ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
NEY VE SEMA (2)
#1
NEY VE SEMA (2)
Mustafa CEYLAN
***************
Sonra, iki denizin buluştuğu yerden, medresedeki odaya gidip, o simsiyah, zifir kara giysili, "bilgide eşin yok; gerçekten seçkin bir ersin. Ne var ki, baban hal ehli (gönül ve ruh adamı) idi; sen kal ehlisin (söz adamı). Kal'i bırak, onun gibi hal sahibi ol. Buna çalış, ancak o zaman onun gerçek varisi olursun, ancak o zaman Güneş gibi alemi aydınlatabilirsin” diyen Tebrizli gezgin Şems’in ilim ve aşk saatlerine bırakmıştın kendini. Dediklerine göre 40 gün, bazılarının dediğine göre de 6 ay sürmüştü o coşkun gönüllü, kabından taşan Şems’le birlikteliğin. 


Ve sen,

Değirmen taşının arasından bir buğday tanesi gibi geçmiş, iğne deliğinden iplik olup çıkmış, eleklerden süzüm süzüm süzülmüştün… ve sende büyük bir değişme olmuş, yepyeni bir kişilik, yepyeni bir görünümle ortaya çıkmıştın. 

Gayri vaazlarını, derslerini, görevlerini, zorunluluklarını, kısaca her davranışını her eylemini terk etmiştin. Her gün okuduğun kitapları bir yana bırakmış, dostlarını, talebelerini de aramaz olmuştun. 

Konya'nın hemen her kesiminde, bu yeni duruma karşı bir itiraz, bir isyan havası esmişti. 

Sahi taa o günlerden beri sorup durmakta Konyalılar ve sorup durmaktayız bizler :

Kimdi bu gelen derviş? Ne istiyordu? Seninle hayranların arasına nasıl girmiş, sana bütün görevlerini nasıl unutturmuştu? 

Şikâyetler, ayıplamalar o dereceye varmıştı ki, bazıları Şems'i ölümle bile tehdit ettiler, biliyorsun… 

Olaylar böyle üzücü bir görünüm kazanınca, bir gün canı çok sıkılan Tebrizli, sana Kur'an'dan bir âyet okumuştu Ayet’te deniyordu ki:

İşte bu, sen ile ben'in arasındaki ayrılıktır. (Kehf Suresi, 78. ayet)

anlamına geliyordu, değil mi? 

Ve;
Ayrılık gerçekleşmiş ve üstadın, öğretmenin Şems, bir gece habersizce Konya'yı terk etmişti… 

Öğrencisinden, senden, habersiz yola çıkmış, yolda atı tökezleyip düşünce ayağı incinmişti. Dönüp Konya'ya gelmiş ve sana 

"neden beni bırakmıyorsun?" diye sormuştu. 

Sen de hocana "neden gitmek istiyorsun?" demiştin. 

Şems de bu soruna: "Buraya güçlü bir gönül aslanı yöneldi, sana gelecek. Ben de bir din aslanıyım. Biz birbirimizle geçinemeyiz, birbirimize ağır geliriz"diye cevap vermişti, hatırlıyorsun değil mi?

Sonra, evet sonra;

Halep ve Şam medreselerinde öğrenimini tamamladın, Dönüşte Tebrizi'nin gözetiminde art arda üç kez çile çıkarttın, riyazete (her tür perhize) başladın.

O kara giysili usta öğretici Şems günlerden birgün, bir kere daha sessiz sedasız çıkıp gitmişti…

Ve canda can ustam, özümün özü, dost yürek, insanlık iftiharı sen; bir anda Şems’in gidişi üzerine; kimseyi görmek istememiş, kimseyi kabul etmemiş, yemeden içmeden kesilmiş, sema meclislerinden, dost toplantılarından büsbütün ayağını çekmiştin. Özlem ve aşk dolu gazeller söylüyor, gidebileceği her yere gönderdiği ulaklar aracılığıyla Tebrizli Şems'i aratıyordun. Müritlerin bazıları pişmanlık duyup senden özür dilerken, bazıları da üstadın Şems'e büsbütün kızıp kinlenmekteydiler, öyle değil mi? 

Sonunda onun Şam'da olduğu öğrenildi. 

Sultan Veled ve yirmi kadar arkadaşı Tebrizli'yi alıp getirmek üzere acele Şam'a gittiler. Geri dönmesi için yanıp yakardığın gazelleri Şems’e sundular.

Diyordun ki :

“Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme
Başka bir yâr başka bir dosta meylediyorsun etme

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı
Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

Ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

Sen yüz çevirecek olsan, ay kapkara olur gamdan
Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle
Huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun etme

İsyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
Aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme”

Sundular da söylediklerini, yazdıklarını; Şems, Sultan Veled'in ricalarını kırmadı ve Konya’ya döndü değil mi?

Konya'ya dönünce kısa süreli bir barış yaşandı; aleyhinde olanlar gelip özür dilediler. Ama seninle öğretmenin, ışık ve pervane misali, gene eski düzeninizi sürdürdünüz. 

Çekemeyenler, kıskananlar, arayıp da seni bulamayanlar, dedikodu ve karanlık dolu, çirkin dillerini çıkardılar dışarı.

Başta, talebelerin, dervişler, seni, Tebrizli Şems'ten uzak tutmaya çalışıyorlardı. Halk da, Tebrizli Şems geldikten sonra ders ve vaaz vermeyi bıraktığı, sema ve raksa başladığı, fıkıh bilginlerine özgü kıyafetini değiştirip Hint alacası renginde bir hırka ve bal rengi bir külah giydiği için sana kızıyordu. 

Tebrizli Şems'e karşı birleşenler arasında bu kez, ikinci oğlun Alaeddin Çelebi'de vardı.

Sonunda sabrı tükendi Tebrizli’nin;

"Bu sefer öyle bir gideceğim ki, nerde olduğumu kimse bilmeyecek" deyip, 1247 yılında bir gün ortadan kayboluverdi. 

Şems seni ateşledi,ama karşısında öyle bir volkan tutuştu ki,alevleri içinde kendi de yandı. O sebeple gitmek, uzaklaşmak istiyordu.Aslan gelecek deyişi de ondandı galiba...

Gidiş o gidiş…

Deliye dönmüş, yanmış, yakılmıştın amma bulamamıştın bir çare değil mi?

Sonunda onun gene geleceğinden umudunu keserek yeniden derslerine, dostlarına, işlerine döndün. 
Tebrizli Şems'in türbesi Hacı Bektaş Dergahı'nda diğer Horasan Alperenleri'nin yanında şimdi…

*

“Hamdım, piştim, yandım”sözleriyle özetlemiştin cümle hayatını…

17 Aralık 1273 Pazar günü Hakk’ ın rahmetine kavuştun. Cenaze namazını vasiyetin üzerine Sadreddin Konevî kıldıracaktı. Ancak Sadreddin Konevî çok sevdiği seni kaybetmeye dayanamayıp cenaze namazı öncesinde bayıldı. Bunun üzerine, cenaze namazını Kadı Sıraceddin kıldırdı.

Ölüm, evet ölüm…

Yok oluş değil… Suretten asıla geçiş. Bir kere daha beyazları çekmek ten üstüne. Ten kafesinden can kuşunu sevdiğine havalandırmak. Beyazlar içinden daha bir beyazı giymek, giyinmek. Kendi düğününü yaşamak ölüm.
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi