ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
AYRILIKLARIN ŞAİRİ SAFİYE SAMYELİ
#1
AYRILIKLARIN ŞAİRİ SAFİYE SAMYELİ



Mustafa CEYLAN
****************


Safiye Samyeli, benim şair kardeşlerimden. Şiirlerini internet ortamından okuyor ve onu izliyordum, ama yüzyüze tanışmamıştık. Kendisini Kemer’de İlesam adına düzenlediğimiz şiir etkinliğinde tanıdım. Yaşadığı kent Denizli’ye sevdalı bir şair o. Çok kolay şiir yazabiliyor. Her konuda kalemi akıp gitmekte, ancak, acılı ayrılıklara sarılan kalemi, sanki şiir yazmıyor, ağıt yakıyor. Yaktığı ağıtlarda, kendisiyle beraber, yeri-göğü-eşyayı da ağlatıyor. Sadece ağlatsa gene iyi, arada bir isyan bayraklarını alıp ele, çıkıyor meydana, ayrılana, ihanet edene, terk edene ve de elbette feleğe kahır dolu mısralar savuruyor.


Ayrılıkların şairi dedim ben ona. Evet, ayrılıkların şairi.


Hüznü, aşk acısını, yürek sesini, feryâdı, figânı ve canhıraş seslenişleri duymak istiyorsanız, arabesk türkülerden evvel Safiye Samyeli şiirlerine göz atmanızı tavsiye ederim. Hece şiirinin efsunkâr kanatlarıyla havalandırdığı can evi çığlıklarını, şiirine nakış nakış işlemekte şair. Bir şiirinde;

“Yastık başa batıyor uykular kırka bölük
Beynimde ki ur değil sanki koca bir sülük
Nabız desen tavanda, betim benzim hep soluk
Böyle ömür geçer mi söylesene doktor bey?”


Demekte. Sevdası sebebiyle hastalanan şairin doktora seslenişi bu işte. Bu seslenişin arkasında yatan olay nedir diye baktığımızda, bir başka şiirinde sorumuza cevap buluyoruz. Demiş ki:

“toplanmış bavullarda eşyalar
bana sadece bir soy adın kalmış”


Ve

Şiirine yorum yazan bir başka şaire verdiği cevap da şmyle:

“mahşere kalırda ne hesaplar bekler o mahşerde “



Evet, işte hadise bu noktada. Demek ki, şairimizin yürek acısı, dağları yerlere serişi, haykırışıı “ayrılık” tır. Ve bir başka şiirinde de, sevdiğini sorguya çekmekte:

“…………………………………………….

Aşka aşık gönlümü kırmaya mecbur muydun?
Say ki azgın Fırat'tı kükredi bentten taştı
Gerilip de önünde durmaya mecbur muydun?

Çıkarıp da kınından o ihanet kamanı
Kor yangını sineme vurmaya mecbur muydun?”

Ve ihanet elbette.

Seven insanı yıkan gerçek, ihanet kaması. Yara derinde. Kanaması hiç bitmeyen bir yara. Severken, aşıkken, sadıkken, huzurlu ve mutlu iken, el ele, göz göze iken, ihanet kamasıyla hançerlenmesi… İşte şairin ruh kökünü acılarla yoğuran olay bu.


Şairler bilirim, şiirlerinde hayâl dünyalarını yazarlar hep. Onlar bir elleri yağda, bir elleri bal tasında kişiler. Onlar “modernite ve moda” tutkularıyla, acı biberli sevdalar düşlerler ve onun şiirini kaleme almaya çalışırlar. Oysa, sevda; oysa ayrrılık acısı yaşanmadan bilinmez. Hele ki, hele, ayrılıkta, yıkılan bir “yuva” varsa ve o yuvada “ağlayan uşaklar” varsa, varın şair öfkesini siz düşünün. Mahşerdeaçılacak hesap defterine doldurur çığlıklarını. Der kİ.

“Huzur dergahlarımda kararan ışıkların
Gönül otaklarımda sararan başakların
Ana diye ardımdan ağlayan uşakların
Elbet bir gün hesabı sorulacaktır gülüm”

Ve

İhanet edip ayrılan, yıkılışın tarafına pulsuz bir sarı zarf içinde emanet gönderecektir. O zarfta ölüm kokusu vardır. O zarfta, bir manolya yaprağı vardır. Şiirden bir bölüm şöyle:

“Bana bir şey bırakmadın mı diye düşünme sakın
Sana da mirasımdan bir pay ayırdım
Sabret günü geldiğinde emanetim elbette eline geçecek.
Pulsuz sarı bir zarfın içinde,
Bir manolya yaprağı 
Ucu yanık mektup birde, kahve içerken çekilmiş olan 
Evimizin duvarına asamadığımız çerçevesiz resmimizi bıraktım .
İster aç oku
İstersen yırt at bu sarı zarfı ama, sakın koklama
Tutkunu olduğun efsun kokumu bulamazsın
Muhtemelen ölüm kokusu sinmiştir
Göz yaşlarım ile yazdığım son satırlarımın arasına”


Günümüz hece şairlerinin en temel konularından birisi “ayrılıktır”. Kentlileşmenin getirdiği sıkıntılar ve curcunalı, sevgi temelinden yoksun, fesfoot hayat tercihi, tüketici ve bana neci anlayış, ben yaptım oldu düşüncesi, büyük şehirlerin uğultusu, mutfak yangınları, işsizlik, geçim sıkıntıları ve daha bir çok sebep. Hepsi, hepsi aşk ile kurulmuş evlilik kurumlarını sarsmaya devam etmektedir. Aile mahkemelerinde dosyalar tavana ulaşmakta. İşte bütün bu “çağcıl sancı”nın yansımasıdır son dönem şiirimizin yoğunluğu. Ayrılık şiirleri, vuslat şiirlerinden elli misli daha fazladır bu yüzden.

Safiye Samyeli şiirinin “ayrılık” ana teması, ince, zarif kadın yüreğiyle dokunmuş. İnanan ve seven bir kadın yüreğinin gökler dolusu çığlığıdır onun şiiri. Dili sad eve samimi. Sanat yapma kaygısı taşımayan bir dil.

Ayrılıkların şairi kardeşimin “Bir resme bir Şiir” projesi ile kaleme aldığı 100 adet şiirden sonuncusunu sunmak istiyorum. Başarılarının devamını dilerim. Şiir şöyle :

“Sen diyerek her gece hasret sardım bağrıma
Bu hasreti bağrımdan silmezsem ben namerdim
Yeter ki bir cevap ver vuslat kokan çağrıma
Şu canımı ömrüne ilmezsem ben namerdim 

Bir haber ver razıyım şuradayım yâr diye
Sensiz koca cihana sığmıyorum dar diye
Ara beni,bul beni, kor sinene sar diye
Tan yeri ağarmadan gelmezsem ben namerdim

Dilde hasret türküsü elimde yırtık resmin
Türkümün nakaratı dilimde kutlu ismin
Gözlerimin önünden silinmeden yâr cismin
Kapı kapı dolaşıp bulmazsam ben namerdim 

Titreyen ellerimden düşmüyorken mendilim
Tek yoldaşım tütünüm birde kara kandilim
Hangi yanıma dönsem sen oluyor menzilim
Seni gönlüme kıble bilmezsem ben namerdim 

Yalnızlık hırkasını üzerimden soyunca
Vuslat bizim olu da gönül aşka doyunca
Ak gerdanın üstüne buseleri koyunca
Her gün şükür namazı kılmazsam ben namerdim

İster aşık de bana istersen aklı kaçık
İster çok seviyor de istersen biraz uçuk
Kulun hacet kapısı açık olurmuş açık
Yâr sevdanın uğrunda ölmezsem ben namerdim”


Mustafa CEYLAN
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi