ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ŞEYH LUTFULLAH
#1
ŞEYH LUTFULLAH


Mustafa CEYLAN

 
Şeyh Lutfullah’da veliler velisi Hacı Bayram-ı Veli’nin ünlü  talebelerinden ve müridlerinden birisidir. Balıkesir ve civarının mânevi mimarlarının başında gelmektedir. Kendi adıyla anılan Balıkesir’deki Lutfullah Camiinde medfundur.
Şeyh Lutfullah’ın mezar taşına yazılmış olan manzumeden İskendiyar oğlu  neslinden geldiği, Karesi’de doğduğu  belirtilmektedir.
Mezar taşındaki manzume aynen şöyledir:
“Kimine mülk verir kimine velilile verir Hz. Allah
Burada yatan veli İskendiyar oğlu neslinden Şeyh Lutfullah
Karesi’de doğup ilmi irfanı orada yapmıştı tamam
Büyüklerin dileğiyle Ankara’ya gidip yaptı bir hamam
Faziletli, duygulu, işbilir, cömert bir zattı; açıktı eli
Kendisini Ankara’dan tanımıştı Hacı Bayram-ı Veli
 
Hacı Bayram’la beraber geldiler Karesi’ye
Hacı Bayram kendisini kemâle erdirirsin diye
Hacı Bayram’ın Balıkesir’de vekili oldu
Bu mâna gülü burada açtı, burada soldu
Halifelik devri rastlar 1404 ile 1421 yılına
Allah ne isterse onu ikram eder kuluna”
 
Bu manzume de göstermektedir ki, Şeyh Lutfullah 17 yıl Hacı Bayram’ın vekilliğini yapmıştır. 1404 tarihi ile 1421 tarihleri arasında, Balıkesir ve çevresinin aşk, feyz ve gönül ırmağı olarak, nice insanı bağrında yumuş, arıtmıştır. Nice gönül ilâhı sevda ile alev alev yakmış ve yandırmıştır.
O yıllarda Karesi adı, Balıkesir’in adıdır. Karesi toprağı Hacı Bayram’ın ilim ve iryadını arar, sorar olmuştu. Hacı Bayram’ın ünü köy köy, belde belde söylenip durmadaydı. Pozitif bilimleri hemal etmiş olan Lutfullah, manânın kaynağına gitmeliydi. Gitti Ankara’ya vardı. Hacı Bayramın dergâhına. Orada diz çöktü, nefsini yıktı,toz etti.  Manâ ilminin merdivenlerini birer birer adımladı. Bulutların üzerine çıktı. Topukları toz toprakta, alnı ve beyni bulutların üstündeydi. “Ankara’da bir hamam” yapmanın manâsı da, içini,yüreğini, gönlünü beynini o büyük Veli’nin gösterdiği metodla yuyup, yukarı arıtmasıydı. Yani, tasavvuf ehli olmalıydı.
*           *
*
Bu bölümde öyle zannediyorum ki; çok yakın bir gelecekte insanlığın takdir ve hayranlık dolu bakışları altında Kur’ân okyanusuna doğru akan takdir ve hayranlık dolu bakışları altında, Kur’ân okyanusuna doğru akan çeşitli ilim, teknik ve san’at çağlayanları,esas kaynaklarına dökülüp onunla bütünleşince âlimler, araştırmacılar ve san’atkârlar da kendilerini okyanusun içinde bulacaklar.) diyen M: Abdülfettah Şahin’in (Kriterler-3” isimli eserinde belirttiği TASAVVUF konusundaki görüşlerine yer verelim.
“Tasavvuf, İslâm hakîkatının insan vicdânı tarafından duyulup hissedilmesi mesleğidir. Bu itibârla da, onu, yaşadığı hayatın şuurunda olamayanlar idrâk edemeyecekleri gibi, başkalarına ait menkîbelerle teselli olanlar da katiyen anlayamayacaklardır”.
“Tasavvuf, neticesi itibâriyle, insanın kendi aczini, fakrını, hiçliğini kavrayarak varlığının esasını teşkil eden Hakk’ın vücudunun şuaları karşısında bütünlüyle eriyip yok olmanın ünvânıdır”.
“Tasavvuf, insan rûhunun saflaşıp kendi özüyle bütünleşmesi, bütün zaman ve mekânları aşarak bir bilinmez buda ulaşması keyfiyetidir. Ve ancak bu yollardır ki,her ferd, Mirâc-ı Nebevî ile açılan kapıdan geçerek, gidip Rabbine ulaşır ve bir nevi mirâca. Mahzar olur. Tabîî kendi istîdâd ve kabiliyetine göre bir mîrâca.
“Felsefe ve hikmet insanın düşünce ufkunu genişletir ve onun, eşyâ ve hadiseleri tanımasına yardımcı olurlar. Tasavvuf ise, idrâk edilmez bir buudda eşyâ ve hâdiselerin yaratıcısıyla insanın temâsını temin eder ve onu Allah’(cc)ın dostu haline getirir”.
“Tasavvuf, tarîkat ehlinde de görüldüğü gibi, zikir ve fikir yoluyla insan ruhunun, nâmütenâhî olan “Kemâlât-ı ilâhiye”den feyiz alarak aydınlanmasından ibâretdir. Başlangıcı, insan benliği mikyâs yapılarak sonsuza bir kısım farazî hatlar koymakla başlar, nihâyeti de benlik sırlarından vazgeçip her şeyi O’ndan bilmekle noktalanır”.
“Tasavvuf, tarîk*at ehlinde de görüldüğü gibi, zikir ve fikir yoluyla insan rûhunun,nâmütenâh3i olan “kemâlât-ı ilahiye” den feyiz alarak aydınlanmasından ibâretdir. Başlangıcı, insan benliği mikyâs yapılarak sonsuza bir kısım farazî hatlar koymakla başlar. Nihayeti de benlik sırlarından vazgeçip her şeyi O’ndan bilmekle noktalanır”.
“Tasavvuf, felsefenin elinin ulaşamadığı ulûhiyyet gerçeğinin, kalb eli, kalb ayağı ve kalb gözüyle araştırması yoludur. Aklın, yalınayak ve başaçık hayalleriyle ters yüz edildiği bu  yolda, kalb bir üveyle gibi kanatlanır, kendi kadişinas kriterile o mevcûd-*u meçhûlü tanımaya çalışır.sonra da elde ittiği irfânını “mâ arefnâke-hakkama rifetike” (seni hakkıyle bilemedik) sözleriyle ilân eder. ( *)
(*): ŞAHİN, M.Abdülfettah; Zaman Gastesi Yayını, Kriterler-3, İzmir, Mayıs 1991, Çağlayan A.Ş. basımı, Sahife: 24-25-26-27
 
*           *
*
Şeyh lutfullah’ın oğlunun adı Bahaüddin Efendi’dir. Oğlu da Bayramî erenlerindendi. Babaüddin’in oğlu da Muhittin Mehmet Efendidir.
Şeyh Lütfullah’ın oğlu Bahaüddin Şakayık adlı esere göre Hacı Bayram Sultan hazretlerinin veliliğini, tacını giyerek ve son nefesine kadar o tacı çıkarmayarak yapmıştır. Son nefesini verdiğinde Hacı Bayram eserlerinden olduğunu simgeleyen tacı başı üzerindeydi.
İşte iman ve sevgi budur. Savaş adamı anlayışı budur. Ne kadar engel çıkarsa çıksın, onu yolundan döndürecek ne kadar güzel, şahane dünya imkânları çıkarsa çıksın, hepsinin üstesinden gelerek son nefese kadar inandıklarını yaşamak ve yaşatmaktır. Komusul- âlâm ve Sicilli Osmani’de Bayramî şeyhî olduğunu ve Balıkesir’de gömülü bulunduğunu azmaktadırlar. Sicili Osmanî, ayrıca oğlu onun Bahaüddin Efendi olduğunu belirtmektedir.
Şakayık’ta oğlu Bahaüddin Efendi’ye ait bilgiler de verilmiştir. O’nun Ref’ül müşebbehi’l-âmme isimli bir eseri olduğu bildirilmiştir.
*           *
*
Bayramî eserlerinin muhabbet,sadakat ve hamiyet ilkeleri vardır.
“Seyahatında beni tanımayanlar kıyafetime bakıp beni tacir zannettiklerinden derlerdi ki:
- Tacir misin?
- Evet hem tacirim hem de kimyagerim.
- Nasıl?
- iki madde var mezcettiriyorum. Birinde tiryak-ı şafi, birinden elektrik-i muzi tevellüd eder.
- Bunlar nerede bulunur?
- Medeniyet ve fazilet çarşısında cephesinde insan yazılı, iki ayak üstünde gezen sandık içinde ki üstünde kalb yazılan, ya siyah veya pırlanta gibi olan bir kutudadır.
- İsimleri nedir?
- İman, muhabbet, sadakat, hamiyet!...” (     )
(    ): Bedîüzzeman, a.g.e, sahife:75
 
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi