Giriş Formu



Sitede Ara

Aşık Veysel Kitabı

“AŞIK VEYSEL” KİTABI

Mustafa CEYLAN
****************


ESERİN KÜTÜGÜ:

ESERİN ADI: AŞIK VEYSEL (Hayatı, Sanatı, Şiirleri)
KAPAK, Etem Çalışkan
YAYINLAYAN, Toker Yayınarı
100 Büyük Edip ve Şair Dizisi, No.47
İSTANBUL-1993

Tahir Kutsi Makal’ın Türk Edebiyatına ve Milli kültürümüze mükemmel armağanlarından birisi de “AŞIK VEYSEL” kitabıdır.
Karacaoğlan, Dadaloğlu, Köroğlu, Zara’lı Aşık Adem ve Aşık Hasan Dede kitapları gibi, sahasında önemli bir kaynak kitap olan bu eser, 240 sayfadan meydana gelmiştir. Kitap şu bölümlerden oluşmaktadır.
- Aşık Veysel Kimdir?
- Aşık Veysel Yaşarken
- Sadık Yare Kavuşuncu
- Dediler Ki,
- Sivrialan Köyünde
- Eserleri
- Aşk Şiirleri
- Güzellemeler
- Öğütler
- Sosyal Konular
- Tabiata Bakış
- Tanrı Yolunda
- Türk Adı
Tahir Kutsi eserleri hazırlarken, hangi noktalardan haraket ettiğini şu şekilde belirtmişti..“Günümüzün halk şairleri üzerine yaptığım, “Son Havadis”te yayınlanan kısa incelemem tahminlerin üstünde büyük ilgi gördü. Halk kendini bulmaya, kendini görmeye susamıştı. Türk halk şiiri geleneğimizi günümüzde sürdüren ozanların eserlerini görmek okumak halkımız için sevindirici olmuştu. Kendini buluyordu okuyan koşmalarda güzellemelerde, ağıtlarda, koçaklamalarla heyecanlanıyordu okuyan taşlamaları görünce “oh olsun” diyordu.
Yaşatan oldukça, yaratan olacaktı. Kim ne derse desin halk şiiri devam edecekti. Yunus’u, Karacaoğlan’ı, Pir Sultan Abdal’ı, Dadaloğlu’nu yetiştiren Türk halkı kendi duygu ve düşüncelerini yansıtanları yaşatacaktı.
Bu kitapla bir gerçek ozanımızı bütün cepheleriyle tanıtmak istiyorum. Türk halk şiirinin çağdaş gerçek temsilcisi büyük ozan Aşık Veysel’i; halkta saz şairleri üzerinde bazı maksatlıların yarattığı bulandırıcı düşünceyi aydınlığa çıkarmak üzere sunuyorum.”
“AŞIK VEYSEL KİMDİR?” Başlığı altında büyük ozan’ımızın hayatı kısaca verilmiştir. Aynen şöyledir : “Veysel Şatıroğlu günümüz saz şairlerinden, doğumu 1894 ölümü : 21 Mart 1973. Günümüzün aşıklarından Ali İzzet ve Talibi gibi Veysel de Sivas’ın Şarkışla ilçesi köylerindendir. Veysel, Sivralan köyünde doğdu, bir çiftçi oğlu. Yedi yaşında iken bir çiçek salgınında gözleri kör olduktan sonra, babasının avunsun, eğlensin diye verdiği kırık bir saza alıştıkça, Sivralan’a gelip giden âşıkları dinledikçe duyarlılığı gelişti… 1920’de anasıyla babası da ölünce kahırlı hayatında tek can yoldaşı olan sazı ve ağabeysinin çoluk çocuğuyla yalnız kaldı. 1928’den sonra Zara ve Hafik taraflarına gitti, bir, iki köyde bir süre misafir edildi. 1931’den sonra tanınmaya başlandı.
Bir arkadaşının yedeğinde üç ay yaya yürüyerek Cumhuriyetin onuncu yıldönümünde Ankara’ya ulaştı. İlk şiirlerini milli bayramda Ankara’da söyledi (29 Ekim 1933), kahvelerde sazını çaldı, koşmalarını okudu. Yurdu dolaşmaya gittiği yerlerde şiirlerini okuyarak sazını çalmaya çıkması bu tarihte başlar, yaşadığı gezgin âşık hayatında sık, sık köyüne döner. Evli, altı çocuk babası. Bir süre Arifiye ve Hasanoğlan (1942-1944), sonra Çifteler (Eskişehir) Köy Enstitülerinde halk türküsü öğretmenliği yaptı.
Türkülerinin çoğu plaklara da alınmış olan Aşık Veysel’in şiirleri en çok Ülkü Dergisi’ne yayınlanmıştı. (1941-1944), Kitapları : Aşık Veysel, Deyişler (Ankara, 1944, Sazımdan Sesler (3.b. İstanbul 1950), Dostlar Beni Hatırlasın (İş Bankası Yayını, 1971) Ozanın hayatını, sanatını, şiirlerini tanıtan bir başka kitap da Tahir Kutsi Makal’ın “Aşık Veysel Veysel”idir.
Ünlü ozanımız Aşık Veysel’i tanıtan bu yazıyı “Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü - 6” kitabında Behçet Necatigil kaleme almıştır.
“Üçüncü Baskıya Önsöz” başlığı altında; “Bu kitap, bir hayli değişik macera yaşadı. Mahkemelere, karakollara, toplatılarak depolara düştü. Yıllarca Aşık Veysel’i satın aldıklarını ve satın alabileceklerini sanan zihniyetle uğraşmak zorunda kaldık. Onun, gerçek vatansever, Türkiye’nin milleti ve ülkesi ile bölünmez bütünlüğünü savunan, Atatürkçü, Cumhuriyetçi, partiler ve ideolojiler üstü bir halk ozanı olduğunu ortaya koyan kitabımız gönlü dar çevrelerde tepki ile karşılandı. Onlar, Aşık Veysel’i, kısır görüşlü bir ideolojinin sözcüsü yapmak istediler… Bunu sağlığında beceremediler… Eserlerini, kendilerince Türklük ile Türkün milli değerleri aleyhine yorumlamaya kalkıştılar... Her dediklerine, yazarı ve yöneticisi bulunduğumuz gazeteler ile çeşitli dergilerde yazdığımız yazılarla cevap verdik. Cevap verirken, Aşık Veysel’in eserleri hareket noktamızı teşkil ediyordu.
Son yıllarda yetişen halk ozanlarımızın en büyüğü Aşık Veysel’i ideolojik yörüngeye sokamayanlar, ölümünden sonra, onu sevenlerden, hakkında eser verenlerden intikam alma gayretine düştüler… Bizi ve yayıncımızı mahkemeye verdiler. Para gücüyle kitaplarımızı toplattılar. Depolara attırdılar… Karşımıza “İş Bankası Kültür Yayınları’nı” çıkardılar. Prof. Avukatları karşımıza dikiyorlardı….” cümleleriyle kitabın çektiği çile anlatılmaktadır. Evet kitabın çilesi… En büyük çilelerden birisi bu…
“Ayrılıklardan Şikayet” başlığı altında; “Ünlü halk şairi Aşık Veysel’i gördüm. Yaşadığı acılarla dolu hayatı, elden bırakmadığı sazı ve dillerimizden düşmeyen deyişleri ile yüzyıllar ötesinin geleneğini sürdüren Aşık Veysel, bu sefer bizi birlik olmaya çağırıyor, Aşık olup aşk şiiri söylemişti. “Aşık oldum diyor dolaştım- Nerede dertli görsem derdimi açtım- En olmaz, dermansız bir derde düştüm - Hasreti kalbimde yâr uyandırır” demişti. Gurbet ele düşmüştü, dertlenmişti, derdini dökmüştü.”Gel gönül derdinden etme şikâyet / Yüce dağlar gurur duyar karından” demişti. Birinci Dünya Savaşı’na katılmamış olmasının üzüntüsünü mısralarda belirtmişti. Cumhuriyetin kuruluşunu anlatmış, Atatürk’ün ölümüne ağlayıp yazdığı destanla okuyanı ağlatmıştı. “Sadık yârım” demişti, toprağa sarılmıştı. Toprağı anlatmıştı.” dedikten sonra Tahir Kutsi, ozanımızın çok meşhur olan “Benim Sadık Yârım kara topraktır.”şiirinin bir dörtlüğünü vermektedir.
“Yurttaki önemli her olaydan etkilenen” ozanımızın, ayrılıklardan, kavgalardan şikâyetçi olduğu belirtildikten sonra, milletimizin birlik içinde olmasını istediği vurgulanmaktadır. Daha sonra “Sanatkârlar, toplum adına toplumun ıstırabını yaşayan insanlardır.Veysel’in hayatı ayrıca kişisel acılarla dolu. Veysel’ in doğumundan yedi yıl sonra bir feci hastalık, çiçek hastalığı gözlerini alıp gitmişti. “Genç yaşında felek vurdu başıma- Aldırdım elimden iki gözümü”.demeden önce Veysel’i anası koyun sağma dönüşünde dünyaya getirmiş ve göbeğini kendi eliyle koparmıştı. Şarkışla’nın Sivralan köyünün garip Veysel’i akranları askere giderken kendisinin kadınlar ve çocuklarla birlikte köyde kalışının, ardından ağlayan biri bulunmayışının acısını çekmişti. Büyük ümit bağlayıp evlendiği Esma’sı bir süre sonra Veysel’e bir çocuk bırakıp yanaşma ile kaçıp gitmişti… “Istıraplar çocuğu Veysel” daha sonra bir çok sille yiyecekti felekten, takaza görecekti. Bu yazı yazılmıştı alnına, acı duyacaktı, yürekten acıları çekecekti….” sözleriyle ünlü halk ozanımızın çilesi dile getirilmişti.
“İçe Dönük Nakışlar” başlığı altında Veysel’in Esma ile evlenişi ele alınmaktadır.
“Sivas İllerinde Zilim Çalınır” başlığı altında, 1931 yılında Sivas’ta Milli Eğitim Müdürlüğü görevini yürütürken Ahmet Kutsi Tecer’in Veysel’i keşfedişi anlatılmaktadır.
“Atanın Arattığı Adam” başlığı altında, 1956 yılında Veysel’in Denizli’ye geldiği ve Tahir Kutsi’nin Denizli Gazetesi’nde onu anlatan bir yazı yazdığı belirtilmektedir. Veysel’le yaptığı sohbetten anektodlar aktaran Tahir Kutsi, beşyüz kâğıt vererek yapımına yardım ettiği Kızılırmak üzerindeki Kaplan Deresi’ndeki köprünün üç ay içinde yanması üzerine gülen sazının nasıl hıçkırıklarla ağladığını söyledikten sonra, “Bütünüyle halk çocuğu Aşık Veysel. Köyün içinden çıkmış, köylünün derdini, davasını dile getirmiş. Köylünün sesi olmuştur.” demektedir.
Veysel’le yaptığı sohbette Büyük Atatürk’ün Veysel’i Ankara radyosunda dinledikten sonra, görmek, konuşmak için yanına çağırdığını, ancak, Veysel’in sabaha kadar yeyip içip söylediği bir kapıcı evinde olması nedeniyle Ata’yı göremediği anlatılmaktadır. Ve Veysel’in bu olay nedeniyle ağladığını yanıp tutuştuğunu söylemektedir.
“Aşk Yüzünden Deli Divane” başlığı altında “Aşk adamı deli eder, diye bir söz var. Deli eder de uzun yolların kulu eder. Isfahan’dan çıkıp da Nemrutların başına varan yanık Kerem ne güne misâl? Nice diyar gezip dağı taşı delen Ferhat, Zühre için demir asa, demir çarık dereleri düz eden Aşık Tahir, sonunda Mahmihri’nin dizine yatan Hurşit, Arzu’ya olan arzusunu yıllarca geliştiren Kamber ne güne misâl? Veysel de bugüne misâl. Aşk yüzünden deli divane, aşk yüzünden han odalarının, uzun yolların yardımcılı yolcusu…
Önce samimi arkadaşı İbrahim (Küçük Veysel) vardı yanında, şimdi oğlu Ahmet Şatıroğlu. Ahmet gören gözü Veysel’in “Gerçek rehber Allah’ın izniyle” dedikten sonra Veysel’le hasbihalini anlatır kıymetli yazarımız.. Ardından, Veysel’in ilk eşi Esma’nın kaçışı, tek yavrusunun ölüşü ve onlardan sonra da annesi ile babasının rahmete kavuşması nedeniyle, acılara garkolduğunu ifade eder. Veysel’in bu acılarını dindirebilmek için yakın köylere gidip dolaşmak istediğini belirtir. ”irade, dümen aşkın elinde şimdi, kurtuluş yok yollara dökülmek gerek. Yine de yola çıkaran Deli Süleyman şimdi. Ve küçük Veysel ve Bakırı Hüseyin…
Yurdu karış karış dolaşıyor Veysel... Adı saygı uyandıran, adı duyanı sevgilerle titreten, seven ve sevilen Veysel bütün Türkiye’de… Radyoda kendisine özgü melodisi ve söz tekniği, samimi yanık kalbinin derinliklerinden gelen sesi, en basitinden en yüksek tabakasına kadar halkı kendine bağlamış. Geziyor Veysel, arıyor Veysel, arıyor Veysel özlediği güzeli arıyor, her sanatçı gibi güzellikleri arıyor.” şeklinde duygularını seslendiriyor üstad Tahir Kutsi….
“Yüce Yürekli Halk Çocuğu” başlığı altında Tahir Kutsi, Aşık Veysel halk şiirini sevdiren adamdır. Kendine has deyişi, karakteristik sesi ile, kendisine ve daha önceki halk şairlerine ait şiirleri radyolarda okuya okuya, bıkkınlık veren şehirli edebiyatını yenmiştir. Şimdi Aşık Veysel’in tezenesini vuruşunu tanımayan, sesine kulak vermeyen yok gibidir. Aşık Veysel, Cumhuriyetten sonra başlayan Türk’ün kendine dönüş hareketine halkın iç zenginliğini katmıştır. Veysel’in kişiliğinde Karacaoğlan, Yunus Emre, Pir Sultan daha çok sevilmiştir. Cılız sesleriyle ancak çevrelerine hitap eden halk şairlerine Aşık Veysel ortaya çıkma cesaret vermiştir. Doğrudur, aşık Veysel, yere düşen altın heykeli kaldırıp kurtarmış, sevdirip beğendirmiştir. Ve Aşık Veysel güçlü kişiliğini korumasını bilmiştir. Kimsenin kafasıyla düşünmemiş, kendi duygu ve düşüncelerini söylemiştir. Yani Veysel, sanat adamı olmak, halk adamı olmak, halkın tercümanı olmak dışında politikaya ve ideolojiye teslim olmamıştır. Politikacılar ve “İzm”ciler teslim alamamışlardır Veysel’i.
Günlük sokak politikasına ve ideolojiye teslim bayrağını çeken bazı halk şairlerini sordum Veysel’e cevap verdi.
“Ben onların önündeyim ve üstündeyim dedi. Ben ağacım onlar meyve. Ağaca meyvesi acı yahut tatlı gelmez. Onlar hakkında hükmü halk verecek, edebiyatçılar verecek.” dediğini bildirmektedir.
“Karşılama Çığlığı” başlığı altında Tahir Kutsi, Aşık Veysel’in Denizli’ye gelişi üzerine 16 Nisan 1956 tarihinde Denizli Gazetesi’nde yayınladığı yazısını gözlerimizin önünde sermektedir.
“Sona Doğru” başlığı altında Tahir Kutsi, “Aşık Veysel dost insandır. Tadına doyum olmaz muhabbetinin. Veysel konuşurken Anadolu’yu dinler adam. Türküsünü, hikâyesini, derdini, davâsını, ızdırabını anlatır. Ve dostluğunu. “Dost, dost diye nicesine” sarılmış. Merhabası “pazara kadar” olanları da görmüş Aşık Veysel, “mezara kadar” olanları da görmüş. Şimdi seslenişi o, ikincilere, “Mezara kadar dost”u olanlara… Kim hatırlamaz Veysel’i? Kendi gitse ismi kalır yadigâr. Sazı kalır, sazından dökülen nağmeler kalır. Kulaklarda dost sesi, içler ısıtan sesi kalır.” demektedir. Tahir Kutsi’nin bu bölümde yayınladığı yazı da 1971 yılında Bayram gazetesi’nde kaleme aldığı yazıdır.
Kitabın ikinci bölümü “Sadık Yare Kavuşunca” adını taşımaktadır. Bu bölümde Tahir Kutsi, üç başlık altında yayınlamış olduğu 1973’lü yıllardaki yazılarına yer vermiştir.
“Dediler ki bölümünde” Tahir Kutsi, usta ozan Aşık Veysel hakkında Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nun güzel bir şiirini verdikten sonra Prof. Dr. Kemal Fikret Arık, Sabahattin Eyüboğlu, Ahmet Kabaklı, Nezihe Araz, İlhami Soysal, Ahmet Özdemir, Konur Ertop, Muzaffer Uyguner, Metin Soysal, Fikret Otyam, Afşar Timuçin, Fikret Öngören, Ahmet Kutsi Tecer, Halim Yağcıoğlu, Oktay Akbal, Talât S. Halman, Zeynep Avcı, H.Uğurlu’nun çeşitli yayın organlarında yer alan görüş ve düşüncelerini bir araya getirmiş. Ardından, Ortadoğu gazetesi’nde 1991 yılında yayınlamış olduğu “Sivralan Köyünde” başlıklı güzel bir yazısına yer vermiştir.
Kitabın “Eserleri” bölümünde ise Aşık Veysel’in sanat anlayışı ele alınmıştır. “Sanatı” başlıklı yazıda Tahir Kutsi, Aşık Veysel Şatıroğlu çeşitli konularda eserler vermiştir. “Türkü”, “Koşma”, “Semai”, “Destan” tarzındaki eserlerinin çoğunda 6x5 duraklı 11’lik hece ölçüsünü kullanmıştır.

“Deli gönül değme çayda bulunmaz
Coşarsa dalgası kendinden olur.
Dertsiz âşık diyar diyar dolanmaz
Gezdirir, kavgası kendinden olur”

Kıt’asıyla başlayan koşmasında olduğu gibi şiirlerinin çoğu 11 hece’liktir. Aşık Veysel ölçüye büyük önem vermiştir. İlk şiirlerinde ölçü zorunluluğuyla eski kelimeler ve tamamlamaların da kullandığı çok olmuştur. “Sazıma” koşmasında olduğu gibi.

“Garip bülbül gibi ah ü zâr etme…”
“Hayal-i hatır et, beni unutma”

Bir başka koşmasında olduğu gibi:

“Kuşe-i vahdete çekilsem, dursam
Mihnet-i dünyanın derdi bırakmaz”

“Nice oldu” yerine “Nicoldu”, ne dersin yerine “ne den”, “rüsva” yerine “ürüsvay” “rıza” yerine “ırıza mı senin adın” örneklerinde görüldüğü gibi kelimelere eklemeler yapmış yahut kısaltmıştır. Asya ismine “vezin” zorluğuyla bir harf eklemiştir:

“Avrupa, Asiye ayrı bir kıta
Bir yıllık yol idi deveye ata…”

Semai ve “nefes”lerinde de aşık Veysel 4x4’lük ölçü kullanmıştır.

“Memlekete destan oldum
Karım beni beğenmedi
Eşten oldum, dosttan oldum
Yârim beni beğenmedi”

Aşık Veysel, genellikle “aşık tarzında” olduğu gibi, “irticalen” söylemek yerine düşünerek, eserde öz’e değer vererek söylemiştir. Şiirin bir “meselesi” olması gerektiğine inanmıştır. “Fikirsiz şiir olmaz” demiştir ve kimi ozanların eksikliğini görmüş, şöyle eleştirmiştir:

“Aşıklar çoğaldı, sadık az kaldı
Fikreyle ey Veysel ne zaman geldi?
Şiirde ne özet, ne de öz kaldı
Savurur denesiz saman âşıklar”…

Veysel “denesiz saman” savurmamak için, işlediği konuyu derinliğine ve genişliğine düşünmüş, araştırmış, eski âşıkların bu konuda söylediklerini karıştırmış, kendine özgü deyiş biçimiyle konularını işlemiştir. İlk zamanlar Karacaoğlan, Pir Sultan Abdal, Ruhsati, Karpuzu Büyük Hasan Dede gibi ozanların etkisinde söyleyen Veysel, daha sonra kişiliğini bulmuştur. Deyişte de, musikide de kişiliğini tam olarak bulmuş, “Veysel tarzı söyleyiş, Veysel tarzı okuyuş” denilir haline gelmiştir.
Aşık Veysel’in şiirlerini çeşitli bölümlerde incelemek mümkündür. Yaşarken hakkında kitap yazmış tek folklor araştırıcısı yazar olmak övüncünü taşıyan ben, burada, ozanın eserlerini “aşk şiirleri” “Gurbet üzerine” “Güzellemeler” “Öğütler” “Sosyal Konular” “Tabiat” “Tanrı Aşkına” “Türk Adı” bölümlerine ayırdım.” demektedir üstad Tahir Kutsi….
Tahir Kutsi, bu eseriyle Türk edebiyatına çok büyük katkılarda bulunmuştur... Aşık Veysel ustayı tüm yönleriyle ve cümle şiirleriyle gündemimize sunmuştur..



***