ein Bild ein Bild
Sitemize Hoşgeldiniz, Ziyaretçi! Giriş Yap Kayıt Ol


Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
ÜMİD HARUN VE ŞİİR DÜNYASI (4)
#1
“Gençliğinde sonuçsuz kalan bir aşktan sonra kendisini odasına hapsedip bir daha dışarı çıkmayan 1835 doğumlu Amerikan,şairi bayan Emily Dickimon: 


“Tam ortasından sökülüverdi urum 
Bir çatlak açılmıştı sanki beynimde 
İğne iplik onarayım dedim olmadı, 
İğne gözünde sökük söküğü tuttu” 

--------------------- 

Aynı şair bir başka şiirinde; 

“Gökten daha geniştir insanın beyni 
Koyunuz yan yana ikisini 
Kolayca alacak tır içine 
Biri ötekini, hem de sizi 

---------------- 

bir başa şiirinde, 

“Bilseydin sonbaharda olacağını bu işin 
Yazı bir yana iterdim 
Yarı kızgın yarı gülüşle 
Ev kadınlarının sinekleri kovduğu gibi 
Bir yıl içinde buluşacağımızı bilseydim 
Ayları yumak yapardım 
Ayrı ayrı dolaplara doldurur 
Günlerini beklerdim 


Şayet asırlar unutsaydı gelmeyi 
Onları elime dolardım 
Parmaklarım durana kadar 
Geçmiş günlerin içinde 


Bilseydim ne zaman biteceğini ömrün 
İkimizin ömrünün 
Onları bir meyve kabuğu gibi soyar tatlarına bakardım” demektedir. Ümit Harun’la yarış ediyor sanki Emly Dickmon… sonbahar, bir zaman diklimi. dördün dördüncüsü. Başka ne ki? Gönül, o ilk üçünde yorulur, dindir, çabalar. O üçüdür yoğuran, doğuran….. sonbahar dördün dördü o alarak sadece bir sonuçtur.sonbahar dökülüş, kopuş, yere kapanıştır.şair, o mevsimde yalnızlığını, hicranı yaşar. “ben gece yarısı, birde sessizlik” diyen Macar şairi gibi: 
1890 doğumlu Macar ozan ve hikayesi “Sandar Forbath” “yalnız ” şiirinde 

“Küçücük odada üç kişi vardık 
Bengece yarısı birde sessizlik 
Üçümüzde candan arkadaştık 
Kurt yemiş aşınmış köhne odamda 
Üst katta bir tavan arasındaydık 
Ben gece yarısı birde sessizlik 


Çabucak ayrıldı gece yarısı 
Yavaşça geldiği gibi çekildi 
Biz ikimiz kaldık iki yakın dost 
Sevinçle kederle ben ve essizlik 

Sessizlik hafif bir kadın örneği 
Dizime oturdu ve beni sardı 
Öpüşü kanımı dondurdu sanki 
Vücudumu baştan başa ürpertti 
Bağırarak ağlamaya başladım 

Arkamda çıtlayıp gıcırdadılar 
Köhnemiş eşya 
Ve tembel sessizlik kahkahalarla 
Çekildi gitti……. 
Tavan arasında kaldım yapayalnız.” 

Ya işte böyle dostlar.sessizlik ve yalnızlık ikiz kardeştirler.ikisi de tembeldir.ikisi de yaramaz, miskin düştünüz mü ikisinin de eline savrulup gittiniz demektir. Macar şairi ”hafif kadın örneği “ olan sessizliğin eline düşmeyin sakın ola. Bağırsanız, sağırsanız da nafile! ... Ümit Harun’da sessizliğin şairidir.ancak iç denizinin dalgalarında perişan bir şair. Ney sesi ile kendine gelir ancak. Macar şairini dünyasında “arkasında çıtlayan ve gıcırtılarla yaşayan köhnemiş bir eşya” vardır. Ümit Harun’da ise ney sesi…. Bird0e “saat tıkırtıları……” “zira her şey bir secde kadar derin” dir. Onda eşya köhnemiş değildir. Eşya ışığı beklemektedir. 
Necip Fazıl’ın kaldırımlar şiiri bana göre yalnızlığın korkunun ve ölümün şiiridir. Üstad, dış alemle iç alem: hamur misali yoğurmuştur. Gece bir kadındır ve kaldırımlar ölüm arzusunu çağırır.dolayısı ile üstad, iç trajedisini okuyucusu ile paylaşır. Şairimiz kaldırımlara bıraktığım yalnızlık dil verip susun gece yıldızlar der Suhera’da iç trajedi dünyayı cehenneme çevirir “sen varsın” da ufukları karartır bulutlarım der.Ümit Harun’da üstad gibi ufukları kan gölüne dönüştürür, ve kendi trajedisini okuyucusuna yaşatır. Halil Soyluver gece gökyüzünden indirebildiğini indirir ve her iki dizine yatırır. Başlar onlarla konuşmaya. Ahmet Tufan Şentürk bir adaya ve bir odaya çekilir, “Robinson” olur.derin hüznünü yaşar… freuda göre “ canlılar cansızlığa ve onun içinde kaybolmaya taliptirler” Ayhan Kırdar bir şiirinde “güneş bir fahişe gibi sarışındı üşüyordum” der. Gece ve gündüz tezatı şiirlerin bitmek bilmez kaynağıdır. Tıpkı dünya ve ahiret gibi. 

Şair “doğa” yı değiştirendir. Yada onu gönül isimli fotoğraf makinesi ile dilediğince resmedendir. Fotoğrafın gürültüsünü duymak, eşyanın atomlarıyla senli benli olmak ve güneşi beklemek gerek.Gece, yalnızlık ve sessizliğin gizli evidir.Uçurumun dibidir.Kaldırımdaki elektrik direğinin aydınlatma telaşı vardır Ümit Harun’da. O telaş parçalar ruhunu…“Secde kadar derinliğin içinde” o telaş vardır.o telaş yürek bahçesindeki meyveleri olgunlaştırmak gayesiyledir. Fakat mükafat beklemeden… 
Tıpkı 1799-1837 yılları arasında yaşanmış olan Rus edebiyatının kurucusu A.Puşkin“şaire” şiirinde olduğu gibi: 
“Ey şair! Kulak asma, sevgisine sen halkın 
O canım methü sena, anlık gürültü geçer; 
Kuru kalabalığın gülüşünü duyarsın 
Ve aptalın hükmünü, fakat metin ol, boş ver. 
Sen çarsın, yalnız yaşa, yolunda yalnız yürü 
Yürü, hür vicdanının seni çektiği yere. 
Olgunlaştır,sevgili meyveyi, tefekkürü; 

Hizmetine karşılık bir mükafat bekleme. 
Her şey sendedir,sende; büyük mahkeme sensin; 
Eserine elden çok,kıymet biçebilensin, 
Söyle ey titiz şair,sen ondan memnun musun? 

Memnunsan,kalabalık varsın küfretsin sana, 
Tükürsün,ateşini yakan,ulu mihraba 
Şamdanını,çocukça öfkeyle,sarsadursun.” 
(tercüme:Sefer Aytekin) dediği gibi,gerçek şair,“Diyojen” misali, elde-gündüz-fener dolaşır,bidon bidon…Gün ne ki? Güneşe ola? ...Sadece bir silüet işte.Sadece geçici dünyanın unsurları.Asıl olan şairin“iç güneşi”,güneşleri…Asıl olan, şairin günü ve günlüğüdür.Filim zaten başladığında bitmiştir. 

Nasıl olsa“Fin”olacaktır.Geldiysen gideceksin arkadaş! ... Bu tren bu istasyonda ancak “takdir edilen kadar”duracak.Geriye kalan ya dumanı ya “çufçufu”dur. Raylar uzanır canınızdan canlara.Siz, o raylarda geçici tren.Gider,gelirsiniz,o kadar! Kimi zaman o raylar,dışardan içinize; kimi zaman da içinizden“dış Dünya’ya ”uzanır.Yapacağınız şey, gene gelip gitmek, gene“çufçuflayıp” solumaktır. 
Ustam Mehmet Kaplan der ki:“Muzdarip insanlar,kendilerini bu ızdıraptan kurtulacak şeyler tasavvur ederler.Gerçek bir vakıa olan ızdırap kendisini giderecek bir hayel doğurur.Her insan, ızdırabına ve mizacına göre bir telafi çaresi bulur.Hayatlarından çok şikayetçi olan Servet-i Fünuncular, mesut olmak için Yeni Zellanda’ya kaçmak istiyorlardı.Bu hülyalar, tahakkuk edemeyince, hayali ülkeler tasavvur ettiler. Bu dünyadan memnun olmayan başka bir Türk şairi, Ahmet Haşim de mesut olacağı, kaçacağı bir“o belde”tahayyül etti.Varlığı ızdırab verici bir yalan sayan Fuzili,insanları bu dünyadan çıkmaya ve saadet verici başka alemleri dolaşmaya çağırır: 
“Gelin ey ehl-i hakikat, çıkalım dünyadan 
Gayr yerler gezelim, özge safhalar görelim! ” 
Bu alemin mükemmel olmadığı, başka bir yerde mükemmel ve mesut bir alem bulunduğu fikri, insanlık kadar eskidir. Dinlerin cennet fikri bu arzunun mahsulüdür.” 
(Şiir Tahylil evi,Dergah Yayınları 
Ekim 1975, sh:19) 

Ben de derim ki; “ Çile içten arıtır kişi oğlunu. Çilesiz insan hileli insandır. Şair, büyük çileyi yaşayan ve büyük davaya sahip çıkandır. Yunus’tan günümüze değin milyarlarca şair gelmiştir. Kaçını hatırlıyoruz ki? Burada önemli olan “kalıcı” olmaktır. 
Arkadaş, kendine “şair” denmesini istiyorsan, bir büyük “çile”n olmalıdır! 
Var mısın şairimiz Ümit Harun gibi aşk teknesinde yoğrulmaya? Suhera’ya tutulmaya bir otobüs durağında ve sonsuzluğun türküsünü söylemeye var mısın? 

Sabah ezanının vaktinde sevgilinin kapısı önüne gül misali: düşmek istiyor musun? Koskoca dünyada, bu kadar insan içinde “yapayalnız” kalmaya var mısın? Cüce olmamakta, yok olmamakta kararlı mısın? 
Serbest vezinle şiir yazıyorum mu diyorsun? Gel Ümit Harun’ca yaz. 
Yoksa arkadaş, sana güle güle! ! ! 

Mustafa Ceylan 


ÜMİT HARUN 

Ve açtım kilitleri oh be! 
Dilimin bağı çözüldü 
Gülde esir, lalede vurgunum 
Ya sen? 

Sen ressamısın zamanların 
Gülle düşersin kapı önüne 
Kalkarsın doğrulursun laleyle 
Ve bir “Suhera” bulursun belklide 
Bahaneyle… 

Ne yapayım ben? 
Bir “tahteravalli dünya” gözümde 
İn, çık, yüksel, düş… 
Geceleri yalnız olan sen misin sadece? 
Peki söyle bana, söyle! 
Nerede kaldı; gül, oyna, kavga,dövüş? ... 

Yaşamak bu ya dostum 
Bu ya insan olmak 
Sen,“şair insan” olarak 
Geleceğe kalacaksın belki de; 

Bense berduş… 
Varsın öyle olsun, dokunma dostum 
Hiç kimseyi üzmek değildir kastım… 
Unu eledim, çünkü 
Eleği duvara astım… 

Desene be Ümit Harun, desene 
Otobüs durağına çıktım ola Suhera? 
Saat tıkırtısında derviş zikri 
Zikirde ufuklar ağlar ya, desene! .... 

Ah be “galgan dikeni” ah be! 
Sabret, gecenin sonu sabah be! 
Otobüs işler, gelir suhera, yüzün güler 
Ben, çığlık çığlığa trenim istasyonda 
Anladın mı? ... 

Aynı çizgide, aynı yoldayız; 
Yürekse, gümbür gümbür 
Şiirse, mısra mısra 
Öyküyse, okusun gelecek çağlar 
Kitaptayız…. 
Kim silecek bilemiyorum adımızı? 

İnan dostum 
Hesaptayız…. 
Karpuz kamyonum devrilse gene iyi 
Gurbet içinde gurbetteyiz ya, o kafi 
Yaz, söyle, gör, işit, hisset, unutma! 
Unutma kındaptayız! ... 

Mustafa Ceylan 
28.08 2002 /24.04.2003 

Mustafa Ceylan
 
Cevapla
  


Foruma Git:


Konuyu Görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi

Android Haberler | Ansansanat | Borsa Yorumla | Gülce Edebiyat | Türkçe Dersi