ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
KAYGUSUZ RİSALESİ (6)
#1
KAYGUSUZ RİSALESİ (6)
Mustafa CEYLAN
***************



KAYGUSUZ RİSALESİ DEVAMLA :

"-(Bu) gözlerinüze penbe niçün koydınuz? Kaygusuz Baba eyitdi: 

-Sultânum, bizüm 'âdetimüz odur ki, kangı beldeye vardukda ol vilâyetün pâdişahına mûti oluruz ve her kangı dıraht-ı müntehâ sâyesinde karâr kılduksa âna hayır-du'â iderüz. hâlâ, sizün taht-ı hükümetinüzde gelüb size tâbi' oluruz. Sâye-i devletünüz de bir kaç gün bu Yûsuf Peygamber tahtını ziyâret eylemek murâdumuz idi. Siz, bu dünyâya bir gözle bakub, biz iki gözle bakmâk revâ değüldür. Biz dahı bir gözle bakaruz. (Ânun çün gözlerimüze penbeyi yapışdurduk) ki, tâbi'inden olavuz. 

Çünkü kim Mısr pâdişâhı Kaygusuz Baba'nın bu sözlerini işidüb, gönlüne bu hakikâtlü cevâbun eşîr itdi. Bu söz, gâyetle pâdişâha höş geldi Eyitdi: 

Şeyhi takdir hudâ ezel-i lem yelez böyle yazmış ne ki Hakkdan geldi hoş geldi. Gözlerinüzden penbeyi kaldurun. Bu Yüsuf Peygamber tahtını iki gözile ziyâret idün. Andan Sultân Kaygusuz Baba: (eyitdi) 

(Sultân'un), bir "du'â" eyleyelüm, siz de "âmin" diyünüz. Tâ ki Hakk Sübhâne ve Ta'âlâ (Hazretleri) katında du'âmuz müstecâb ola. Ellerimüzi yüzlerimüze sürelüm. Gözlerimüzden penbeyi kaldıralum. Hakk Ta'âlâ Hazretleri'nün kudretini müşâhede kılalum. 

Ol sâ'at, Kaygusuz Baba Sultân iki ellerini semâya kaldurub, du'â kılub Resûlu'llâh Şalla'llâhu Ta'âlâ Aleyhi vesselem Hazretine ve evlâdlarını şefi getürdi. Hakk Ta'âlâ Hazretine münâcât (ve 'arz-ı hâcât) eyledi. 

Padişâh dahı veziriyle dest-i du'âya el kaldırub "amin yâ Mu'în" didiler Ve bu du'Âda hâzır olan 'ulemâ vü "Ümmü'l Kur'ân " okuyub "Veleddâlîn, âmîn" diyüb ellerini yüzüüne sürdiler . Ve gözlerinden prdeyi kaldurdılar . Yüzleri ve gözleri açıldı. 

Pâdişâh dahı ellerini yüzüne sürdi. Ol sâ-at Hakk Ta'âlâ'nunavn-ı inâyetiyle (vel evliyânun velâyeti-i kerâmâtıyla pâdişâhun dahı ol a'mâ gözleri açılub rüşen oldı ve dünyâyı gördi. 

Gönline ilham-ı Rabbanî vârid olub bildi kim, Kaygusuz Baba Sultân (velâyet) kerâmet şâhibi Ehl'il-lâh'dur.. Ve evliyâya hizmet eylemiş, mürşide irişüb bir pîr olmış, evliyâdan şafâ-nazar u himmet olmuş, ânun kim oldugınbildi. Hemân-dem Mışr pâdişâhı ihtiyârsuz yirinden turub tahtından aşağı inüb Baba Kaygusuz'un elin öpdi ve ayaklarına yüzin sürdi. Cân u gönülden muhibb ü muhlis olun eyitdi: 

-Yâ Şeyh, dile benden ne dilerse! Ol zamân, Baba Kaygusuz Sultân bu şi'ri bünyâd idüb çok nesne diledi. Mışr pâdişâhından:


SULTAN KAYGUSUZ BABA MÎ-FERMÂYED Şİ-R 

Söz başında zikir idelüm Allah’ı niyaz ile, 
Cânu gönülden direm laf degüldür söz ile 

Yâ ilâhi kapunda birkaç dileklerüm var 
Hele şimdiki halde cengüm var boğaz ile. 

Onbin koyun bin deve be bin de şu sığırı 
Beşbin tavuk bin ördek daha bunca kaz ile 

Mâ-hazar lokmaları dâ'im nasib kıl bize 
Üçyüz otuz azmânî yidi bin öküz ile 

Dâne pirinç zerdeler paça tirid gördiler 
Tâze çevirme bir yanân kaba helvâ koz ile 

On bağçe alma, armud on dahı her dürlüden 
On dahı şeftalüden zerdalü kiraz ile 

Bin karaoğlan bin karavaş hizmet-kâr 
On bin Rûm mahbûbı, biş bin Mogol hız (kız) ile 

Hûrî-şıfât nigârlar ilikleri âşıkâr 
İbrikleri cân alur sükker agzında ezile 

Tabl(u) zurna nefesle hazretünde çalınur 
Dâ-im müdde'î görsün ânı ol kör göz ile 

Bunca sözi söyledük bize bâkî kalur yok 
Kaygusuz'a nazareylegil bir güler yüz ile 

Çün kim Baba Kaygusuz bu beyitleri bünyâd idüb fi’l-hâl Mısr pâdişâhı (huzurnda söyledi. Pâdişâh) kulak tutub min evle ilâ-âhir fi’l-cümle dinlerdi. Gördi kim, Baba Kaygusuz’un (talep kıldugı şey gâyet mübâlagadur, fikr idüb bu sözlerün hakîkatine nazar kıldı. Bildi kim) Baba Kaygusuz’ un murâdı mâl-i dünyâ degüldür. Tutalum bu talep kıldugı şey gayretle mubalagadur. Eyitdüklerin cem idüb virilse dahı neylesün? 

Bunlar dünyâ sıfatıdur, baki kalmaz. Hemân muhabbete bir güler yüze ışk olsun. Kaygusuz Baba, Sultân’a nazarıla, bir güler yüz ile didiği dem, pâdişâhun gönli hôş oldı. Oturdugı yirde tebessüm kıldı, buyurdı kim:

-Yâ şeyh, senün bu istedügün şeyleri bizler cümle virelüm, sana, didi. Baba Kaygusuz eyitdi:

-Pâdişâhum, dünyâda murâdumuz, pâdişâhun gönli hoşlugı ve beden sağlıgıdur, yohsa cihânda bilinmedük ve görinmedük nesne kalmamışdur. Hele şimdiki hâlde işbu benüm keşkülümi bal ve yağ ile toldurun, dahı nesne lâzım degüldür, (diyüb) kendi elin sunub belinden bir küçigez keşkül çıkardı sunuvirdi. Pâdişâh buyurdı Kiler Emiri olan kimesnelere:

-Alun, şeyhün keşkülin bal ve yağıla toldurun, didi. Anlar dahı gelüb Baba Kaygusuz’ un elünden (ol) keşküli alub kiler kapusına geldi. Kapunun miftâhları eline aldı, kapuyı açdı. İçerü girdi. Fikr eyledi kim, bu keşkülün içine evvelâ bal mı koyam, yohsa yağ mı koyam deyüb, evvel bal koyub üzerine yağ koyub virelüm, (didi) pes yağ küpünün ağzun açub bir kefçe ile birkaç kefçe yağ koyub bakdı gördi ki her koydukça, ol keşkülün içinde gâ’ib olurdı. Ve’l hâsıl cümle küpleri boşaldub ne denlü yağ vârısa, ol keşkülün içine koyub tolduramadı. Fikr eyledi, kim bal ile tolduram. Bu def’a bal fuçılarınun ağzın açub ol kilerün içinde ne denlü bal, yağ varısa cümlesün ol keşkülün içine koydı. Henüz dahı nısfına geldi. Kiler Emiri bu hâle ta’accüb idüb, hayrân kaldı. Keşküli anda koyub, geldi. Pâdişâhun kulağına söyledi :

-Pâdişâhum, her ne denlü bal ve yağ varısa cümlesün koydum, ol keşküli tolduramadum, didi. Pâdiâh eyitdi :

-Var, getür, ol keşküli, erenlerün nazarında koyub, özr dile, bundan sonra dahı ne denlü koysan dolduramazsun. Heman vâr getür, didi Kiler emîri ol keşküli getürdi. Kaygusuz Baba’ nun nazarında kodı, özr diledi. (Anda) hâzır olan cemi’i vüzerâ vü ümera vü sulehâ vü ulemâ vü fakîr her kim varsa görüb ( bu hâlde) ta’accüb kıldılar. 

“Kaygusuz Baba gerçek erdür” didiler ve küllî hep yirlerinden turub ellerün öpüb, ayaklarına yüzlerin sürdiler. Kaygusuz Baba Sultan ol vakt yirinden turub, pâdişâhı selâmlayub vedâ eyledi. 



*

Ve 
GÜLCELEŞEN MISRALARLA BİZ DEVAMLA :


Padişah:
“Bir gözünüze pamuk koyup
Üstünü penbe bezle niçin sardınız?
Niye bu bir gözün kapatılması?
Söyleyin niye?”

Kaygusuz Baba :

“Sultanım, 
Bizim 'âdetimiz odur ki, 
Hangi beldeye varırsak
O vilâyetin pâdişahına mûti oluruz 
Ve ona ve memleketine hayır-du'â ederiz. 
Devletiniz sayesinde bir kaç gün 
Bu Yusuf Peygamber tahtını 
Ziyaret eylemek muradımızdı. 
Siz,evet Sultanım siz 
Bu dünyaya,
Bu mübârek topraklara bir gözle bakarken, 
Bizim iki gözle bakmamız
Yakışık almazdı. 
Biz de tek gözle bakalım dedik
Penbeyi yapıştırdık gözlerimize” 

Çok memnun oldu bu cevaba padişah 
Ve
“Hüdâ takdiri, yazan böyle yazmış
Hakk’dan geldi hoş geldi. 
Kaldırın gözlerinizden penbeyi 
Bu taht Yusuf Peygamber tahtıdır,
Bu diyâr O'nun diyârıdır, 
Ziyaret edin iki gözle, seyredin... “


Sultan Kaygusuz Baba: 

Sultân'ım
Bir "du'â" eyleyelim, 
Siz de "âmin" deyiniz
Tâ ki Hakk Sübhâne ve Ta'âlâ katında 
Du'âmız kabul ola. 
Ellerimizi sürelim yüzlerimize 
Ve
Gözlerimizden kaldıralım perdeyi. 
Hakk Ta'âlâ Hazretleri'nin kudretini 
Müşâhede kılalım.”
 

O saat, Kaygusuz Baba Sultan 
İki ellerini semâya kaldırıp, 
Dua etti
Göklerin bilmem kaçıncı katına çıkar gibi
Suyun gözesinden fışkırıp inlemesi gibi
Tayfunun sularda dalgaları sürüklemesi gibi... 

Ağlaya ağlaya gözleri kör olmadı mı
Yakup Peygamber'in
Ve açılmadı mı 
Yusuf'un gelişiyle?
Duanın gücü işte bu
Sevginin gücü...

Padişah da veziriyle birlikte
"amin-amin" dediler.
Ve cümle ulemâ 
Mecliste her kim varsa 
"Veleddâlîn, âmîn" deyip
Sürdüler ellerini yüzlerine, 
Ve 
Kaldırdılar perdeyi gözlerinden, 
Yüzleri ve gözleri açıldı. 

O esnada,
A'mâ gözleri açılıverdi Padişah'ın 
Aydınlandı dünyası.

Duadır, delinen ozan tabakasının yarasını saran
Duadır, ekvatorun sancısını gideren
Duadır, dağların öfkesini baharlara çeviren
Sığınak, mucize, huzur duadır...

Ve orada bulunan herkes
Anladılar Kaygusuz Sultan'ın 
Gökle yerle sevdasını.
Anladılar piri Abdal Musa'sını
Anladılar ilim irfan deryasını
Önce şaşkınlık ve sonra suskunluk 
Yağmur sonrası hava
Çiğ yağışı yaprağa, yeşil otlara
Mis gibi insan iklimi
Mis gibi doğa kokusu...

Ve Padişah inip tahtından aşağı 
Öptü Baba Kaygusuz'un elini 
Ve 
Saygı gösterip
Buyur etti,
Sarıldı, seherlerin ışığa sarılışınca
Sarıldı, hamurun teknede karılışınca
Sarıldı, müjdenin gurbettekine verilişince..

Padişah :

“Yâ Şeyh, dile benden ne dilersen!”

O zaman, Baba Kaygusuz Sultân 
Bu şi'ri söyledi:

SULTAN KAYGUSUZ BABA MÎ-FERMÂYED Şİ-R 

Söz başında zikir idelüm Allah’ı niyaz ile, 
Cânu gönülden direm laf degüldür söz ile 

Yâ ilâhi kapunda birkaç dileklerüm var 
Hele şimdiki halde cengüm var boğaz ile. 

Onbin koyun bin deve be bin de şu sığırı 
Beşbin tavuk bin ördek daha bunca kaz ile 

Mâ-hazar lokmaları dâ'im nasib kıl bize 
Üçyüz otuz azmânî yidi bin öküz ile 

Dâne pirinç zerdeler paça tirid gördiler 
Tâze çevirme bir yanân kaba helvâ koz ile 

On bağçe alma, armud on dahı her dürlüden 
On dahı şeftalüden zerdalü kiraz ile 

Bin karaoğlan bin karavaş hizmet-kâr 
On bin Rûm mahbûbı, biş bin Mogol hız (kız) ile 

Hûrî-şıfât nigârlar ilikleri âşıkâr 
İbrikleri cân alur sükker agzında ezile 

Tabl(u) zurna nefesle hazretünde çalınur 
Dâ-im müdde'î görsün ânı ol kör göz ile 

Bunca sözi söyledük bize bâkî kalur yok 
Kaygusuz'a nazareylegil bir güler yüz ile "



Padişah dinledi
Can kulağı ile…

Gördü ki, Baba Kaygusuz’un talep kıldığı şey 
Gâyet mübalâğadır, 
Fikredib bu sözlerin hakîkatine nazar kıldı.
Bildi ki 
Baba Kaygusuz’ un muradı 
Dünya malı değildir. 
“Tutalım bu talep ettiği şey 
Abartıdır, misaldir. 
Söyedikleri cem edilip verilse dahi 
Neylesin? 
Bunlar dünya sıfatıdır, baki kalmazki. 
Bu muhabbette bir güler yüz ki 
Hoşça bir örnekleme ki
Aşk olsun. “


Gönlü hoş oldu padişahın 
Oturduğu yerden, tebessüm ederek: 
“Yâ şeyh, senin bu istediğin şeyleri 
Cümlesini sana verelim, olmaz mı?”


Baba Kaygusuz :

“Pâdişahım, dünyada muradımız, 
Gönül hoşluğunuz 
Beden sağlığınızdır, 
Yoksa 
Cihanda bilinmedik ve görünmedik 
Nesne kalmamıştır. 
Hele şimdiki halde 
İşbu benim yemek kâsemi
Bal ve yağ ile doldurun, 
Başka bir şey istemem.” 

Deyip 
Belinden küçümen bir kâse
Bir çanak çıkardı 
Sunuverdi. 

*

İsterim
Muhabbet vaktinde gülen bir yüz
Aşk vaktinde çağıldayan bir gönül
İsterim
Hoşça bakıp kâinatta her ne varsa hepsine
Dikeniyle çalıyı, gagasıyla atmacayı, pençesiyle kartalı
Cümlesini her hâliyle
Sevecek kocaman bir yürek
İsterim
Eksiltmeye, tamamlaya; kırmaya bütünleye
Dolu kadar boşun olduğunu bilmeye
İsterim,
Senden seni isterim...

*

Pâdişâh,
Kiler görevlilerine : 

Alın, şeyhin kâsesini 
Doldurun bal ve yağile” 

Kiler görevlisi alıp kâseyi
Vardı kilere, açtı kapıyı
Girdi içeriye

Evvelâ bal mı koyam, yoksa yağ mı koyam?
Dedi düşündü
Ve 
Yağ küpünün açıp ağzını 
Birkaç kepçe yağ koydu
Küçümen kâse içinde
Ne kadar koyarsa koysun
Kayboluyordu hepsi

Özetle 
Cümle küpleri boşaltıp 
Ne kadar yağ var ise 
O küçümen çanağı dolduramadı.

“Olacak gibi değil,
Bakalım bal ile dolduralım n’olacak”
Dedi.
Ne kadar bal varsa doldurdu da doldurdu
Amma
Dolmak bilmiyordu bir türlü.
Oraya bıraktı kâseyi
Vardı Padişahın yanına
Ve usulca kulağına

“Padişahım,
Dolduramadım,
Kilerde ne kadar
Bal ve yağ varsa 
O küçümen kâseye dolduramadım
Kaç kepçe koyduysam
Yok etti, yuttu sanki.”


Padişah:
“Var, getir, o kâseyi
Koy erenlerine nazarına
Ve özür dile
Ondan sonra
Ne yaparsan yap, doldurmaya çalış"


Kiler görevlisi bir çırpıda
Kaptı getirdi ufacık kâseyi
Ve meydana koyup özür diledi

Şaşırıp kaldı cümle erenler, evliyâlar
Şaşırıp kaldı o mecliste oturanlar. 
Ve cümlesi heyetin:
“Kaygusuz Baba gerçek erdir” 
Deyip sarıldılar ellerine

Kaygusuz Baba Sultan
Veda vakti geldi deyip
Cümlesin selamlayıp
Padişah’a veda etti
*
Kim 
Bilir?
Ne bilir?
Erenlerin
Can gözünü hey!
Görür görülmezi,
Bilir bilinmeyeni,
Hikmet gizlidir sözünde
O gözler ki, içinde ağlama yanığı
O gözler ki, uyumuşların en uyanığı
İçinde kalabalık caddelerin sancılı gürültüsü
İçinde Mısır tahtlarının tuğrasız en son süsü
Bir odanın lavanta selamlı insan kokusu
Ve bebek ellerinde masumiyet

Kim
Bilir?
Ne bilir?
Bilinmezin anlamı zorlayan sesinin yansıması
En eski zamanların yenileşmiş çimeni
Canavar uykularını bulutsu tenhalarda eriten
Küflü mağaraları ışıklarla dirilten canım hey!

Baş dönmesinin inanılmaz kıvılcımı
Tarifsiz yüklerin omuzlardan alınışı
Ağız diplomasisinin yerle yeksan oluşu
Samimiyet goncalarının secdeye kapanışı
Umutların filizine çalan dip müziği
Okyanus kırılmasının damladaki türküsü


O
O gözler ki,
Çifte güvercin kanadı gönül şadırvanında
O gözler ki,
Yolcuları dinlendiren, deli toynaklara gem vuran
Yol ayrımı hanlarında…

*
Teşbihin tesbihlemesine iflâs edip dökülmesi
Tane tane kaldırım taşlarında yuvarlanması 
Mantığın soyunması iğreti libaslarından
Ve
Aşkın doldurması yeri göğü…

Kıyasen hukuk, müşahhas topukta zaman
Söz derler bir gökdelen, sırça köşklere inat
Kaygusuz ağaçların meyveye durması dal uçlarında
Kaygusuzca…

*
Penbeye kapat gözlerini
Penbeye boyanmadan şu köhne dünya
Sayki zemberek sendeledi, kırıldı dişli
Sayki bu gelişli gidişli yerin çatladı karnı 
Unutma, herkesten evvel sen
Pembeye kapat gözlerini

Siyahın yanık bağırı zeytin çekirdeğinde
Kar fırtınasının aklığı durur biliyor musun?
Küçümen bir tabak indir dost mutfağının masasına
Aç musluğu sonuna kadar balam
Kaç dakikada sele dönecek meydan
Ve
Anla evliyânın yağ-bal tasındaki sırrı
Olur mu?

*

İstemek
Evet ya istemek 
Sınırsız çizgilerin ötelere uzanışı
Tüp kadar mide oysa,
Fındık kadar beyin
Ortasına valsi var aslında
Her şeyin…
Kudret helvasıdır sunulan şimdi
Binitsiz takvimlerin elleriyle 
Yeterli değilse şayet cümlesi
Varın,
İstediğiniz kadar
İsteyin de isteyin…

Bir mektup yazdım geçmedi mi eline?
Postanın tekeri mi kırıldı acaba?
Yüzüne düşmemiş mısralarımın hikâyesi
Bakışların duru göl suyu içinde yok saçlarım
Anlıyorum, sana ulaşmanın zorluğunu yâr
Yürek sesimi sen değil amma
Yetmiş iki millet duyar…
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi