Ahmediye” isimli eserlden bahsedelim.
“Bugüne kadar birçokları Ahmediyye adındaki eserin Ahmet Bîcan’a ait olduğunu sanmışlardır. Selâhattin el-Kâtib’ir oğlu olan ve Yazıcuıoğlu lâkabı ile anılan Ahmet Bîcan’la Ahmediyye’nin aslında hiçbir ilgisi yoktur. Bu zat da kardeşi Mehmet gbi Hacı Bayram Veli’nin müridlerindendir. Kardeşi tarafından Arapça kaleme alınan “Mağribü’e Zaman” adlı eserini Ahmet Bican “Envârü’l Âşıkîn” diye Türkçeye çevirmiştir. Bir tercüme eser olmakla beraber kendisinin en önemli eseri budur dersek yeridir. Halen ünlü yaygın diye tanınan eser budur. Aslında Ahmediyye Uşşak”î şeyhlerinden Diyarbakırlı Ahmet Mürşidî Efendi’nin eseridir”. (     )
 “Sultan Mehmed Han (Fatih) padişah olunca iş bu kitap (Envârü’l Âşıkîn) Gelibolu ‘da sekizyüz elli beş yılında, muharremin başında tamam yazıldı.”
“Tevrat’da, Zebur’da, İncil’de ve Kur’an’da ne denli ilahi hitap varsa, yine nebilerin sayfalarında ne denli ilâhi sözler varsa, ta Âlem-i Cebrut’tan âlem-i mülke ve melekûte, hattâ Arasat, Mead (her şeyin sonu) ve ebedi cennetlere varıncaya kadar hepsi, işte bu kitapta (Envârü’l-Âşıkîn) toplandı.”
“Benim Muhammed adında bir kardeşim vardı ki, âlim, ârif, kâmil, fazıl, Tanrı’nın hassı ve erenlerin serveri idi. Aynı zamanda cihanın kutbu Hacı Bayram’ın sırdaşı idi. Evliyanın nakdi idi. Hazreti Resûlün tam kâmil varisi idi. Hak Teâla Hazretleri, dünyada ve ahirette onu hoş tutup akıbette, asıl ve fer’i ile Adin cennetini ona lâyık kılsın.
Ben, miskin ve fakir Ahmedî Bican, daima ona derdim ki:
-Ey kardeşim, dünyanın bekası ve rüzgârın vefası yoktur. Öyleyse bir yâdigâr yaz ki, âlemlerde okusun.
Benim sözüm ile o ad Megaribüz-Zaman adlı bir kitap yazdı. Âlemlerde ne kadar zahir ve batın tefsir, tahkik, temsil varsa buna kitaplardan çıkarıp ve nice mükemmel ârfiler, âlim raviler ağzından tefsirler, kudsî ve nebevî hadisler, ihya-i Ulûm ve meşayih kitaplarından, tefsirler, kudsî ve nebevî hadisler, ihya+-i Ulûm ve meşayih kitaplarından, velhasıl on iki ilmin özünü çıkarıp bir yere topladı. Ondan sonra bana dedi ki:
-Ey Ahmedî Bican, işte senin sözünle bütün mevcudatın güzelliklerini, şeriat ve hakikatlerini bir yere topladım. Sen  de gel, meğaribüz-Zaman ad ıl bu kitabı Türk diline çevir ki, bu bizim ilin halkı da maariften ve ilim nurlarından fayda görsünler.
 Bunun üzerine ben miskin de onun mübârek sözü ile adını Envârül-Âşıkın verdiğim bu kitabı, beldelerin en güzeli ve cihad yeri olan Geliboülu’da tamamladım.
(      ): Ahmediyye Şerhi; S. Ahmet Diyar-ı Bekrî,, Sağlam Kitabevi, İstanbul, 1976, Nesir haline getiren, Yuluğ, Önsöz, Sahife 5-6
İşte benim bu kitabımla kardeşimin Divan-ı Muhammediye’si ikisi de Meğarib’den çıkmıştır. O kitap manzumdur. Bi ise mensurdur. Çünkü âdet olduğu üzere ilmi iki türlü yazmışlardır. Bir türlüsü şiirle nazm etmişlerdir ki, tatlı olsun diye. Bir türlüsünü de nesirle yazmışlardır ki, anlamak kolay olsun diye.
Bu kitapların ikisi de güzeldir ve ehli yanında mutenadır. Sanırsınız ki, Bahr-i Muhit taşıp iki yüzden akarak ne denli cevherleri varsa zahir eyledirler.
Eğer dürr-i Meknun (Gizli inci) dilersen Envarü’l-Aşıkîn’i mütalâa eyle. Eğer Gcri Gayri Memnun (Bitmeyen Ecir) istersen Muhammediye’,yi mütalâa eyle” (   )
“Yazıcıoğlu Ahmed Bican’in başka eserleri de vardır. Bunların meşhurları şunlardır:
Revh-i Ervah (Ruhların Safası): Nebilerin kıssalarından bahseder. Acaib-ül Mahlûkat: Yıldızların, göklerin ve Allah’ın halk ettiği varlıkların şaşılacak hâllerinden ve keyfiyetinden bahseder.
Dürr-i Meknun (Gizli inci): Tasavvuf yolunda yetişmişlere hitap eder ve ilâhi sırların inceliklerinden bahseder.
Bu eserlerin hepsi Türkçe olup eşsiz bir dil sadeliği ve anlatış güzelliği ifade eder”.
*      *
*
“…..Ben zayıf Ahmet Bîcan gördüm ki, zâhir ve batın âlimlerinden bir çokları kitaplar yazmışlardır. Fakat bu kitapların, kim Arap dilince ve kimi Fars dilince yazılmıştı. Her kişi onları okuyup mânâsını kolaylıkla çıkaramazdı. Bu ibâreleri ancak o işin ehli olanlar bilirdi.
Bu miskin diledim ki, zâhir ve bâtın ilminden bir kitap yazayım ki, bizim ilimizin halkı da o ilimlerden faydalanıp âlimlerden ve ariflerden olsunlar, gönüllerine ve itikadlarına şeriat ve hakikat emrini tutmak, Müslümanlık kaydını bilmek, marifet hasıl etmek sevgisi düşsün.
Fakat âlimler, Farz-ı Ayn (Her kişi içn mutlak şart) olan ilimlerde ihtilâf ettiler. Mütekellimler dediler ki: “Asıl ilim, Allah-u Teâlâ’nın birliğini ve sıfatını delillerle bilmektir”
Fakihler: “Asıl ilim, fıkıh ilmidir, çünkü helâli, haramı, farzı, vacibi, sünneti, emri ve nehyi bilmek, fıkıhla hasıl olur” dediler.
Tefsir ve Hadîs ehli olanlar ise “Asıl ilim, Kur’an’ın mânâsını, tefsirini ve hadis bilmetir, zira ilmi toplayan Kur’an ve hadîstir.”
Safiler ise dediler ki: “Asıl ilim, kişinin kendi halini ve makamını bilmesidir. Hakk’a ne ile yakın olunur ve ne ile Hak’dan ırak düşülür, onu bilmektir”.
Ebû Hanife (Rahmetullahi aleyhi), dedi ki: “Asıl ilim dedikleri sofilerin ilmidir” işte ben zayıf, bu ilimlerin her birinden delîller getirdim. Ta ki, ilim isteyen kimse çeşitli ilimlerden faydalansın.
Bilmek gerekir ki, ilmin ve âmelin, zahiri ve batını vardır. Bazı âyetler ve hadisler, zahir itibariyle denilmiştir. Bazı âyetler ve hadislerde batınitibariyle denilmiştir. Zahir olan, fetva makamıdır. Batın olan ise, takva makamıdır.”
(     ): Yazıcıoğlu, Ahmet Bîcan, Envarü’l-Âşıkîn, Sağlam Kitabevi, İstanbul-1977, Sadeleştiren M.Rahmi, Sahife: 667-670
(        ): Yazıcıoğlu, Ahmet Bican, a.g.e.sayfa:5-6
(       ):  Yazıcıoğlu, Ahmet Bican,a.g.e. Sayfa:11
Ahmet Bîcan, üstadı Hacı Bayram’ın Türkçe’cilik, anlayışına uygun hareket etmiştir. Türk dilinin yaşayıp gelişmesinde önemli kilometre taşlarından birisi Ahmet Bian’dır dersek, yanlış söylemiş olmayız. Asırlardan beri elden ele, ilden ile okuna okuna gelen Bîcan’ın eseri Müslüman- Türk’ün evinde bulunan temel kitaplardan olmuştur. Türk insanının anlayıp islâmı bilerek yaşamasına önemli katkılarda bulunmuştur.çeşitli âyetler, hadisler ve velilerin sözleriyle desteklenenkonularda güzel dilimiz mükemmel bir şekilde kullanmıştır.
Hacı Bayram hareketinin millilik vasfını gösteren iki önemli hadise vardır. Birincisi, talebelerinin Türk Ordusuyla birlikte düşmanları göğüs göğüs çarpışmalarıdır. İkincisi ise, o tarihe kadar Müslüman halkın elinden düşürmediği Arapça ve Farsça eserleri. Türkçe’ye çevirmeleridir. Devleti idare edenlerin milletle bütünleşerek, Osmanlı’nın o meşh ur yükseliş dönemini ortaya koymalarının ateşleyici unusur Hacı Bayram erenleridir. Türk askerinin vatan uğrunda canını seve seve vermesinde, savaşa-cepheye düğüne gider gibi gitmesinde Hacı Bayram erenlerinin yaktığı iman ve aşk meş’alesi vardır. Hacı Bayarm erenleri, sulh zamanında milletimizin, okuduğu, elinden düşürmediği  önemli güzel dilimize çevirerek nefisle savaş kazanmasını temin etmişlerdir.
Büyük Atatürk Hacı Bayram’dan ilham almıştır. Aynen Hacı Bayram erenleri gibi, savaşta-cephede askerin en  önünde,kahraman bir komutan olarak düşmanla çarpışmış, sul zamanında ise ziraat, ticaret, kültür hayatımızla ilgilenerek, milletimizin ruh kökleriyle bütünleşmiş, onlara milli birlik ve beraberlik ülküsünü açılmıştır. Özelliklede Türk dili üzerinde hassasiyetle durmuştur. Milletimizin okuduğu başucu kitaplarının Türkçe’ye kazandırılmasını istemiştir. O büyük komutan Gazi, Ankara’a ilk gelişlerinde ve meclisin açılışında önce, Hacı Bayram’ın mekânını ziyaret ederek, aynı çizgide, aynı anlayışta nasıl buluştuklarını ifade etmiştir düşüncesindeyim.
Atatürk, tarihte 64 yıl nadide bir yönetim biçimiyel milleti, Ankara ve çevresini idare eden ANKARA AHİ CUMHURİYETİ’ni ve temeli millilik ve çalışmaya üretmey dayalı Hacı bayram hareketini gayet iyi bilmektedir. Türkiye Cumhuriyeti’ni ilân edişindeki , Ankara’yı Başkent ilân edişindeki sebeplerden ikisi budur düşüncesindeyim.
Türk-İslâm tarihinde birbiriyle arkadaş ve dost olup, tanışık olup önemli eserler yazan nice insan vardır. Veya biri birisinin hocası, talebesi olup dev eserler yazmış nice kişi vardır. Fakat kardeş olup, aynı eserden ilham alarak birisi şiirle, ötekisi nesirle, birisi Arapça-Farsça, ötekisi Türkçe lisanıyla aynı konuları işleyen kişilere ben bugüne kadar rastlamamıştım. Belki de tek örnek bu Yazıcıoğlu kardeşlerdir.
Yazıcızâde kardeşlerin babası Yazıcı Salih Efendi, Ankara ve Bolu civarında devlet hizmetlerinde kâtiplik göreveinde bulunmuştur. Anadolu’nun astronomi sahasında ilk eserlerinden birisi olan, Türkçe manzum eser Şemsiyye’yi yazıp, Ankara’da İskender bin Hacı Paşa’ya ithaf eden Yazıcı Salih, daha sonra Gelibolu’ya yerleşmiştir.
Ahmet Bîcan’da kardeşiyle birlikte Hacı Bayram’ın Edirne Seyahati sırasında, yüce Veli’nin yolu Gelibolu’ya uğradığında tanışmışlar ve onun talebesi olmuşlardır.
Ahmet Bîcan’ın, 18 bölümden oluşan, gökler, arş kürsî, Cehennem, ay, yıldızlar, güneş, ilim, geometri, iklimler, dağlar, denizler, şehirler, mercitler, Süleyman aleyhisselâmın tahtı ve  saltanatı, Belkıs’ın saltanatı ve ömrü, helâke uğrayan beldeler, otlar, yemişler, sûretler ve kıyamet alâmetlerini anlatan “Dürr-i Meknûn” isimli eseri de oldukça ünlüdür.
Muhyiddin-i Arabî hazretlerinin “Füsûs-ül Hikem” adlı eserini teşkil eden “Müntehâ Tercümesi” de önemli bir eseridir. Bu eser otuz bölümden oluşmuştur.
Ayrıca Ahmet Bîcan’ın Peygamber kıssalarından bahseden “Rûh’ul Ervah”, Şemsiyye’nin şeklindeki tercümesi olan “Bostan-ul Hakâyık” coğrafya, kozmğrafya ve biyoloji bilgileri bulunan “Acâib-ül Mahlûkat” isimli eserleri de bulunmaktadır.
Şimdi de, Ahmet Bîcan hakkında Türkiye Gazetesi’nin yayınladığı “Evliyâlar Ansiklopedisi”nde anlatılan bir menkıbeyi aynen aktaralım:
 
ABDESTSİZ SÜT VERMEK
 
Ahmed Bican gün, Gelibolu’nun en büyük câmisinde vâz veriyordu. Herkes huşû içinde söylenenleri dinliyordu.
“Kardeşlerim! İnsanı Rabbinden uzaklaştıran perdelerin en büyükü kalbi öldürmek karartmaktır. Kalbin ölmesine kararmasına sebep de dünyayı sevmektir. Bir hadis-i kutside buyruldu ki “Ey Âdemoğlu! Kanât et zengin ol. Hasedi terk et, rahat ol! Dünyâyı terk et, dinin halis olsun”.
Kim gıybeti terk ederse Allahü teâla karşı olan sevgisini çoğaltır. Kim az ve doğru konuşursa aklı tam olur. Kim aza kanâat ederse gerçekten allahü teâlânın ahdine inanmış olur. Kim dünya için kaygılanırsa Allahü teâlâdan uzaklaşır.”
Ahmed Bican hazretleri vâz ettiği kürsüde bir ara başını kaldırdı. Câminin giriş kapısnda ağabeyini gördü. Ayakta bekliyor ve kendisine tebessüm ediyordu. İçeri girip bir yere oturmamasına hayret etmişti. Sonra m3anevi bir huzurla vâzini tamam etti. Ağabeyinin bu şekilde beklemesi bir türlü aklından çıkmıyordu.
Akşam annesi ile sohbet ederken bu aklından çıkmayan şeyin sebebeni öğrenmek istedi. Ve “Anneciğim bütün dikkatimi çeken bir  şey oldu. Vâz ederken ağabeyimin câmi kapısanda durmuş bana bakıyor ve tebessüm ediyordu. Ama içeri girip oturmadı. Sebebini ondan bir sual eylesen dedi. Evlâdını kırmayan anne ertesi gün büyük oğlu Mahammed Bican’a giderek sonbet arasında kardeşinin vâz arasında niçin câmiye girmediğini sordu. O da, “Kardeşim âlim, ârif biridir. Hâcı Bayarm-ı Veli hazretlerini görünce bir başka Ahmed oldu. Sözleri hikmet dolu. Gönülleri alan, ruhları cezbeden bir uslûbu var. İlminden irfanından istifâde edenlerin sayısı belli değil. Ben de mübârek sözlerini dinlemek için gitmiştim. Meleklerin kanatlarını sererek vâzını dinlediklerini gördüm. Basmamak için içeri girmedim” dedi.
Bu duruma çok sevinenannesi, eve dönerek durumu küçük oğlu Ahmet-i Bicân’a anlattı. Ahmed Bicân sevineceği yerde durgunlaştı. Bunu fark eden annesi sebebini sorunca “Ağabeyim melekleri gördüğü halde ben niçin göremiyorum, acabâ sebebi nedir? Dedi. Annesi hiç beklemediği bu soru karşısında şaşırdı. Ahmed-i Bican hazretleri snra ilâve etti; “Anneciğim bunun sebebini senin bilmen lâzım. Biraz düşün bulacaksın “dedi.
Annesi bir süre düşündükten sonra yaşlı gözlerle oğluana “Sen henüz süt emme çağında idin. Namaza durmuştum. O esnada komşularımdan bir hanım geldi. Sen ağlamaya başladın. Selam vermeme de az kalmıştı. Kadıncağız ağlamayasın diye seni emzirmeye başladı. Selâmı vermemle birlikte mâni oldumsa da sen birkaç yudum almıştın. Sonra sordum hanım abdestsiz imiş. Ben seni hiç abdestsiz emzirmedim. Her halde sebebi odur” dedi  Ahmed Bican; “Doğru söyledin” dedi.
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 2 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi