ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Hikmet Çiftçi'nin "Renkler Yaşımdır" Şiiri Üstüne
#1
Hikmet Çiftçi'nin "Renkler Yaşımdır" Şiiri Üstüne

Mustafa CEYLAN
********************




Renkler YAŞIMDIR 


Mor pembe gülümser, senin üstünde 
Maviyi selamlar, siyah saçların 
Allara bürünmüş bahar gününde 
Griyi selamlar, siyah saçların 

Kırmızı kıskanır, dudak rengini 
Tazecik dallarda yeşil sürgünü 
Eflatun gurupta bulur dengini 
Nazikçe eğilir siyah kaşların 

Sorular sorulur sarı çiçeğe 
Aklanır paklanır varır son çağa 
Silinir bu renkler, döner gerçeğe 
Affına sığınır siyah suçların 

Güngörmüş tenin, dönmüş kahveye 
Benzersin fincanda kalmış telveye 
Kararsız gözlerin, bakar nereye 
Beyaza bürünmüş eyvah yaşların 
/// 
Gün vurmuş tenine, koyu kahvesin 
İçilmiş fincanda kalan telvesin 
Kalmamış mecalin, medet beklersin 
Beyaza bürünmüş eyvah yaşların 

HİKMET ÇİFTÇİ
Ocak - 2010 

******************************
1-SES ANALİZİ

İnsan sestir. 

Ses evet, ses... Varsın ses, benim sesim Yasemin'in sesine benzemiyor. Hele ki "yasemin devrimi" nin sesi, dünyanın çehresini değiştirmekte.
Benim sesim, benden bana gelmekte zorlanıyor. Bazen ağzımdan çıkanı kulağım duymuyor da güzel oluyor. Kim ne derse desin iç kulağımın yalancısıyım ben. Bakışlarımın sesi daha bir etkin. İnce, kalın, bas, tiz, bariton... Ses işte... Müziksiz sesler, âhenksiz insan gönlünün yansımaları. Işıltılı, muştulu ve müzikli sesler sarar beni. Şair sesi, şiirinde... Şair sesi, sessizliğin korkunç sesi... 

Elimle tutamıyor, gözümle göremiyorum. Sadece duyuyorum, hissediyorum. Şu bağlama ile piyanonun sesi, şu ramazan davuluyla kedi miyavlaması. Of ki of!!! Bu ne sesler dünyası? Bu curcuna, bu cümbüş, bu seslerin âyini. Sesler yanyana gelir de birleşmezler. Yanyana gelen sesler bir ses rüzgârı oluştururlar, ona müzik, marş, oratoryo deriz. Ara sesler içinde ararız çoğu içsel sıkıntılarımızı. Arabesk, acımsı, kara biber dozundadır ara sesler. Ana sesler, kalıp gibi.

Boğazımla ciğerim arasında bir salınım. Parmak izindeki farklılık, sınırsızlığa koşu neyse, dil-dudak arası sarkaç da o. 

Şiirde ses, şiirin gömleğidir. Sesi olmayan şiir, kefensiz ölü, kabuk, zarsız öz, saman çöpü. Sesi sesime, dili dilime benzediğinde, bana hitap ettiğinde şiir sesi, o sese kulak veririm. Ya kulağım olmasaydı, yani ki sağır olsaydım? O zaman, duyamadığım seslerin yüzümdeki kanat çırpıntılarını nasıl anlar, nasıl bilirdim ki? Sesi veren Rabb'im, kozmik bir sanatla kulağı da başımın iki yanına nasıl sanatkârane montajlamış. Ne güzel.. 

Sesin kötüsü, iyisi olur mu? Olur elbette! Sesin kötü veya iyi olması, bize bağlı. Bir motor gürültüsü, bir dumanı, bir hava kirliliğini işaret ediyor olabilir. Bir kuş cıvıltısı da cenneti, suyu, hayatı. 

Ses, frekanstır. İniş-çıkış zikzaktır. Uyumlu ve sanatlı sesler, ışıltılı ve sevdalı, müjdeli ve bahar gülüşlü sesler hoşuma gider benim. Şiirin sesi hep böyle olsun istemişimdir.

Şiirde sesin değeri, devasa kantarla tartılamaz ölçüdedir. Şiirde ses, iç ritm, iç âhenk, ruhsal birlikteliktir. Nazım Hikmet, şiirdeki sesle büyümüş, edebiyatımızın tahtına o sesle oturmuştur. Şiirinin sesini çekin alın Nazım'dan, geriye posa kalır.

Üstad Hikmet Çiftçi' nin yukarıda bulunan "Renkler yaşımdır" şiiri, renkler açısından elbette önemlidir, ama, bana göre, öncelikle sesler bakımından özellik arzetmektedir. 

Sesin rengi, evet, evet sesimizin rengi... Çocukken, gençken yada altmışa merdiven dayamışken sesimizi düşünelim. Her bir dönemde sesimizin rengi, nasıl da bizi ele vermektedir.

Yaşa ve ortamına göre değişen ses rengimin aynadaki yansımasıdır hayat; saat kulesinde nabız atışlarını bize savuran saatin karın sancısıdır ses. Cenaze evinde kahkaha atamazsın... Aynen öyle işte, ortamına göre de sesinin rengi vardır.

Nedir bu ses?

Yüce Mevlâ' nın yaradılmışlara verdiği en muhteşem bir hediyedir. Ya sesimiz olmasaydı? Veya kulağımız?

Sesleri derinliklerde gizlenmiş huzurlu evlerin salonlarındaki tebessümlü çiçeklerden hoşlanırım ben. Şiirde ses deyince; gizli, bağırmayan, kırmayan, dökmeyen, dokunan, mütebessim ettiren sesler tercihimdir. 
Baştan sona (aaaaaaa veya rrrrrrrrrrr) deyip geçen hortum misali ses rüzgârını sindiremem de, hamakta salınan barışcıl, goncalaşmış sesler mıknatıslayıp çeker ruhumu.

Şiir sestir, tıpkı insandır şiir. 

Zaten şairin evlâdıdır şiir.

Evlâdını ses renksiz yola çıkaranlar ölü şairler kabristanının musallasına bile yatırılmadan direkt gömülürler, başlarında hece taşı bile olmaz.
Evlâdının sesi olsun ve o sesi de içi ile uyumlu olsun!. 
Bilgili, tecrübeli, akıllı, sanatkârane olması güzeldir sesin. 

Yahşi olan sesin konuyla bir ve bütün olmasıdır. Dev cüsseli bir adamdan (amcacım!)diyen bir ses duymuştum da, gülmekten karnım yarılacaktı sanki. Koca dağların sisli başlarıyla, okyanusların kıyıya vuruşları; uçsuz bucaksız ovalarda slınıp gezen suyun sesi ile yıkıcı tayfunların deli köpüklerinde zıplayan şelâlelerin sesleri farklı farklı... 

Şiirde ses, kafiyedir. Mısrayı oluşturan kelimelerdeki ortak değerler, kelimelerin ağırlık merkezleridir.

Şiiri şiir yapan da sestir.

Şimdi gelelim konumuzu teşkil eden şiirimize. Şairimiz bu şiirinde alenen ve resmen seslerle dans etmiş, seslerin rengini ortaya koymuştur.

Nasıl mı? Anlatalım .

A-Ses Yinelenmesi(Aliterasyon)

S__>(gülümSer-Senin-üStünde,Selamlar,Siyah,Saçların)----(Sorular,Sorulur,Sarı,Son,Silinir,Sığınır,Siyah)

B-Ses Yükü :

Alfabemizde 8 sesli harf kadar ses veren sessiz harflerimiz var. Meselâ [Resim: sad.gif]Ç,Ş,T,K)... Zengin şiirler, bu sessizlerle sesli harfler kadar ses çıkaran şiirlerdir.

Dünyadaki bütün diller, sesli harf sayısı ile sıralanır ve zenginlikleri ölçülür. Türkçe' nin diğer dillerden ayrılan yanı, 8 seslisine ilaveten sessizlerinin de içinde sesliler kadar ses veren harflerinin olmasıdır. O bakımdan Türkçe dünya dil ailesinin ana ve zengin dilleri arasında yer alır.

"Renkler Yaşımdır" da, aliterasyonlu S ler dışında ses yükününün de mükemmele yakın dağıtıldığını görmekteyiz.

Ş-Ç yükü__>(saÇların-bürünmüŞ-yeŞil,nazikÇe,ÇiÇeğe,Çağa,gerÇeğe, güngörmüŞ,dönmüŞ,kalmıŞ,bürünmü Ş,suÇların,kaŞların, yaŞların, iÇilmiş,kalmamıŞ,bürünmüŞ)

G yükü__>(Gülümser, Gününde, Griyi--sürGünü,Grupta,denGini--Gerçeğe--GünGörmüş--Gözlerin---Gün)

Mısra sonlarında SESLİ HARF yükü___>(üstndeE-günündE---renginİ-sürgünÜ-denginİ-çiçeğE,çağA,gerçeğE, kahveyE,telveyE,nereyE,)

2-RENK ANALİZİ

Ak ile beyaz, kara ile siyah arasındaki farkı görmektir renk bilgisi. 

Yeryüzünün en önemli özelliği ışık ve madde arasındaki sebep sonuç ilişkisi olan renktir. Renk, resim sanatı için önemli bir bilim dalıdır. Koca kimya sektörü, büyük holdingler var renklere dönen. Boya ve matbua baş renk içici sektörlerden. Hem üretir, hem de içer bu iki sektör.

Göz, demin yukarıda sesde izah ettiğimiz kulağın yerinde. Göz var mı gözüm gibi? Yok. Benim gözüm açık değilken bile görsün isterim ve isterim ki iç gözüm açık olsun. Çekmek istemem perdeleri gözümün önüne. Olayları, insanları, dünyayı, eşyanın ve objenin sınırsız ve sonsuz rengini boyutları içine girerek keşfetmek isterim. Sonra, gönlümce bir renk icad edip hepsinin üstüne sürerim. Sahi, icad edilmemiş bir rengi ben icad etsem, sanki dünya mı batar?

Gökkuşağı... 7 ana renk... 7den 7 milyardan da öteye uzanan bel ki de sınırsız renkler harmanı. 

Beyaz... Öte dünya aklığı beyaza vurgunum. Beyaz, bütün renklerin eşit olarak karışımından elde edilir. Öteki renkler, bir ikisinin karışımıyladır da, beyaza, illâki hepsi ve eşit oranda gereklidir. Beyaza ak deyişimde öte dünya aklığı vardır... Melek, saflık, temizlikse beyaz, içinde her renkten bir miktar vardır da ondan. Mesela, beyazın içinde ki siyahı milim artırın anında gri olur; kırmızıyı arttırın bulutlarınızın kızıla döndüğünü göreceksiniz.

Renksizlik, gözsüzlüktür. Gözlük ise, çoğunda renksizliği düzelteçtir. 

Senelerce yüzümde kalın çerçeveli sigorta gözlükleri taşıdım, ne kadar ağırdılar onlar. Hakikatin peşinde yana döküle koşumda o ağır çerçevelerin şahitliği vardır. Kaç kere renklerin kavgasından düşeyazdı gözlüğüm yüzümden.

Renklerin hastalanması nedir bilir misiniz? Acemi ressamın hayat paletinde sarıya ve ölümcül griye dönüşüdür. Hastahane koridorlarının çoğunda serin selvi kokusu ve nefti bir ıslaklık ve kefen beyazına dönüşümüdür renklerin insanda hastalığı. Dermansız, mecalsiz kaldığınızda renkleriniz de hüzünlüdür. Siz nasılsanız renkleriniz de öyledir. 

Renklerin dili vardır, sesi vardır yani.

Renksiz ve sessiz bir dünya kabir midir acaba?

Renksiz ve sessiz veya tek renge, o da siyaha bürünmüş bir dünya asla istemem. Despot ve tek adam yönetimindeki Mısır'da Tahrir Meydanı' na dökülen o mübârek mısır taneleri gibi bir dünya... İstemem renksiz, desensiz, tek renkli dünyayı. Hergün aynı renge bakan göz, körleşir. İllâki başka pençerelerden başka caddelerin çiçeklerine de bakmalı göz. Tatlı yiye yiye diyabet olduk ta, şimdi tatlıcı dükkanlarını satın alasım geliyor. Şimdi, tatlıların rengi sarı ya, ben de sarı humma hastası okup gideceğim valla.

Neyse; sözü fazla uzatmadan "Renkler Yaşımdır" a gelelim.

MOR- PEMBE___> gülümser
MAVİ___>saygın(selamlanır), 
SİYAH___> saçlar
ALLAR___>bahar
GRİ___>saygın(selamlanır)
KIRMIZI__> kıskanç 
YEŞİL___>taze,gençlik 
EFLATUN__>romantik 
SARI__> çiçek(Yunus Emre' nin çiçeği)
AK___> temizlik,çağdaşlık
KAHVE__>Ten rengi, 
BEYAZ__>ölüm, eyvah, gözyaşı
ve şairimiz bu şiirde SİYAH'a çok ÖZEL BİR YER ve KONUM yüklemiştir. Şimdi de ona bakalım:
SİYAH SAÇLAR-maviyi ve griyi selamlamış;
SİYAH KAŞLAR-nazikçe eğilmiş;
SİYAH SUÇLAR-affına sığınmış-af beklemiş;

Evet, şairimiz "Renkler Yaşımdır" da, renkleri sıralarken de, insanın DOĞUM dan ÖLÜM e uzanan yolculuğuna göre bir diziliş yapmıştır. Mor, pembe doğar çocuklar ve çok saygındır onları doğuran anneler. bebeğin saçları siyahsa da, gençlikte baharı, alları, kırmızıları, yeşilleri görecektir; kıskanacak, sevecek, romantik duygular yaşayacaktır. Sonra, evet sonra yaşlılık ve ölümü bekleyecek gün gelip çatacaktır. Geride ise bir kahve içimi bir telve fotoğrafındaki renk kalacaktır.

Renklerin silindiği, gerçeğe dönüştüğü ve Yunus'un sarı çiçeğe sorup beklediği cevabı bekler sonunda şair.

Şiirdeki kafiye, hece-kalıp uyumu veya hatalarına dikkat etmiyorum, bu şiir, gücüyle sarıp sarmalayıp onları göstermiyor. Burada 4 kıtadan sonra (///)işaretiyle ayrılıp son bir kıta daha eklenmiş ki, şairimiz Hikmet Çiftçi' nin şiire şiirle cevabıdır ve gördüğü son manzaranın fotoğrafıdır bana göre.

Diyor ki:

(Gün vurmuş tenine, koyu kahvesin 
İçilmiş fincanda kalan telvesin 
Kalmamış mecalin, medet beklersin 
Beyaza bürünmüş eyvah yaşların)
*
Yürekten kutluyorum...
Teşekkürler...
Tebrikler usta...

Mustafa CEYLAN

**GERÇEK DOSTLAR BİRLİĞİ**
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi